#sanat

HUGH JACKMAN'LA BİR AKŞAM

AYLİN ASLIM | 25 Mart 2015 #sanat

Çocukluğumdan beri şarkı söylemeyi çok sevdiğim halde, müzikallere hiçbir zaman fazla sabır gösteremedim. En meşhurundan en tuhafına şans vermiş olsam da, sevmeye uğraştıysam da, müzikallerden hep sıkıldım. Hugh Jackman fanı da değilim.

Ne var ki, 17 Mart Salı akşamı Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde “Hugh Jackman’la Bir Akşam” (An Evening with Hugh Jackman) adlı gösteriye günler öncesinden başlayan bir heyecanla gittim. Birkaç yıl önce Oscar ödül töreninde izlediğim şovunda Jackman öyle iyiydi ki, hayatımda herhalde ilk ve son kez bir Oscar gecesini sonunda uyuyakalmadan izlemeyi başarmıştım. Tek sebebi, o güne kadar sadece yüksek bütçeli aksiyon filmlerinden tanıdığım Jackman’ın müthiş performansıydı. O güne kadar sadece karizmatik bir Holywood aktörü olarak tanıdığımız Jackman’ın muazzam müzikal oyunculuğu geçmişinden haberim yoktu. Çok iyi şarkı söylüyor, muazzam dans ediyordu; çok da sempatikti üstelik. Avustralyalı alçakgönüllülüğü de cabası. Gece boyunca yaptığı esprilerinde Holywood usulü Amerikan bayatlığından kırıntı yoktu. Bütün geceyi “Helal olsun adama!” diyerek izlediğimi hatırlıyorum.

İşte bu hatıra yıllar sonra Zorlu’daki bu gösteriye hasta yatağımdan kalkıp hevesle koşturmama yetti. Kalabalığa rağmen yerimizi kolayca bulduk. Normalde ünlü yıldızı mümkün olan en ön koltuktan, yakından görmek isteyebilir insan; ama ben ses kontrol masasının hemen arkasında olmaktan çok memnundum çünkü işin içinde müzik varsa, her şeyi en iyi ve dengeli duyabileceğiniz en ideal yer, mekanın tam ortasıdır. Ses kontrol masaları da bu sebepten hep buraya kurulur.

Herkes yerine oturduktan sonra uymamız gereken kurallar anons edildi: “Gösteri süresince fotoğraf ya da video çekmek yasaktır. Lütfen cep telefonlarınızın kapalı olduğundan emin olun. Şayet kurallara uymazsanız, hatırlatmak isteriz: Wolverine sahnede olacak!” Gösterinin sonlarına doğru birkaç sabırsız kadın hayranı dayanamayıp bu kuralı bozduysa da, sahnede Wolverine’i uyandıracak bir durum olmadı çok şükür.

Perde açıldı, ve otuz kişilik orkestrayla birlikte sahnede Hugh Jackman belirdi. Takım elbisesinin içinde kravatsız beyaz gömleğiyle rahat görünüyordu. Hemen konuya girdi. İlk şarkısından hemen sonra Türkiye’ye on dokuz yıl önce (şimdiki karısıyla tanıştıktan bir yıl sonra) geldiklerini ve çok romantik vakit geçirdiklerini, yıllar boyunca bir daha buraya gelmeyi hep istediklerini anlattı. Karısının da aramızda olduğunu ekleyip işaret etti. Hemen sonrasında karısına bir sürpriz olduğunu belirterek, dev ekranda kadının bebekliğinden itibaren fotoğrafları ard arda geçerken, “Bu şarkı senin için bebeğim” diye başladığı şarkıyı söyledi. Eh, imrenmedim desem yalan olur…

Şarkılar ardı ardına geliyordu; neredeyse yarısı geçmişti gösterinin. Fakat böyle büyük bir yıldızın, en pahalı bileti neredeyse bin TL’ye satılmış olan bir şovunda her şeyin çok daha profesyonel, hatasız ve eh, biraz olsun ihtişamlı geçmesini bekliyor insan. İlk gece, eyvallah, ufak sorunlar olabilir. Ama ne orkestranın, ne de ara ara sahneye çıkan dört dansçı/vokalist kızın ses düzeyi bir türlü yerli yerine oturmadı. Ya gitar herkesten çok duyuluyor, ya dansçı kızların vokali şarkı boyunca hiç duyulmuyor. Bazen orkestranın seviyesi bir anda artıp Jackman’ı bile bastırabiliyor…Yarısına kadar böyle gitti, sonra bir denge sağlandı. Dediğim gibi, beklentim epey yüksek olduğundan, bu mevzu hayalkırıklığının başlangıcı oldu.

“Başlangıcı” derken? Evet, bu duyguyla gecenin sonu geldi. Şovun yarısını geçmiş haldeyiz. Dev ekranda Jackman’ın oynadığı filmlerden görüntüler akarken aktör kah tek başına, kah dört dansçı kızla minimal figürler eşliğinde dans edip şarkı söylüyor. Arada tatlı esprilerle gönlümüzü alıyor ama, başka da bir şey olmuyor dev sahnede.

Şimdi diyeceksiniz ki “Koskoca Hugh Jackman ayağınıza gelmiş, üstelik adam iyi de şarkı söylüyor. Daha ne?”
Vallahi dahası, keşke orkestranın Jackman’ın kendi takımı haricindeki yerli kısmı daha profesyonelce çalabilseydi, keşke dans ederken ara ara birbirine çarpan dört kızdan daha zengin bir “şov” olsaydı ortada, keşke yarısından sonra “ Eee, asıl mevzu ne zaman başlıyor?” dedirtmeyen, insanı sıkmadan su gibi akıp giden bir akşam olsaydı Hugh Jackman’la.

O gece benle gelemeyen arkadaşım ertesi günü aradı: “Ne şanslısın. Geri kalan üç gösteri iptal olmuş. Ben göremeyeceğim.” “A a, neden ki? Bilet satmamış olamazlar, ağzına kadar doluydu salon? Hatta yoğun ilgiden dolayı ekstra uzatılmıştı gösteri aylar önce?” “Ses tellerinde kanama olmuş adamın, şarkı söyleyemezmiş” dedi arkadaşım.

Tıbbi bilgim pek yok bu konuda, fakat yirmi yıldır profesyonel olarak şarkı söyleyen birinin tecrübesiyle diyebilirim ki, dün gece o kadar iyi söyleyen birinin ertesi sabah ses tellerinde kanama olduğuna inanmakta zorlandım. Çünkü hasar görmüş ses tellerinde epey ciddi bir semptomdur kanama; hiçbir şarkıcının başına gelmesini istemeyeceği derecede korkutucudur. Ama dün gece gürül gürül söylerken duyduğumuz sesin hasarlı olduğuna pek inanasım gelmedi doğrusu.

Velhasıl, izlemeyi bekleyen diğer meraklılarının “Hugh Jackman’la Bir Akşam” randevuları tuhaf bir şekilde iptal edilmiş oldu. Sebebi gerçekte neydi, ne oldu, bilemeyeceğiz. Ama inanın izleyemeyenleri teselli etmeye çalışmıyorum: Hiç üzülmeyin.

etiketler

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER