#sanat

KORKMA, SÖNMEZ BİR ATEŞ BU

AYLİN ASLIM | 3 Aralık 2015 #sanat

Heyecan içinde yetişmeye çalışıyorum salona. Birazdan Zorlu PSM’de Kaan Tangöze’nin ilk solo albümü “Gölge Etme”nin ilk konseri başlayacak. Yıllar içinde müthiş bir ozana dönüşümünü naçizane gururla takip ettiğim müzisyen arkadaşım, nicedir “Yapsa da dinlesek” dediğim şeyi yaptı nihayet. Üstelik ilk konser, gitmez miyiz koşa koşa?

Salon ağzına kadar dolmuş çoktan. Çok şükür ki oturmalı düzen; ayakta durup sohbet etmelik bir ortam yok. Zira Kaan’a tüm şarkılarda sadece akustik gitarı ve mızıkası eşlik edecek; uğultuya müsait değiliz yani. Oturuyorum yerime. Duman’ın bir diğer üyesi, bas gitarist Ari Barokas’ı görüyorum yanı başımda. Yol arkadaşını ilk konserinde yalnız bırakmamış, ne güzel, ne mutlu. Hemencecik sönüyor ışıklar, Kaan Tangöze çıkıyor sahneye. Koca bir alkışla selamlıyoruz arkadaşımızı, coşkuyla, sevinçle. “Arkadaşımızı” diyorum, zira sadece benim ya da bu gece buradaki başka müzsiyenlerin yoldaşı/çağdaşı olduğundan değil; bugüne dek yazdığı şarkılarla, söylediği türkülerle, ucunu müzikle yaktığı şiirlerle Kaan Tangöze, salondakilerin artık arkadaşı ya da sıkça bağırdıkları gibi “Kaan Abi”si şu fani hayatta. Tek başına yürüyor koca sahnenin orta yerine. Şarkılar içinde çalıp yerine bırakacağı gitarları dizili etrafında, bir de minik sehpası var, üzerinde mızıkaları dizili. Neredeyse yirmi yıldır çıktığı sahnede o da çok heyecanlı bu gece, her halinden belli. O da sevgiyle gülümseyerek selamlıyor bizleri. Hepimiz mutluyuz o anda orada olmaktan. Başlamadan önce önlerde en ortada oturmakta olan Bülent Ortaçgil’e takılıyor gözleri, heyecanı iyice katlanıyor Kaan’ın. Nasıl katlanmasın? Sözü, müziği, şarkı söyleyişiyle kimselere benzemeden on yıllarca kaya gibi sağlam durmuş bu büyük ustanın karşısında, tek başına sahnede olmak kolay mı?

“Gölge Etme” adını verdiği albümünde sunduğu şarkıları tek tek çiçekten kolyeler gibi dizip dizip boynumuza asıyor Kaan. Albümü önceden dinleyip gitmiş olsam da öyle şaşırıyorum ve heyecanlanıyorum ki, ağzından dizeler döküldükçe, daha şarkı bitmeden alkışla bölmeden edemiyorum, ne yapayım? Neyse ki yüzlerce kişinin durumu benden farklı değil, tek başıma bölmüyorum şarkıları. Bazı sözler yüreğimizi dağlıyor, evet, öfke var… 31 Mayıs 2015’te albümden ilk yayınladığı “Taksim Meydanı”nı albümü evde dinlerken çoğunlukla atlıyorum. Yüreğim kaldırmıyor. “Ankara’nın göbeğinde Kızılay meydanında / Ateş açmış bir polis var genci vurmuş kafasından” kor ateş gibi yakıyor.

“Mithatpaşa Caddesi’nde Gaziler Sokağı’nda Yola çıkmış bir çocuk var ekmek alma çabasında/ Katli vacip görülmüş sebep orada olmasında/Katle ferman verilmiş yüksek yüksek koltuklardan”

Taksim Meydanı’ndan püskürtülmüş, asla tamir olmayacak yerlerinden kırılmış herkesi yakıyor hâlâ: “Korkma, sönmez bir ateş bu, şimdi Taksim Meydanı’nda yanar… Yanar… Yanar…” O çocuklar ki, büyüyüp ağaç olacaklardı kök salıp hayata, taptaze fidandılar…

“Allı Turnam” söylüyor Kaan. Tek kanallı TV ve radyo çocukları olduğumuzdan mıdır bilmem, bazı türküler bizim kuşağın çocuklarına ufak yaşta çelmeyi takmıştır. Nasıl ve ne ara öğrendiğimizi bilmeden bilir, severiz bu kanadı kırık türküleri. “Allı Turnam” onlardan biri benim için. “Arda Boyları”, “Kara Toprak”, ya da “Dom Dom Kurşunu” gibi, belki dört-beş yaşındayken duyup hüzünlendiğimiz, sonra büyüdükçe, dinledikçe içimize doğru genişleyen türkülerden.

