#sanat

AMERİKAN RÜYASI DEDİKLERİ, BİR BÜYÜK TEDİRGİNLİK Mİ YOKSA?

YEKTA KOPAN | 22 Ağustos 2014 #sanat

Sanat, hayatı taklit ediyor. Hayat, sanatı taklit ediyor.

Farklı bir yaklaşımla şöyle de diyebiliriz: Hayat, hayatı taklit ediyor. Sanat, sanatı taklit ediyor.
Sanat disiplinleri birbirlerini beslemeye devam ediyor. Kaynaktan akan suyun hayattan geldiğini unutmayarak. O su bizlerin bedenini kavrıyor, içimize doğru akıyor. Şu fotoğrafta olduğu gibi.

Gregor Crewdson imzalı bu fotoğrafın hikayesinden önce, birbirini besleyen disiplinlerin arasında kısa bir yolculuk yapalım.
Edward Hopper resim sanatıyla yakından ilgisi olmayanların bile tanıdığı bir isim. Amerikan Rüyası denen yaşamın en çarpıcı yansımalarını, gerçekçi bir şekilde aktardığı tablolarını bilmeyen yok gibi aslında. Hadi gelin biz buna ‘göz aşinalığı’ diyelim.

Amerika’ya gitmemiş olsak bile Hollywood filmlerinden yakından tanıdığımız şu gece kafesinin yalnız ve kaybetmiş ruh halini, Hopper’ın “Nighthawks” tablosundan daha iyi anlatmak olanaksız.
Hitchcock’tan Scorsese’ye o kadar çok sinemacı üstünde etkisi var ki Hopper’ın, bu başlı başına akademik bir incelemenin konusu. Ama madem örnekler veriyoruz, önce ünlü Amerikalı ressamın “Room in New York” adlı tablosuna, ardından şimdiden efsaneleşmiş televizyon dizisi Mad Men’in bir karesine bakalım.

Birbirlerine dirsek temasında bulunan iki kare. Ne kadar tanıdık değil mi?
Sanatların birbirlerini etkilemesi kaçınılmaz. Sanatsal birikimin, yeni bir üretime dönüşmesi izleyici-okur açısından da değerli ve heyecan verici üstelik. Önceden takipçisi olduğu bir konunun ya da görüntünün, yeni bir yansımasını görmek, kendi birikimlerini de tekrar gözden geçirmesi anlamına geliyor. Önceden bilmediği bir konuda da, bir hazine avcısı misali iz sürüyor kişi.
Gelin yine bir Hopper tablosuna bakalım.

Bu tabloyu bilmeyen yok gibidir. Otel odasındaki kadının yalnızlığı, ilk bakışta içine çeker insanı. Bir kenara atılmış kıyafetler, her an gitmeye hazır olduğunu hissettiren valiz, kadının toplu yatağın kenarına bırakıverdiği yarı çıplak bedeni ve elindeki kitap...
Şimdi de Edward Hopper’dan, ünlü Amerikalı fotoğrafçı Diane Arbus’tan, Alfred Hitchcock’tan, David Lynch’ten etkilendiğini, bu isimlerin çalışmalarından ilham aldığını gizlemeyen, günümüzün ilginç fotoğraf sanatçılarından Gregory Crewdson’un bir fotoğrafına bakalım. Üstelik fotoğrafın başrolünde müthiş Hollywood yıldızı Julianne Moore var.

Gregory Crewdson, 1962 doğumlu New York’lu bir sanatçı. Gençliğinde bir punk grubunda müzik yapıyormuş. Grubun şarkılarından birinin HP firmasının dijital kameralarının reklam müziği olması bir anlamda hayatının dönüm noktalarından biri olmuş. Seksenli yıllarda fotoğrafçılık eğitimi alan Crewdson, hala profesör olarak çalıştığı Yale Üniversitesi’nde de Güzel Sanatlar alanında master yapmış.
Aslında Crewdson’ın tümüyle kurgusal, dramatik bir yapıyla hikayesini anlatan ve büyük prodüksiyonlarla kotardığı fotoğrafları bir süredir ülkemizde de geniş bir hayran kitlesi tarafından takip ediliyor. Bunda 2012 tarihli ve Ben Shapiro imzalı “Gregory Crewdson – Brief Encounters” isimli belgeselin büyük rolü var. Fotoğrafların çekilme süreçlerini, kamera arkası çalışmalarını ve sanatçının kurguyu yaparken zihninden geçenleri aktaran belgesel, izleyeni bu dünyaya hemen dahil ediyor.
Büyük prodüksiyonlar dedik ya... Boş yere söylenmiş bir söz değil bu. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta yapay kar kullanıldığını, altmışın üstünde bir kamera arkası ekibiyle setin kurulduğunu, sağ kenarda ufacık görülen kırmızılı kadın için bile ayrı bir ekip çalıştığını söylemek yeterli olacaktır sanırım. Bunlar gerçekten çok büyük, çok pahalı ve doğruyu söylemek gerekirse Türkiye sinemasında kimi filmin sahip olmadığı bütçeye sahip prodüksiyonlar.

Fotoğrafların çoğunda gördüğümüz evlerin bir sette kuruluyor ve bir kare için aylarca çalışılıyor. Gelin bir kamera arkası fotoğrafına bakalım.

Kaynakları geçen yüzyılın başına uzanan bir estetik anlayışla popüler kültürün yeni görsel anlayışını sergileyen isimlerden biri Gregory Crewdson. Gagoisan Gallery ve White Cube Gallery’nin prestijli sanatçılarından. Bu kadar büyük paralara, önemli sponsorluklarla çektiği karelerin hangi fiyatlara alıcı bulduğunu varın siz düşünün artık.
Teknolojinin en son yeniliklerini kullanıyor Crewdson. Ama ulaşmak istediği ışıklandırma, renklendirme ve çerçeveleme anlayışı Hopper’ın sadece fırçasıyla başardığı noktada duruyor. Amerikan popüler kültürü, yeniden üretmeleri, kendi içinden doğurmaları seviyor. Buradan besleniyor. Amerikan Rüyası’nın bir parçası bu.
Amerikan Rüyası demişken, yazıyı birkaç Gregory Crewdson fotoğrafıyla noktalayalım. Bu dillerden düşmeyen rüya büyük bir yalnızlık, tedirginlik, iletişimsizlik ve umutsuzluktan mı ibaret yoksa?

 

 

etiketler

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.

BENZER İÇERİKLER