#sanat

KAHRAMANIMIZ BUSBECQ

AYHAN SİCİMOĞLU | 20 Temmuz 2015 #sanat

Osmanlı tarihi merakımdan dolayı, ki “Hastasıyım”.. Adını referanslarda hep görürdüm:

The “Turkish Letters” by Ogier G. De Busbecg (1520-1592)

Screenshot_7

Merak ettim nedir bu kitap ve kim bu adam?:

Böyle bir kitabın, o zamanlar sadece 1968 Oxford University Press edisyonu var. (Şimdilerde hem İngilizce hem  de Türkçe “Türk Mektupları” baskıları mevcut). Bir arkadaşımın babasının kütüphanesinde karşıma çıkınca, kitabı, ilk önce ödünç alıp sonra da maalesef el koydum. Şimdi de bana miras olarak kaldı sanırım.

1500 lerin ortasında dünya’nın en güçlü adamı Muhteşem Sultan Süleyman. Dünyanın diğer gücü ise Avusturya Macaristan İmparatorluğu. Düşünün, haberleşme yok, sadece karadan atlı ulaklar veya denizden kaptanlar. Anında karar almaları veya cevap vermeleri gereken elçilerin, hükümetlerine danışacak imkan ve vakitleri de yok. Kısaca tüm dünya dengeleri, savaşlar, barışlar bu elçilerin diplomatik maharetinde.

Viyana’nın en zor kararı ise Süleyman’a yollayacakları uygun elçiyi seçmek. Uzun aramalar, tartışmalar.. ve sonunda karar veriliyor; Burada kahramanımız Busbecq devreye giriyor işte…  Hastasıyım;

Bir yazar: Çok az kişinin bildiği ve yazdığı “Latince”ye hakim ve kalemi çok kuvvetli. Bir çok batı dilini mükemmel biliyor. Ayrıca bir şair.

Bir botanik uzmanı: Bitki dünyası ile aşina: Lale soğanını ilk defa Istanbul’dan batı dünyasına gönderip tanıştıran adam.
Bir zooloji uzmanı:  İstanbulda gördüğü züraafaa ve bilhassa filleri, evinin bahçesinde yaşayan yılanları anlatan bölümü okumanız gerek.

Tıp adamı, “Farmakolog”: (bunu da yeni okudum ve Sakız adası yazımda kullandım bir yerde). “Pedanius Dioscorides, Adana Kozan yakınlarında Anavarza’da MS 40 ta doğmuş. Antik çağların en önemli “Aktar”ı. Roma imparatoru Neron, Dioscorides’i devamlı yanında taşıyor, hastası. Hakikaten  kelimenin tam anlamı ile hastası, çünki Dioscorides 5 ciltlik “Peri Hyles Eatrikes” (İlaç Bilgisi) isimli eseri ile, “Farmokoloji” veya Ot Bilimciliğin babası olarak bilinmekte. Bu eserin bilinen en eski kopyası, Kanuni’nin hekimlerinden Yahudi “Musa bin Hamon” tarafından Avusturya elçisi Busbeq’e 100 düka altına satılmış ve şu anda Avusturya Milli Kütüphanesinde.. Hatta, Busbecq’in parası yetmemiş, kralını da eserin önemi hakkında nihayet ikna edince, parası Viyana’dan gelmiş.

Müthiş bir gözlemci, bilim ve sanat’a önem veren bir dünya adamı. Kısacası, Ogier G. De Busbecg bir rönesans adamı. “Türk Mektupları” adlı eseri, mektup şeklindeki seyahatnamelerinin ilk örneğidir. Bir seyyah olarak Busbecq’i size tanıtmak ve bu kitabı okumanızı hararetle tavsiye etmek istiyorum.

