#sanat

ŞEY, BEN MÜZİK İÇİN GELMİŞTİM

AYLİN ASLIM | 30 Haziran 2015 #sanat

Sevdiği müzisyeni sahnede görmek dinleyici için önemli bir olaydır.

Ne zamandır takip edip beğendiği grubu sahnede canlı canlı izlemek, defalarca dinlediği şarkıları başka insanlarla bir ağızdan söylemek, ya da o şarkıların o anda o sahnedeki yorumlanışına şahitlik etmek...
Dinleyici için çok tatlı heyecanlardır bunlar. Hatta insan bazen hiç tanımadığı bir grubun konserinde de bulabilir kendini; belki arkadaş grubuyla buluşur ve olaylar öyle gelişir, ya da belki sadece bir konser izlemek ve sahnedekiler hakkında çok bilgi sahibi olmasa bile gidip şansını denemek ister. Her halûkârda amaç müziktir. Sevdiğin müziğe ve yaratıcısına eşlik etmek, ya da yeni müzikler keşfetmek.
Konsere, festivale giden seyircinin ana amacı budur herhalde, en azından  çoğunluğun. "Herhalde" diyorum, çünkü mantık bunu gerektirir. Sevmediğin, hiç ilgilenmediğin birinin konserinde ne işin var yoksa, değil mi?

Ama işte bazen öyle acayip olaylara şahit oluyoruz ki, mantık filan işlemiyor. Niyetim bunu bir "bizim milletimiz konser izlemeyi bilmiyor" yazısına dönüştürmek değil ama, öyle tuhaflıklar var ki anlatacağım, anlatmazsam ayıp olur.

Bazen bazı konserler gerçekten de tuhaf geçer. Belki müzisyenler şu ya da bu sebepten o gün havalarında değildirler, o titreşim elbette ki seyirciye geçer ve bir türlü istenen büyü yakalanamaz.
Bazen de seyirci öyle istekli ve katılımcıdır ki, sahnedeki ekibin ayakları ister istemez yerden kesilir, müthiş bir "olay" yaşanır çift taraflı. Ama bazen, yirmi yıllık sahne deneyimimde benim de defalarca şahit olduğum gibi, n'aparsanız yapın seyirciyi harekete geçiremezsiniz. Sanki hareket etmemeye, alkışlamamaya, eğlenmemeye and içmiş gizli bir tarikata mensuptur o gün seyirci ve bu gizli bilgi sizden ve ekibinizden ustalıkla saklanmıştır o ana kadar.
Anlam veremeden ayrılırsınız mekândan. Sahnede biraz vakit geçirmiş herkes neden bahsettiğimi çok iyi bilir bu satırlarda. Dediğim gibi bu, "bizim memlekete özgü bir şey" değil.
Mesela 2013 yazında izlediğim Avrupa'nın en meşhur festivallerinden, Belçika'nın gururu Rock Werchter festivalinde o yıl seyirci gerçek bir hayalkırıklığıydı. Müthiş bir line-up a sahip koca bir festivalin ruhsuz bir seyirci karşısında nasıl sıkıcı olabileceğini ilk kez orada gördüm. Depeche Mode, The Editors, Kings of Leon, Blur, Rammstein gibi dev gruplar sahnede, fakat en öndeki birkaç bin kişi haricinde kimse şarkılara katılmıyor, çimlerde öylece oturuyor. Gerçekten tuhaf bir deneyimdi. Beklenmedik bir şekilde hevesimiz kursağımızda kalarak ayrıldık o yıl Rock Werchter'den.

Rock-Werchter-1024x576

Tamam, festival gibi açıkhava aktivitelerinde mutlaka seyircinin belli bir kısmı daha çok o ortamda bulunmak, müzik delisi olmasa da o havayı koklamak, sosyalleşmek için gelir; bu bilinen bir şey. Dolayısıyla alanda bulunan herkesin yüzde yüz tüm dikkati elbette sürekli sahnede olamayacaktır. Ama çıkan her grupta her gün aynı ruhsuz atmosferi yakalamak da epey enteresandı, kabul etmek lazım.

