#sanat

GEL VATANDAŞ GEL! BATAN GEMİNİN MALLARI BUNLAR!

YEKTA KOPAN | 26 Mayıs 2017 #sanat

Damien Hirst’ün Treasures From the Wreck of the Unbelievable (İnanılmazın Enkazından Hazineler) adını verdiği sergisi 3 Aralık’a kadar Venedik’te

Günümüzden tam 2000 yıl önce Doğu Afrika yakınlarında batmış bir gemi.

Geminin sahibi Cif Amotan II.

Cif Amotan II bir köle. Ama özgürlüğüne kavuşmuş bir köle.

Gemisini sanat eserleriyle doldurmuş. Bütün kültürlerden, bütün toplumlardan örnekler var bu sanat eserlerinin arasında. Üstelik “zamansız” bir seçki.

Anlayacağınız Cif Amotan II’nin gemisi, bir çeşit Nuh’un Gemisi. Bütün kültürlerin sanat üretimlerini “taşımak” görevini üstlenmiş bir Nuh’un Gemisi...

Çok değerli eserlerle dolu bu gemi batığı 2008 yılında keşfediliyor. Ve o keşif sonrasında 10 yıl boyunca bu eserlerin üstünde çalışılıyor. Sonunda günümüz izleyicisinin karşısına çıkacak hale geliyor. Asırlara yayılan bu hikayenin sonunda ulaştığımız serginin adı, Treasures From the Wreck of the Unbelievable (İnanılmazın Enkazından Hazineler).


Genç İngiliz Sanatçılar / Young British Artist akımının en ünlü isimlerinden biri olarak kabul edilen, 1965 doğumlu İngiliz sanatçı Damien Hirst’ün on yıllık bir aradan sonra açtığı serginin hikayesi bu işte. Hirst, 2000’lerin ilk yıllarından bu yana yaptığı işler en çok konuşulan, en çok tartışılan, en çok eleştirilen isimlerin başında geliyor. Bu “en çok” sıralamasına bir de en çok kazanan isimlerden olduğunu eklemeliyiz. Kimilerine göre çağdaş sanatın “şaka” yapmayı seven üreticisi, kimilerine göre sansasyonu paraya çevirmeyi iyi bilen bir tüccar.


Hirst’ün Treasures From the Wreck of the Unbelievable başlıklı sergisi Venedik'te Pinault Vakfı'na ait iki farklı mekanda, Palazzo Grassi ve Punta Della Dogana’da eş zamanlı olarak açıldı. İki mekanın kapısını aynı serginin iki bölümüne, aynı tarihte açması eşine pak rastlanmayan bir olay. Kısacası, daha açılıştan itibaren yine sansasyonel bir tavır alıyor Damien Hirst.

Sergi açılmadan hikayesi yayıldı öncelikle. 10 yıl aradan sonra açtığı ilk büyük kişisel sergisi olması, beklentileri artırıyordu doğal olarak. Üstelik bu sergi için uzun süre ekibiyle birlikte su altında çalıştığı fısıltıları da yayılmıştı kulaktan kulağa. Damien Hirst ve ekibinin yaklaşık 250 adet heykeli deniz tabanına yerleştirdiği söyleniyordu.

Bienal için gittiğim Venedik’te, Hirst’ün sergisini gezme fırsatı da buldum. Devasa heykellerin bizi karşıladığı ilk salondan itibaren, Cif Amotan II’nin batan gemisi kurmacasından, nasıl bir gerçeklik oluşturduğuyla ilgilendim. Ziyaretçilerin, heykellere yakından bakarak, “Bunların ne kadarı deniz altında yapmış?” sorusunu sorması; yer yer bir arkeoloji müzesini andıran camekanlardaki süs eşyası benzeri objelerin bir kısmının “gerçekten” deniz altından çıkmış olabileceği olasılığı üstünde durması, bu post-modern kurmacanın, sanatçı açısından karşılığını bulduğunu gösteriyordu açıkçası. Daha doğrusu “post-truth” anlatı demeliyiz. Elbette, 2000 yıl önce batmış gemi hikayesi Damien Hirst'ün “uydurduğu” bir hikaye. Bunu destekleyecek bir kurgusu var serginin. Eserler de bu kurgu doğrultusunda üçer örnekle karşımıza çıkıyor; orijinal versiyon, denizden çıkarılmış versiyon ve replika.

Kimi salonların duvarlarındaki dev denizaltı çalışması fotoğraflarıyla desteklenen, bu “hikaye içinde hikaye” durumu sergideki eserlerden daha mı değerliydi peki? Yazının başında özetlemeye çalıştığım 2000 yıl önce batan gemi hikayesi olmasa, bu eserlere aramızda nasıl bir ilişki kurardık? Bu anlatı, bizim algımızı ne kadar yönlendiriyor?

Sanat camiası bu sorulara farklı cevaplar veriyor. Bütün Damien Hirst işlerinde olduğu gibi ayakta alkışlayanlar da var, gereksiz bir gösteri olarak görenler de. Ama bir ayna meseliyle tekrar eden işlerin ve devasa heykellerin etkileyiciliği konusunda çoğu kişi hemfikir. Hemen söyleyeyim; serginin en büyük işlerinden olan, bakır taşından yapılmış Medusa heykelinin değeri 4 milyon dolar olarak belirlenmiş. 50 milyon poundluk bir operasyon olduğu söylenen serginin, rakamlarla karşılığını varın siz düşünün artık.

Sonuçta, kim ne derse desin, batan geminin malları arasındaki turunuzun zihin açıcı olacağı kesin. Neler yok ki sergide? Game of Thrones dizisinde de kullanılmış bronzdan bir savaşçı tanrıça heykeli, mermer büstler, mücevherler, paralar... Dileyen girişte anlattığım hikayenin izinde yürüyebilir, dileyen bu eserlerin su altında “işlendiği” bilgisiyle kendinden geçebilir, dileyen de çağdaş sanatın bu çılgın üreticisinin yine kafasına göre bir oyun oynadığını düşünebilir. Eğer bütün bilgileri kısa süreliğine de olsa zihninizin dışında bırakabilirseniz, kendi hikayenizi yazabileceğiniz bir sergi gezmiş olacaksınız.

Kişisel notumu şuracığa bırakıvereyim: Bazı işlere hayranlıkla baktım. Yakından inceledim. Notlar aldım. Bazı işlerin karşısında da sanatın bu kadar “numara kokması” meselesi üstüne düşündüm. Anlayacağınız, şu ya da bu şekilde, düşündüm-yüzleştim.

İnanılmazın Enkazından Hazineler, Hirst’in 2004 yılından beri İtalya’da gerçekleştirdiği en kapsamlı sergi. Eğer 3 Aralık 2017’ye kadar yolunuz bir şekilde Venedik’e düşecek olursa, bir gününüzü bu sergiyi gezmeye ayırabilirsiniz.

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.