#sanat

IŞIĞA YÜRÜMEK

YEKTA KOPAN | 27 Şubat 2017 #sanat

Taner Ceylan’ın Twitter adresinden Arkas Sanat Merkezi’ne uzanan bir İzmir yolculuğu

Petrus van Schendel

Rastlantıları severim.

Kimi zaman insanın ağzında olumsuz bir tat bırakırlar, kimi zaman hayatın akışında unutulmaz bir manzara olurlar. Her nasıl olursa olsun, rastlantıları severim.

Bu yazının yazılmasına neden olan rastlantıyı anlatmadan önce, takip etmeniz için bir Twitter adresi önereceğim size. İlk yıllarında, herkes birbirinin Twitter adresinden haberdar değilken, sıklıkla “ff” yapardı insanlar. Yani takip edilecek adres önerisinde bulunurlardı. Hatta bir ara çılgınlığa dönmüş, hemen arkasından gelen “takibe takip, layka layk” günlerini başlatmıştı bu “ff” olayı. Neyse ki o günler geride kaldı. Sosyal medya kullanıcıları gün geçtikçe, kendi rotalarını çizmek konusunda ustalaşıyor.

Taner Ceylan

“Peki yıllar sonra “ff” yapmanın manası ne?” diyenler olabilir. Önereceğim adresi takip etmeye başlayınca anlayacaksınız manasını. Sadece resimle ve plastik sanatlarla ilgilenenleri değil, dünyaya daha geniş bir çerçeveden bakmak isteyenleri de mutlu edecek bir hesap bu: Dünyanın ilgiyle takip ettiği ressamımız Taner Ceylan’ın twitter adresini öneriyorum hepinize. (@taner_ceylan)

Taner Ceylan, twitter adresinde sadece resimlere değil hayata nasıl bakmamız gerektiğini anlatıyor. Renk, ışık, kompozisyon, derinlik, boşluk, çerçeve ve çok daha fazlasıyla ilgili küçük cümlelerle zihin açıyor. Örneklerle çoğaltıyor bu bilgileri. Sanat tarihi dersi veriyor çoğu zaman. Bakmak-görmek ekseninde incelikli örnekler veriyor, akılda kalıcı cümleler kuruyor. Resim sanatına hiç ilgi duymayan biri bile, bu Twitter adresinin takipçisi olduktan sonra, farklı bir “resim okuma” bilgisi geliştirecektir, eminim.

Taner Ceylan’ın Twitter adresine döneceğim. Ama şimdi şu rastlantıdan söz edeyim.

Geçen ay bir söyleşi için İzmir’deydim. Tahminimden serin bir havayla karşıladı beni İzmir. Ama yine de sarıp sarmaladı, her zamanki dostluğuyla kucakladı. Ben de işlerden arta kalan zamanlarda “İzmir Klasiklerim” diyebileceğim ziyaretleri yaparak bu dostluğa cevap vermeye çalıştım. Gidilecek yerlerden biri de elbette Arkas Sanat Merkezi’ydi.

Petrus van Schendel

Merkezin 18 Ocak’ta başlayan ve 31 Mart’a kadar sürecek yeni sergilerinin adı “Işığın Ustaları”. Arkas Koleksiyonu’ndaki 72 yapıtın seçilmesiyle oluşturulmuş bir sergi. 19’uncu yüzyılda Paris’in sanat ortamında buluşmuş Belçikalı ressamların büyüleyici eserleri var bu seçkide. Karel Ooms, Fernand Toussaint, Georges Lemmen, Louis Buisseret, Theo Van Rysselberghe, Maurice Sijs, Leon de Smet, Anna Boch, Emile Claus, Anna de Weert, Boris Theo Vesely, Juliette Wytsman ve diğer Belkçikalı ressamlar. Işığın etkileri üstüne düşünmüş, tartışmış, resimdeki karşılığını aramış isimler bunlar. Renk ve ışık büyüleyici bir şekilde yansıyor tablolarına. Arkas Sanat Merkezi’nin etkileyici ortamında zamanın nasıl geçtiğini anlamadan dolaşıyorsunuz harika tabloların arasında.

Özellikle iki ressamın eserleri karşısında dakikalarca durdum. Her açıdan bakmaya, hayal kurmaya, onların gözüyle dünyanın ışığını anlamaya çalıştım: Petrus van Schendel ve Firmin Baes.

Baktım, gördüm, anlamaya çalıştım... Ama gördüklerimi yazıya nasıl dökeceğimi, başkalarına nasıl anlatacağımı bulamadım o anda. Arkas’tan otele kadar bunları düşündüm.

Firmin Baes

Derken o rastlantı buldu beni... Taner Ceylan, tam da o gün, Twitter hesabında Petrus van Schendel’den söz ediyordu: “Mum ışığı resimden dışarı taşıyor.” yazmıştı paylaştığı örnek tabloyla birlikte. Schendel tablolarında mum ışığıyla, o yıllarda dünyanın yeni tanıştığı yapay ışığın arasındaki farkları örnekliyordu. Benim az önce yakından baktığım tablolar, Taner Ceylan’ın kısa yorumlarıyla dile gelmiş oluyordu böylece.

Otel odasının penceresinden İzmir manzarasına baktım. Bulutların arasından süzülmeye çalışan güneş, binaların üzerinde dolaşıyordu. Işığın hayatımızda oynadığı oyunlara gülümsedim. Manzaranın ışığını Schendel’in ya da Baes’in gözlerinden görmeye çalıştım. Sonra vazgeçtim bu çabadan. Bir başkasının ışığını anlamak ama sonunda kendi ışığına doğru yürümekti hayat ne de olsa...

İzmir gezisinden geriye ışıklı düşler, herkese tavsiye edilecek bir Twitter adresi ve kesinlikle gezilmesi gereken bir sergi kaldı...

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.