Kuzey Fransa’nın Bousbecque kenti şatosunda doğmuş. Babası Georges Ghislain, annesi Catherina Hespiel. Belçika‘daki orta ve lise eğitiminden sonra Leuven Üniversitesinde eğitim görmüş. Daha sonra o dönemin en önemli Üniversitelerinin bulunduğu İtalya‘da, Venedik başta olmak üzere birkaç farklı üniversitede eğitimini tamamlamış ve 1552 yılında Avusturya Arşidükü I. Ferdinand emrinde görevlendirilmiş. İki yıl sonra Avusturya adına İngiltere‘ye gönderilerek İngiltere kraliçesi Mary Tudor ile İspanya prensi II. Felipe‘nin evlilik törenine katılmış. Bir çok dili çok iyi bilmesinin yanısıra çeşitli ülkelerin kültürünü çok iyi hazmetmiş. Düşünün şimdiki gibi Global bir kültür benzerliği ve ulaşım yok o zamanlar.

Dünyanın iki dev kuvveti Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, veya batı ittifakı…. 1547 yılında bu iki kuvvet arasında barış yapılmış, fakat Avusturya tarafı barışı tanımamış. Ancak yapılan savaşlarda, 1551 de Erdel‘in, 1552 Banat‘ın Türkler tarafından fethi üzerine Avusturya’yı bir korku salmış ve Ferdinand, bozduğu barışı yenilemesi için İstanbul‘a bir elçi arayışına girmiş. Düşünün, bu elçi, dünyanın siyasi haritasını ilelebet değiştirebilecek kudrette…

Uzun aramalar ve tartışmalar ve belki de mülakatlar sonucu, 1555 yılında İstanbul‘a gitme görevi Ogier G. De Busbecq’e verilmiş. Viyana kalesinin doğu kapıları açıldığı zaman bir şekilde, Türk topraklarına giriyorsunuz. Busbecq Türkleri hiç görmemiş. Türk topraklarında at arabasında dörtnala gidiyorlar. 3. gün, birdenbire at arabasının yanında eğersiz ata binen tuhaf kılıklı adamlar beliriyor. Sonra adamlar birdenbire atlarının üzerinden kayboluyorlar, atların yanlarına yatıyorlarmış meğerse. Hep bunlar dört nala ve eğersiz. Tabi ki bunlar Orta Asyalı Türk kökenli at ustalarımız, akıncılarımız.

Screenshot_6

Türklerin atları ile olan ilişkileri, giyimleri, yemek adetleri yolda kaldıkları hanlardaki muhabbetleri çok matrak. Busbecq’in kalemi de müthiş.

Nihayet Edirne, sonra İstanbul’a varırlar, 1500 lerin İstanbul’unu Busbecq den okumanız lazım.

O çok duyduğu ve Avrupanın kabusu olarak bildiği Yeniçerileri ilk gördüğünde çok şaşıracak ve kaleminden şunlar dökülecektir.

“Sultanın imparatorluğa dağılmış 12.000 yeniçeri gücü var. Bunlar düşmana karşı kaleleri, halkın tecavüzüne karşı da Hıristiyan ve Yahudileri halkı korurlar. Büyük küçük hiçbir köy, kasaba ve şehir yoktur ki Hıristiyanları, Yahudileri ve diğer acizleri kötülere karşı korumakla vazifeli yeniçeri muhafızları bulunmasın… Yeniçeriler ziyaretime genellikle ikişer ikişer gelirlerdi. Yemek odama alındıkları zaman beni saygıyla selamlıyor, adeta koşar adımlarla yaklaşıp elbisemin eteğini veya elimi öper gibi tutarak bir demet sümbül veya nergis takdim ettikten sonra bana sırtlarını dönmemeye özen göstererek aynı hızla kapıya doğru gidiyorlardı. Sırtlarını dönmek onlara göre saygısızlık addolunuyor. Kapıda ellerini göğüslerinin üstünde kavuşturarak gözleri yerde, sessiz ve hürmetkâr dururlardı. Onları askerden çok keşiş zannedebilirdiniz…”

