#sanat

ESKİ SEVGİLİNİZLE ARKADAŞ OLABİLİR MİSİNİZ?

YEKTA KOPAN | 26 Ocak 2016 #sanat

Çoğumuzun geçmişinde hüsranla-kırgınlıklarla biten ilişkiler var. “Biz çok güzel şeyler yaşadık ve dostça ayrıldık” yalanı kurtarmıyor. ‘İlişki kitabı’ öyle kolay kapanmıyor anlayacağınız. Çok sayfa açık kalıyor. Üstelik o sayfalarda yazanlarla yüzleşmeye, hesaplaşmaya da cesaretimiz olmuyor.

“Yıllar sonra karşıma çıksa, şunları söylerim mutlaka,” diye cebimizde hazır tuttuğumuz kocaman bir konuşma var. Dürüst olalım, o konuşmanın büyük bir bölümü karşı tarafı kanatmaya hazır kelimelerden oluşuyor. Ayrılık zamanı söylenemeyenler, içe atmak zorunda kaldığımız cümleler, hatta şöyle ağız tadıyla savurmak istediğimiz küfürler.

“Ben hayatımda kötü ayrılık yaşamadım, hep saygı çerçevesinde noktaladık ilişkiyi,” diyenler bu yazıyı okumayabilir. Ama bence, hayatlarını bir daha okumalarında fayda var. Kendimizi kandırmayalım.

Peki o açık sayfalar kapatılmalı mı? Bu hesaplaşmalar yaşanmadan yaşayıp gitmek daha iyi değil mi? Yüzleşmek karşı tarafı olduğu kadar bizi de kanatmaz mı?

İşte bu sorular zihnimizi bir anda kilitliyor değil mi? Yeni bir hayat kurmuşsunuz, belki evlenip çoluk çocuğa karışmışsınız ve bir anda eski sevgiliniz karşınıza çıkıveriyor. Ne yapardınız?

Mam’Art Tiyatro, ülkemizde daha önce de eserleri sahnelenen ve tiyatro severlerin yakından tanıdığı Amerikalı yazar Neil LaBute’un ‘Some Girls’ oyununu ‘Özel Kadınlar Listesi’ adıyla sahneye taşıdı bu sezon.

Pınar Töre’nin zeka dolu çevirisi (hatta biraz da uyarlaması diyebiliriz, çünkü Töre metne hem coğrafyada hem de zamanda yolculuk yaptırmış) ile dünyasına rahatlıkla girdiğimiz oyunun yönetmeni usta bir isim: Tuğrul Tülek.

Sahnedeki kurmaca dünya ile seyircilerin alışverişi için en sağlıklı koşulların yaratılması yönetmenin zorlu işlerinden biri. Tuğrul Tülek, oyuncularla birlikte seyircileri de doğal akışına bırakan bir üslupla sahnelemiş oyunu. Zorlu bir seçim bu, taşlardan biri oynasa denge bozulur çünkü. Usta işi dokunuşlar, sahne hareketleri, tempo kararları, ışık seçimleri burada devreye giriyor. Sonuçta oyun ‘harika bir pasta gibi’ duruyor karşımızda. Tuğrul Tülek’in usta bir oyuncu olması ve sahnenin ruhunu da anlaması işin artısı. O da pastanın üstündeki çilek.

Yıllar sonra evlilik hazırlıklarıyla uğraşan ve yazdığı kitabın çok satmasıyla yakaladığı başarıyı sürdürmek isteyen erkek rolünde Deniz Karaoğlu, oyunun başından sonuna sahnede ve zorlu bir işin altından kalkıyor. İç enerjisi bir an bile kaybolmuyor. Erkek karakterimizin yüzleşmeye geldiği kadınlar var bir de, yani ‘Özel Kadınlar’. Feri Baycu Güler, Beste Bereket, Hülya Gülşen ve Başak Daşman. Her biri, seyirciyi kendi tarihinde yolculuğa çıkaracak maharette kadın karakterler olarak geliyor sahneye. Hesaplaşmanın ‘sert’ cümleleriyle, kahkaha attıran anları arasında tökezlemeyen adımlarla dolaşıyorlar. Oyuncular bu kadar doğal, içten ve akıcı olmasa, biz seyirciler hesaplaşmanın doğrudan parçası olamazdık elbette. Oyuncuların hepsini tek tek tebrik ediyorum.

Çok güleceksiniz bu oyunda. Sürprizli sona doğru ilerlerken, güldüğünüz kadar soru da soracaksınız kendinize.

Sorulacak sorulardan biri şu: Eski sevgilinizle arkadaş olabilir misiniz?

Aradan yıllar geçtikten sonra hiçbir şey yaşanmamış gibi sarıp sarmalayabilir misiniz? Facebook arkadaşlarınıza ekler misiniz? Bütün eski sevgililer zamanla sıradan birine mi dönüşür? ‘Tam da bu çağın insanı olmak’ eski sevgiliyi kucaklamakla mı mümkün olur? Hatta ‘zamanın ruhunu yakalamak’ için eski sevgilinizle...

Hayır, oyunun sürprizli sonunu söylemeyeceğim.

Eminim ki, oyundan sonra bütün bu soruları kendi içinizde düşüneceksiniz. Cevapları da sizde kalsın.

Mam’Art, Tuğrul Tülek’in yönetiminde beş harika oyuncuyla, izlerken rahatça akıp giden ama sonunda kişisel hayatımıza neşter vurmaktan kaçınmayan bir oyunla karşımızda.

Yazının başlığındaki soruya bir ek daha yaparak noktalayayım: Sizin hayatınızda o hesaplaşmayı yaşayamadığınız isimler var mı? Sizin cebinizde bir ‘Özel Kadınlar/Erkekler Listesi’ var mı?

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.