#sanat

ANTABUS: BEN BURADAYIM, SİZ NEREDESİNİZ?

YEKTA KOPAN | 11 Kasım 2015 #sanat

Bakmaya ve görmeye cesaretiniz var mı?

Oyunun ilk saniyesinden başlayarak Leyla Taşçı gözlerinizin içine bakıyor.

Bakıyor ve soruyor: “Ben buradayım, siz neredesiniz?”

Kocam beni döverken neredeydiniz? Her gün şiddet gördüğümü bilerken neredeydiniz? Kapınızı çalıp yardım istediğimde neredeydiniz? Ölümün eşiğinde olduğumu bildiğiniz o anlarda neredeydiniz?

İstanbul Tatbikat Sahnesi’nin salonundayız. Levent’teki Melodi Pasajı’nı eski İstanbullular bir sinema salonu olarak hatırlar. O salon, artık harika bir tiyatro mekanı olarak sanatseverlere hizmet veriyor. Erdal Beşikçioğlu’nun Genel Sanat Yönetmenliği’nde, tarihi 1940 yılına dayanan ve Devlet Tiyatroları’nın temelini oluşturan Tatbikat Sahnesi ruhu, Ankara’dan sonra İstanbul’da da, bu mekanda yaşıyor.

Seyircisini oyunun her köşesine dahil eden oturma düzeneğinde yerlerimizi aldık. Seray Şahiner’in geçen yılın çok konuşulan kitabından sahneye uyarlanan Antabus başlayacak az sonra. Nihal Yalçın’ın tek kişilik performansını izleyeceğiz. İlham Yazar’ın yönettiği oyunun müziklerini Onur Yüce, ışık tasarımını Mustafa Bal yapmış.

Seray Şahiner, romanında iç seslerle görselliğin dengesini çok iyi kurmuştu. Kitabı okuyan çok kişi gibi ben de, bir gün sahneye taşınacağını düşünmüştüm. Ama romanın baş kişisi Leyla Taşçı’yı bir oyununun bedeninde canlandıramamıştım bir türlü. Nihal Yalçın, o bedenin içine girmekten ötesini yapmış. Leyla’nın yaşamaya devam edebilmek için –biraz gündelik hayattan, biraz televizyondan devşirdiği- alaycı dili, Nihal Yalçın’ın sade ama sert yorumuyla birleşince, daha da can acıtıcı oluyor.

Leyla Taşçı, her gün üçüncü sayfa haberlerinde gördüğümüz kadınlardan biri. “Vah vah, tüh tüh” deyip geçiştirdiğimiz bir hayat hikayesi. Gazete dediğin nedir ki, ters yüz edersin ölümden spora geçersin. Ama Antabus’ta Leyla, ters yüz edilmeye değil, izleyicisini yüzleştirmeye geliyor.

Leyla’nın hikayesini anlatacak değilim. Bildiğiniz bir hikaye. Zaten oyun gücünü biraz da buradan alıyor. İzleyicilerin hepsine “Gerçekten de böyle yaşanıyor bu hayatlar,” dedirtmesinden yani. İyi de, o hayatların öyle yaşandığını bu kadar iyi biliyorsan, sen neredesin be kardeşim?

Erkek egemen bir dil her sabah yeniden kurulurken, kutsal aile yalanı durmadan pompalanırken, kamusal alan bu kadar erilken, kadın böylesine çaresiz ve erkeğe bağımlı kılınırken sen neredesin?

İki tane sosyal medya paylaşımıyla rahatlatabiliyor musun vicdanını? Neredesin?

Seray Şahiner’in ‘içeriden ve sert’ metnini, seyirciyi kavrayan bir rejiyle sahneye taşımış İlham Yazar. Tatbikat Sahnesi’nin koşulları ve hareketli koltukları da buna izin veriyor elbette. Böylece seyirci, Leyla Taşçı’nın hikayesinin ‘ortasında’ buluyor kendisini. Kaçacak delik yok. Şimdi düşün ey seyirci, neredesin?

Nihal Yalçın, bütün seyircilerin gözüne bakıyor tek tek. Bakışlarınızı kaçıramıyorsunuz. Her gün ölüm haberini okuduğunuz binlerce Leyla’dan biri size dik dik bakıyor ve bu kez kaçamıyorsunuz.

Birbuçuk saatlik zorlu bir oyunculuk performansı gerektiriyor Antabus. Nihal Yalçın, bu sürenin her saniyesini omuzlamayı başarıyor. Beden diliyle, ses tonuyla, Seray Şahiner’in metninden gelen mizahın dozuyla ve duygular arasındaki yumuşak geçişleriyle. Selam sonrasında, ışıklar içindeki yok oluş anına kadar Leyla Taşçı’nın adımlarıyla yürüyor salonun dört bir tarafında. Üstelik televizyon ekranından bir “komedi oyuncusu” olarak tanınmanın olası dezavantajını, kısa sürede avantaja çevirerek. Çünkü Leyla, hikayesinin seyirci tarafından normalleştirilmesine izin vermeyecek bir dile sahip. İronisiyle acısı arasında bir denge kurmak zorunda hayatına “bir gün daha” devam edebilmek için.

Nihal Yalçın, seyircisini hem sarıp sarmalayan, hem de yerden yere vuran bir performans sergiliyor.

Dedim ya, Leyla’nın hikayesini anlatacak değilim. Zaten çok iyi biliyoruz. O kadar iyi biliyoruz ki, dönüp bakmıyoruz bile. Gözümüzün içine bakan bir oyundan sonra, belki bizim de bakmakla yetinmeyip, görmeye cesaretimiz olur biraz.

“Bu kadar yazdın ama Antabus ne demek onu söylemedin,” diyenler vardır belki. Onları da İstanbul Tatbikat Sahnesi’ne davet ediyorum.

Hala bakmaya ve görmeye cesaretiniz yoksa, insanlığınızı Antabus bile kurtaramaz çünkü.

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.