#sanat

EDWARD HOPPER TABLOLARINDA KAYBOLMAK

YEKTA KOPAN | 21 Nisan 2016 #sanat

İtalya’ya gideceklere duyurulur: Hopper sergisi 24 Temmuz’a kadar Bologna’da

Palazzo Fava'daki Edward Hopper sergisinin bileti ve broşürü

Bologna’da ılık bir nisan sabahı. Günlerden pazar. Palazzo Fava’nın önünde uzun bir kuyruk var. Sabah erkenden yola çıktık. Ama daha hızlı davranmalıydık, kuyruk oldukça uzun. Kimileri kahve içiyor, kimileri sohbet ediyor. Ben de kitabımı okumaya başlıyorum ama aklım az sonra göreceğim tablolarda. Edward Hopper bütün tablolarıyla zihnimi açan, hayranı olduğum bir ressam.

New York’un Greenwich Caddesi'ndeki bir restorandan esinlenerek yaptığını söylediği Nighthawks, çoğumuzun ezberinde olan bir tablo, yirminci yüzyıldan günümüze taşan en önemli popüler ikonlardan biri. Bilirsiniz, gececi restorandaki dört kişi. Birbirlerine yakın duruyorlar ama sanki birbirlerini hiç tanımıyorlar. Dokunacak mesafedeler ama sanki hayatlarında hiç kimseye dokunmamışlar. Gecenin karanlığında ve ıssızlığında birbirlerine dostluk edecek gibiler ama aslında dördü de yalnız.

Edward Hopper'ın Nighthawks isimli tablosu

Bu benzersiz tabloyu görmek için Chicago’ya gitmek gerekiyor. Ama temmuz ayının sonuna kadar, bir Avrupa gezisi sizi Hopper’la buluşturabilir. Bologna’daki Edward Hopper sergisi 24 Temmuz’a kadar devam edecek.

“En ünlü tabloları yoksa hiç gitmeyeyim,” diye düşüneneler olabilir. Hemen kovun bu düşünceyi aklınızdan. Eğer Bologna’ya ya da yakınlarına bir yolculuğunuz varsa, mutlaka gidin Palazzo Fava’ya. Üstelik Bologna demek, kısa bir tren yolculuğuyla Floransa’ya gidip sanatı damarlara zerk etmek demek. Bologna demek, benzersiz bir lezzet turu yapmak demek. Bologna demek, ‘Kuleler Şehri’nin tarihinde kaybolmak demek. Yani, sadece Hopper değil, onlarca harika fırsat çağırıyor sizi.

Biz dönelim Hopper sergisine. Öncelikle iyi bir sergileme alanında doğru bir yerleştirme-ışıklandırma ile karşılaşacaksınız. Kronolojik bilgiler ve ücretsiz sesli rehber sizi bir an olsun yalnız bırakmayacak.

Daha birinci salonda, yani çoğunlukla 1906-1909 yıllarından Paris’te yaptığı tablolarda Hopper sizi avuçlarının içine alacak. Bridge in Paris, Stairway at 48 rue de Lille, Notre-dame de Paris gibi erken dönem resimlerinde çok az elemanla çok şey anlatıyor. Hopper tablolarında sadece bireyler değil; nesneler, binalar ve hatta doğa bile yalnız. Her tablosunda baktığım 'an'ı değil, bir sonrasını düşündürüyor bana. Aklımda hep aynı tedirgin soru, “Peki şimdi ne olacak?’.

Kimi tablolarda günümüzün yalnız bireyinin ve dünyasının tedirginliği, tabloya bakana da geçiyor. Ama bir yandan da hep ‘umut’ var. Bir binanın üstüne düşen güneş ışıkları bile umuda dönüşebiliyor onun fırçasında.

 Bologna’daki Edward Hopper sergisinde Yekta Kopan

Benim için sürprizlerden biri, az bildiğim eserlerinden biri olan Soir Bleu ile karşılaşmak oldu. 1914 tarihli bu tablosu, Hopper’ın en büyük boy çalışmalarından ve ancak ressamın 1967’deki ölümünden sonra stüdyosundan çıkıp insanlarla buluşmuş. Bu tablonun karşısında dakikalarca duracağınıza eminim.

Salonlardan salonlara geçtikçe daha yakından tanıdığınız eserlerle karşılaşacaksınız. Italian Quarter, Helen Hayes’ House, Smalltown Station, American Village, High Road gibi... Railroad Crossing’in ortasından geçen rüzgarda tedirginliğinizin huzura dönüştüğü bir an olacak. Zaten Hopper tabloları bize, o kısa anların değerini öğretmiyor mu?

Çok sevdiğim Gas’ın sadece eskizi var sergide. Bir an hayal kırıklığına uğrayacak gibi oluyorum ama öyle büyüleyici bir eskiz var ki karşımda, büyüleniyorum. Aynı etki Office at Night’ın eskizinde de oluyor. Aslında bunlara eskiz demek haksızlık olur. Görünce bana hak vereceksiniz.

Sergi o kadar kalabalık ki, kimi tabloların başında zaman geçirebilmek için sabırla beklemek gerekiyor. 1927 tarihli Light at Two Lights’da bunlardan biri. Güneş ışığı tablonun merkezinde bir yalnızlık duygusuyla çıkıyor karşıma. Hafif bir rüzgar eşlik ediyor bu ışığa. Renkler kendilerini yollarda ve binaların cephelerindeki ışık oyunlarında gösteriyor.

Yalnız binalar, yalnız insanlar, arkası dönük kadınlar, düşünceli erkekler... Bitmeyen bir tedirginliğin kahramanları... Birbirlerine yabancılaşmış, kasvetli dünyaya yenik düşmüş bireyler. Ve tuhaf bir şekilde bütün bu hikayeyi sarıp sarmalayan bir umut.

Edward Hopper'ın Second Story Sunlight isimli tablosu

Serginin ‘assolisti’ hiç kuşkusuz Second Story Sunlight. Ama ne yalan söyleyeyim, ben zaten bu tabloya gelene kadar müthiş bir ruhsal doyum yaşamış durumdayım. Yine de son dakikada yapıyor yapacağını Hopper; bu tabloyla zihnimi yeni bir yolculuğa çıkarıyor. 1960 tarihli tablo, her biri hikaye yazdıracak sorularla geliyor: Kim bu iki kadın? Yaşlı olan ne okuyor? Genç olan neden bikinili, nereye bakıyor? İkisini bu mekanda buluşturan ne? Neden bu kadar uzaklar? Sorular, sorular... Zaten Hopper’ın en iyi yaptığı işlerden biri bu; soru sordurmak.

Sergi ziyaretçilerini Second Story Sunlight’ın içine yerleştiren fotoğraf oyununu da oynayarak noktalıyoruz gezimi.

Tek kötü haberim, hediyelik eşya tutkunlarına. Açıkçası serginin dükkanı size hemen satın almak isteyeceğiniz parçalar sunmayacak.

Bologna’da ılık bir nisan sabahı. Günlerden pazar. Harika bir fincan kahveyle taçlandırıyorum sergiden aldığım zevki. Edward Hopper bir kez daha zihnimi açtı. Fırsatı olana, tavsiyemdir.

Meraklısına not:
Giriş 13 euro. Palazzo Fava’nın adresi: Via Manzoni, 2, 40121 Bologna

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.