Screenshot_5

Kitapta beni en çok etkileyen kısmı Busbecq’in Amasya‘ya giderek orada bulunan yaşlı Sultan Süleyman’ın huzuruna çıkışıdır. Koltuğunun altından çapraz kavuşturduğu ellerinden devamlı dev yeniçeriler tutmaktadır. Sultan’ın yüzüne bakması yasaktır. Kaçamak bir bakışında, hayretle içerisinde Sultanın yüzünü bir kaç saniye görür. Hasta ve yaşlı Sultan’a sağlıklı görünsün diye makyaj yapmışlardır, yanaklarındaki kırmızıyı biraz fazla kaçırmışlar ve muhteşem Süleyman’ı adeta palyaço gibi boyamışlardır. Aylardır bu anı bekleyen ve bu an için ta Viyanadangelen Busbecq, konuşur, konuşur, Sultan ise dinler, dinler…  Cevap ise sadece iki kelime, “Gouzeel Gouzeel”

Screenshot_4

Türk Mektupları Turcicae epistolae, ilk basımı 1595, düşünün…
Busbecq Osmanlı İmparatorluğu‘nda bulunduğu süre içinde müthiş gözlemler yapar ve bunları mektup olarak yazmaya başladığı günlüğünde tutar. Bu gözlemlerini dostu olan ve Venedik’te ikamet eden Macar diplomat Nicholas Michault‘a Latince yazdığı (üçü İstanbul‘dayken yazılmış) dört mektupta toplar.
Gözlemleri tarafsız ve enteresandır ve olumsuz olanları da cesaretle dile getirmiştir,
“Aslında Türklerin arasında yaşamak isteyen biri hududu geçer geçmez para kesesinin ağzını açmalı ve ülkeyi terk edene kadar hiç kapatmamalı. Orada bulunduğu sürece etrafa para saçmalı ve bunun boşa gitmemesi için de Tanrı’ya dua etmeli. Bir sonuç alınamasa da bütün diğer milletlerden nefret eden Türklerin katı yüreklerini yumuşatmanın tek yolu budur. Para onların dik başlı kafalarını yumuşatmak için tılsım gibi tesir eder. Eğer bu çare olmasaydı, ülkeleri de aşırı soğuk veya sıcak yüzünden sonsuza dek yalnızlığa mahkûm yerler gibi yabancılara kapalı kalırdı.”
Kanuni’nin öz oğlu Şehzade Mustafa’yı çadırında boğdurtması hikayesini bir de Busbecq’in kaleminden okuyun, gözleriniz yaşaracak.
Benim de enteresan bulduğum şu düşünceyi ilk ortaya atan da odur; “Avrupa’yı, Türklerden Osmanlı ile İran arasındaki savaşlar kurtarmıştır”. Busbecq bazı eleştiriler yapmakla birlikte, beğendiklerini de ifade etmekten kaçınmamıştır. Ordunun disiplini, Türk hamamları ve Türklerin beden temizliğine verdiği önem, giysilerinin rahatlığı ve renkleri, atları ile olan insancıl ilişkileri, Busbecq’i çok etkilemiştir. Busbecq ayrıca Osmanlı‘ da kadının hukuki statüsünden de bahseder. Mesela, Busbecq Türk kadınının boşanma talebinde bulunabildiğini, bu yönüyle,Osmanlı’ nın Avrupa’dan ileri olduğunu belirtmektedir.
Bu açıdan Türk Mektupları hem gezi edebiyatının ilk örneklerinden biri, hem de o dönem Osmanlı’sını anlatan önemli bir tarih belgesi niteliğindedir.

Screenshot_3

Busbecq ayni zamanda Anadolu topraklarındaki bitki yaşamını da incelemiştir. O dönemde Avrupalıların tanımadığı lale, Busbecq‘in ilgisini çekmiş ve Busbecq bu bitkinin soğanlarını dönemin önemli bir botanik uzmanı olan arkadaşı Charles de l’Ecluse‘ye göndermiştir. Daha sonra Leiden üniversitesinde botanik profesörü olan de l’Ecluse de laleyi geliştirerek Hollandalılara tanıtmıştır.
İlerdeki bir yazımda “Lale” nin serüvenini anlatmak istiyorum. Çok ilginizi çekecek..

Screenshot_2

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.