#sanat

SANAT UZUN, HAYAT KISA

| 24 Nisan 2015 #sanat

Çok uzun zamandır bunu bekliyorum: Bu ülkede bir albüm çıksın, hiç tanımadığım birilerinden yeni şarkılar duyup heyecanlanayım, gözlerim dolsun, kalbim çarpsın, baştan sona bir daha dinleyeyim, sonra yine, yine. Dinledikçe içim genişlesin, hayran olup imreneyim hatta kıskanayım, yeni bir şeyler yazmak için eve koştursun beni.

Dinlediğim birkaç şarkıdan umutlanıp beklemeye koyulduğum ilk albümler oldu. Sonra o albümler çıktı. Kimseyi gücendirmek istemem ama çoğunda şarkıdan şarkıya geçtikçe içim söndü hayal kırıklığıyla. Gelmiyordu beklenen sevgili gibi beklenen o şarkılar. O grupların/müzisyenlerin/ ilk albümlerin bazısı çok sevildi, çok dinlendi, konuşuldu. Kimi devam etti üretmeye, kimi her albümde başka elbiseler denedi, olmadı, (ki hiç karşı değilim, bizzat denemeyi sevdiğim bir şeydi bu) , kimi dayanamadı bıraktı ilk albümde. Bu zaman zarfında şükür ki benim de sevip kendimce sahiplendiğim gruplar, albümler oldu. Gerçekten çok güzel şarkılar yazıldı, söylendi. “İyi ki varlar” dediğim onlarca müzisyen birçok albüm yaptı, sevip dinlediğim.

Son bir aydır başka bir şey dinliyorum: Ars Longa. Albümün adı “Günler”. Sabah şarkılarından biriyle uyanıyorum kafamda (gününe göre değişiyor), güne onu çalıp dinleyerek başlıyorum. Kulaklıkları takıp sahile vuruyorum. Dinlediğim şeyle o kadar, o kadar mutluyum ki inanamıyorum, gülümsüyorum sokaklarda kendi kendime. “Dışarıdan görenler yeni âşık olmuşum da sevgilimi düşünüyormuşum sanır mı acaba” diyorum, buna da gülüyorum. Çünkü yolda yürürken sebepsizce gülen birini gördüğümde ben böyle derim içimden, bir tek âşıklar güler böyle. O gülümseme kalpten dudağa ve sokağa taşar, tutamaz yürürken kendini sevgili aptal âşık...

İşte iyi bir şarkı duyunca da bir anda güzel görünür gözüne bu dünya. Yeni bir şeyler yapma isteği ve inancı kaplar içini. Güzel şarkılar yazan güzel insanların varlığını bilmek umut verir sana.

Sonra bir akşam vakti konsere hazırlanıyorum, yanımda istiyorum yine o şarkıları. “Günler” akarken, sanki bu ülkede bir şeyler iyiye gidebilirmiş, müzik bambaşka yerlere gelebilirmiş, tek derdi güzel şarkılar yazmak olan naif müzisyenlerin bu topraklarda bir şansı olabilirmiş gibi umutlara kapılıp sahneye çıkmak için başka bir mânâ, bir sebep buluyorum.

Bir âşığın duasıyla açılıyor albüm: ”Apoyevmatini”.

“Denemelisin, ve dememelisin hayır!/Çünkü sana bakıyor elim/ İste değişedebilirim/ Başka biri olabilirim/ Geri dön”. Bir gitar arpeji ve Sinan Çulhaoğlu’nun vokalinden başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan mükemmelikte. Bu pislik içinde, sokaklarında hırsından delirmiş tek gözlü kibir canavarlarının dolandığı, kontrolsüzce çokazgelişmiş İstanbul’dan, hatta üzerinde durduğumuz dünyadan çok başka yerlerden, başka semalardan aksiseda bu sözler. Başka bir şeyin peşinde. Elinde sazı, içinde aşkıyla söyleyen genç bir ozan- bu kadar naif, sade ve gerçek.

“Susma bir daha/ Çarptığınca o yürek, mabedimdir/ Çökmüş dizlerimde derman yeniden”.