Karacaoğlan söylüyor: “Bir Kız Bana Emmi Dedi”. Şimdilerde beş yaşında çocuklar TRT Türk Halk Müziği Kuşağı’yla büyümeseler de, az daha büyüyüp halk müziğine ilk adımı “Kaan Tangöze emmili şarkı söylemiş!” diye atsalar da, olsun, yeter ki Karacaoğlan dinlesinler. Sonra o türküler, bizim gibi onların da içlerine içlerine büyüyecek elbet.

Kaan’ı elinde gitarı, ağzında mızıkasıyla izlerken “Bob Dylan’ı gençliğinde izlemek böyle bir şey miydi acaba” diyorum içimden. “Ya da genç Fikret Kızılok’u?” Öyle cesur sözler, öyle sivri bir politik hiciv, öyle de kimseye hesap vermez bir mizah. Kızılok’un Ahmed Arif şiirlerine büyük hayranlığı, bestelediği birçok Ahmed Arif şiiri ve yorumladığı onca Âşık Veysel eseri var. Kaan Tangöze’nin de şiirine düşkün olduğu çok belli Özdemir Asaf ve (konser boyunca aralarda hayranlığını dile getirmekten kendini alıkoyamadığı)  Âşık Mahzunî Şerif yorumlarını dinledikçe, bu benzetmeyi yerinde buluyorum. Yıllarca Fikret Kızılok’la birlikte müzik yapmış, yoldaşı olmuş Bülent Ortaçgil ne hissediyor acaba diye dönüp bakıyorum ara ara. Kaan sahnede o cesur sözleri ve müthiş hicvini sebil gibi saçtıkça, “Ne geçiyor acaba şu anda Bülent Abi’nin içinden” diyorum. O da düşünmüş müdür bu ruh benzerliğini, mesela “Amerikan Kovboyları”nda?

“E doldur doldur silahları, ver Arap’ın eline
Orda bi adam var Coni, terörist mi, o da ney?
Ooo piti piti piti karamela sepeti
Hizbullah Hamas Işid El Kaide
Arap Baharı bahaney!
İsrail istedi abi, İsviçre bankaları da dahil”

Sonlara doğru “bize bu yolu açan, en önemli protest abilerimizden” takdimiyle, Nejat Yavaşoğulları’na selamla “Sözlerimi Geri Alamam” sürprizi geliyor. Türkçe sözlü protest rockın öncülerinden Bulutsuzluk Özlemi belki şu devirde yeterince “cool” ya da tripli değil bazılarınca ama, Kaan Tangöze kıymet biliyor. Öyle bir devirdeyiz ki, bu konserin başka bir değerlendirme yazısında “öyle bir söylem ki, protest olmanın bile çiğ durmadığı…” diye bir cümle geçebiliyor. Ya da bir müzik yazarı yazısında akıl verebiliyor bana “Biri ona söylesin, bu asi feminist rockçı kız havalarının modası geçti”!

Konser sonunda seyirci tabii ki tekrar çağırıyor Kaan’ı alkışlarla sahneye, ve asıl final uzun bir bisin ardından geliyor. Ben, “kalacak bir türküsü” olduğu için, nacizane gurur duyuyorum onunla. “İyi ki var” diyorum; iyi geldi çünkü hepimize. Bir salon dolusu insanın yaralarına ilaç gibi geldi.

“Fırsat eşekliği, eşeklerin fırsatı
Dalai Lama’ya sorsak ya neymiş bunun fıtratı
Kuzuların sessizliği sessizliğin kuzuları
Melemekten aciz mi bu ovanın koyunları
Onu da yapsan olmaz, bunu da yapsan olmaz
Pavlov’un köpekleri bile havlıyor akşamları”

Yüzyıllar boyunca bu halkın ozanları dokuz köyden kovulma pahasına, canları pahasına doğruları söylemiş. Âşık dürüsttür, içindekini söyler. Âşık cesurdur, kimsenin adamı olmaz. Aşkını, derdini, şikâyetini alır sazına çalar. Âşıktır adı, boşuna değil! Bizler tek kanallı TV’de zalim Bolu Beyi’ne kafa tutan Köroğlu’nu defalarca  izleyerek öğrendik zalimin mi, ona diz çökmeyenin mi destanının yazıldığını. Varsın devir değişsin, insanlar Köroğlu’na değil Bolu Beyi’ne yanaşsın, doğru değişmez.

“Nerede bir türkü söyleyen görürsen, korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur!” demiş ya Neşet Ertaş, ne güzel demiş…

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER