#sanat

JACK WHİTE İSTANBUL’DA

YEKTA KOPAN | 24 Ekim 2014 #sanat

Jack White İstanbul’a geliyor.
Aslında yazı sadece bu cümleden ibaret olabilir. Bunun dışında yazılacak her satır, günümüzün en yetenekli bestecilerinden, prodüktörlerinden ve gitarın yeni sedasını belirleyen isimlerden biri olan Jack White’a güzelleme olacaktır. Ama açıkçası White, her tür güzellemeyi hak eden bir kariyere sahip.
1975 yılında John Anthony Gillis adıyla Detroit’te dünyaya gelen bu solgun adam, doksanlı yılların ortalarından beri, müzik endüstrisinin dinamiklerini belirleyen isimlerden biri. Gençliğinde o grup senin, bu grup benim dolaşmış, en çok da davulun başına oturmuş. 1996’da ise Megan Martha White ile birlikte efsanevi grup White Stripes’ı kurmuş. O yıldan 2000 yılına kadar evli kalan çiftin gizemi de böylece başlamış işte. (Jack’ten boşandıktan sonra Patti Smith’in oğlu, Jackson Smith ile evlenen Meg, 2013’te bu birlikteliği de sona erdirdi. White Stripes’ın dağıldığı 2011’den beri de aktif olarak müzik endüstrisinin içinde değil.)
Biz dönelim Jack White’ın yolculuğuna. The Raconteurs ya da The Dead Weather duraklarında fazlaca uzun kalmayacağım. Yanlış anlaşılmasın; bu grupları sevmediğimden değil. Hele The Raconteurs benim için ayrı bir dinleme zevkidir. “Consolers of the Lonely” plağı kaç kere dönmüştür pikapta bilemem. Kadro müthiş her şeyden önce; Brendan Benson, Jack Lawrence ve Patrick Keeler.
Daha kısa süreli bir proje olan The Dead Weather ise özellikle konserleriyle adından söz ettirmişti. Alison Mosshart gibi sıkı bir isimle kotarılmış grupta Jack, yine eski aşkına dönüp sıklıkla davulun başına oturdu.
2009 tarihli belgesel “It Might Get Loud” ise beni can evimden vuran işlerden biridir. Jack White’ın, Jimmy Page ve The Edge ile bir araya geldiği gitar belgeseli, 70ler, 80ler ve 90ların farklı ruhlarını sergiler bizlere. Üç gitar kahramanının anlattıkları, birlikte kaptırıp gitmeleri falan, her gitar tutkununun şapkasını uçuracak türdendir.
Hadi lafa başlamışken kimileri için Jack White’ı popülerin kuyusuna düşüren işten de söz edelim: James Bond serisinin “Quantum of Solace” ayağı için Alicia Keys ile birlikte seslendirdiği “Another Way to Die” kimileri için gereksiz bir işti. Açıkçası ben öyle düşünmem. White eğer bu işi yaparken, kendi tınısından ödün vermiş olsaydı, belki. Ama bildiği yolda ilerlediğine göre fazla da dert etmemek gerek bu işleri. Danger Mouse, Daniele Luppi ve Norah Jones işbirliğiyle gerçekleşen ve White’ın üç şarkıya vokal yaptığı "Rome" albümünde de yolundan pek sapmadı doğrusu.
Zaten o yol öyle bir yol ki, 2012 tarihli ilk solo albüm “Blunderbuss”ta iyice doruğa çıktı. Kendisinden önce gitarın yapabildiklerini çalışan ve bunların üstüne eklenebilecekleri araştıran bir müzisyen. Bitmek bilmeyen bir çığlık. Kimi zaman kulakları rahatsız etmek isteyen, kimi zaman insanın dibine vuran. En romantik tınıda bile sulu sepken olmayacak kadar sert durabilen. Airline ya da Gretsch gitarını boynuna astığı andan itibaren neler yapabileceğini kestirmek güç. Düz akışları, kolay tekrar edilir nakaratları, beklenen soloları sevmiyor. Ters köşe düşkünü biraz. “Seven Nation Army” olayını ne yapacağız diyenleri duyar gibiyim. Onu da öyle bir yapmış ki, tribünler inliyor.
White, geçtiğimiz aylarda son yirmi yılın en çok satan plağı rekorunu elde eden ikinci albümü “Lazaretto”yu yayımladı. Gerçekten müthiş bir albüm. Takıyorum kulaklığı, veriyorum “Lazaretto”yu...

Sözü uzatmadan bir liste paylaşayım isterim. Her liste gibi bu da kişisel bir liste. Jack White deyince aklıma hemen gelen on beş şarkıyı kendime göre sıraladım. Dileyen kendi favorilerini ekleyerek listeyi coşturabilir.

15. Three Women – Jack White
14. Go it Alone – Beck / Jack White
13. Suzy Lee – The White Stripes
12. I Cut Like a Buffalo – The Dead Weather
11. The Big Three Killed My Baby – The White Stripes
10. Many Shades of Black – The Raconteurs
9. Icky Thump – The White Stripes
8. A Martyr For My Love For You – The White Stripes
7. Two Against One – Danger Mouse / Jack White
6. Catch Hell Blues – The White Stripes
5. Carolina Drama – The Raconteurs
4. Intimate Secretary - The Raconteurs
3. Lazaretto – Jack White
2. Steady As She Goes – The Raconteurs
1. Seven Nation Army – The White Stripes

Bu benim listem. Ama paylaşmaya başlamışken durmak yok. Bir de Jack White’ın “Lazaretto Tour” kapsamında verdiği konserden bir “set list” paylaşayım. Bakalım bizi İstanbul’da hangi şarkılar bekliyor.

1 High Ball Stepper
2 Lazaretto
3 Dead Leaves and the Dirty Ground 
(The White Stripes)
4 Temporary Ground
5 Just One Drink
6 Cannon / Little Room 
(The White Stripes)
7 Misirlou 
(Dick Dale cover)
8 Three Women
9 Apple Blossom 
(The White Stripes)
10 Blunderbuss
11 Fell in Love With a Girl 
(The White Stripes)
12 Steady, As She Goes 
(The Raconteurs)
13 Old Enough 
(The Raconteurs)
14 I Cut Like a Buffalo 
(The Dead Weather)
15 Missing Pieces
16 We're Going to Be Friends 
(The White Stripes)
17 You've Got Her in Your Pocket 
(The White Stripes)
18 Icky Thump 
(The White Stripes)
19 I'm Slowly Turning Into You 
(The White Stripes)
20 Would You Fight for My Love?
21 Seven Nation Army 
(The White Stripes)

Jack White, Türkiye'de ilk kez 7 Kasım Cuma akşamı Black Box İstanbul’da.

etiketler

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.

BENZER İÇERİKLER