Takip eden şarkı “Dünya Zor”, albümün prodüktörü Umut Gökçen’in düzenlemelere ince ince nüfuz eden elektronik öğelerle attığı imzayı iyiden iyiye parlatıyor; tıpkı “Beyaz Kale” ve “Gözyaşı Şişesi” gibi. Gözyaşı Şişesi, 2007’de yayınlanmış “Türkiye’den Alternatif Rock” adlı bir toplama albümde rastladığım ilk Ars Longa şarkısıdır. Keza, Umut Gökçen’in de dikkatini bu şarkıyla çekmiş grup. Tam da o günlerde Ars Longa gelecekteki prodüktörlerine ulaşmış, birlikte çalışma isteğini dile getirmiş. Gelin görün ki, benim ve Kurban’ın ilk albümüne çokça emeği geçmiş olan Umut Gökçen (benim ilk prodüktörlerimdendir, Kurban’ın da ilk albümdeki gitaristidir kendisi) her iki albümden sonra Türkiye’nin hem alternatif hem ana akım müzik piyasasının bize yaşattığı muhteşem hayal kırıklığından dersini çıkarıp terk-i diyar eylemişti çoktan. Ne mutlu ki uzun yıllar Amerika’da kaldıktan sonra yurda döndüğünde, dört yıldır üzerinde konuştukları şarkılara ve birlikte çalışma fikrine hâlâ heyecan duymaktaymış iki taraf da, bir dört yıl daha sürecek albüm süreci başlamış.

Bir albüm hazırlığı için dört yıl epey bir zaman. Elde güzel ve güçlü melodiler, iyi fikirler varsa şayet, bunların pişmesi, kalbimizi çalan şarkılara dönüşüp sağlamca yerini bulması, ozanın kendini tanıyıp daha iyi başka şarkılar yazması için iyi bir süre.

“Günler” kayıt ve mix açısından da çok başarılı. Dinlediğimiz yerli yapımların çoğunun zayıf noktası olan güçlü ve bütünlüklü sound, bu albümü başka bir yere koymamız için ayrı bir sebep. Bu noktada dikkatimizi çeken isim, ses mühendisi Emre Malikler. Albüm kayıtlarında, davulda Can Güngör, gitarda Uygar Çehre var.

Yılların ince oyası olduğu çok belli, çok özlediğim yalınlık ve naiflikte sözler, kendiliğinden parlayan tonla melodi ve tam da hak ettiği düzenlemeler, leziz gitar fikirleri/soloları ve Umut Gökçen’in kadri az bilinmiş dehasından hediye elektronik altyapılarla müthiş bir albüm var elimizde. Müthiş bir ozan var karşımızda. Giyim-kuşam-sakal-bıyık-dans-şov-trip-indie mi rockn’roll mu-Kadıköy mü Beyoğlu mu-biz var ya biz çokacayipiyiyiz saçmalıklarıyla çile doldurmaktansa gitarını çalan, kalbini açan gerçek bir şarkı yazarı var. Umarım altı boş kibirin ve havalı kornanın çok iyi prim yaptığı bu topraklarda bu şarkılar gerçek derdi müzik olanlarca, hak ettiğince dinlenir, kadri bilinir, canlı çalınıp söylenecek sayısız sahneye davet edilir. Umarım bu şarkıların yazarına hak ettiği değer ve sevgi verilir ki yazmaya devam edecek inancı, gücü kendinde bulsun. Umarım yıllar sonra değil, şimdiki zamanda verilir ki mesela beş yıl sonra bir takım insanlar ortaya çıkıp “O ilk albüm müthişti ya, neden öyle devam etmedin” diye ses yapan boş teneke kutular gibi anlamsızca peşine takılmaz. Umarım Ars Longa’yı ve “Günler”i, Abdurrahman Çelebiler tepişirken çıkan toz bulutu arasından fark edip dinlersiniz ki bu albüm yıllar sonra şehirli sohbetlerde müziğe giriş cümlesi ”O albüm efsaneydi ya” (ortamlarda dinledim dersin, kim bilecek) diye geyik boynuzlarında eko yapmaz.

Her şey bir yana, bir insanın başka bir insanı böyle sevebilmesi, üzerine böyle bir şarkının yazılması kadar güzel az şey var hayatta, tadını çıkaralım:

“Başka bir mor kumaşın/ başka bir yer eteğin/ çökmüş dizlerimde derman yeniden/… Hepsi senin için ezelim, hepsi senin için ebedim/ Geri dön”

 

BENZER İÇERİKLER