Ülkemizde yapılan festival sayısı son yıllarda zaten çok parlak değil. Festivalden kastım, bir günden fazla süren, hatta konaklamalı ve ayrı bir dünya yaratılmış hissi veren özgün atmosferli işler. Zaten halihazırda fazla seçenek yokken "Artık kimse müzik için gelmiyor. İnsanlar sahneye sırtını dönmüş, herkes oturmuş sohbet ediyor" gibi şikayetleri sık sık duymak beni düşündürdü: Gerçekten, ne için gider insan bir konsere/festivale?
Başka ülkeleri bilmem, ama hiçbir ülkenin hiçbir seyircisine yakışmayacak şeyler gördü mü bu gözler? Gördü. Buyurun hikâyelere:

Fena bir heyecanla gittiğim Marianne Faithful konserinde -Türkiye'ye ilk gelişiydi- Rockn'roll tarihinin biricik Marianne'i sahnede şarkılarını söylerken, fütursuzca bağıra bağıra konuşan orta yaşı geçmiş işadamı tipli abi telefondaki arkadaşına "Haaa gelin gelin, canlı müzik var" diyordu. Ben yanımda olduğu için maalesef gayet net gördüm ve duydum. Ama uğultuya eşlik eden diğer insanların konuştuğu Marianne'den daha önemli konular neydi, kim bilir.

Aynı anda aynı çatı altında olduğumuza inanamadığım Patti Smith konserinde, yine benzer tipte ve yaşta başka bir özgüvenli abi, sahnede şiirler okuyan, Smells Like Teen Spirit'i bir ilahiye dönüştüren Patti Smith'e, evet yanlış anlamadınız, Rockn'roll'un anasına İngilizce "Heeey, hadi artık biraz rakınrol çal!" diye bağırdı. Muhtemelen "Haa gelin gelin canlı müzik var" denmişti ona, ve sahnede şiir okuyan yaşlı kadın da bir yere kadardı bu abiye. Tahmin ettiğim gibi Patti cevapsız bırakmadı abinin bu isteğini. "Rakınrol mu istiyorsun? Eğlenmek mi istiyorsun? Dışarıda onlarca bar var eğlenceli, neden oralara gitmiyorsun?" dedi, o kadar. Şaşırmıştım bu kadar kibar olabilmesine.

Bu dumur anlarıyla yarışacak, memleketimden konser manzaraları kategorisinde birkaç anım daha var maalesef. Dünyanın en sakin ve melankolik müziğini yapan Cat Power konseri unutulmazımdır mesela. Kadın tek başına, kucağında gitarı, önünde piyanosuyla iki yüz kişilik mekânın sahnesinde mırıldanırken, umarsızca muhabbete dalan güruh öyle coştu, öyle konuştu ki, Cat Power için koşmuş gelmiş seyirci onlar adına utanıp "of ne zaman bırakıp gidecek acaba, kesin yarım kalacak bu konser" diye endişelenirken, Matrix'te bir yırtılma oldu. "Şşşt" "Pşşt" "Sessiiiz!" "Yeter artık konuşmayın" lar "Konuşurum lan sana mı sorucam" larla karşılanınca, mekanın üst katından aşağıya uçan tekmeyle inen Cat Power'cılar gördüm. Kırk dakikadır "Ya biz de işte Çeşme'deydik" diye anlatan adamın Cat Power konserinde Cat Power fanlarına karşı ifade özgürlüğünü yumruklarıyla nasıl savunduğunu gördüm. Bu arada sahne durdu, konser bitti sandınız değil mi? Hiç unutmayacağım bir başka dumur olarak Chan Marshall sanki iki yüz kişilik ufacık mekânda insanlar birbirine tekme tokat girmemiş gibi, piyanosunun başında şarkı söylemeye devam etti. Gerçekten sürreal bir manzaraydı.

cat power

Tabii herkes bu kadar kibar olmak zorunda değil. Yine aynı mekânda seyircinin uğultusuna daha fazla dayanamayıp sahneyi terk eden the Tiger Lillies, "Bakın bu sefer affediyoruz ama lütfen sessiz olun" diyerek geri gelse de, Türk seyircisi elbette sahnedeki bu ukala yabancıya boyun eğmedi ve sohbete kaldığı yerden devam etti. Fakat yaman çıktı yabancı.  Sahneyi ikinci kez terk ederken kallâvi bir küfürle kutsadı bizi. Unutulmaz bir konser daha yaşanmıştı böylece.

 

İnsan gerçekten bazen havasında olmayabilir. Şu ya da bu sebepten  katılımcı bir seyirci olamayabilir bir konserde. Fakat sorarım size, Rock'n roll tarihinin en büyük isimlerine "canlı müzik" diyen adamın, melankoli kraliçesi Cat Power konserinde muhabbete doyamayan onca şuursuzun gerçekten orada olma sebebi nedir? José Gonzales'i sırtı dönük, çimlere oturmuş şekilde muhabbetle selamlayan seyircinin sırrı nedir?
Önümüzdeki hafta iki festival izleyeceğim. Biri Avrupa'nın en büyük ve eskilerinden Roskilde Festivali. Danimarka'da. Yaklaşık 120 bin kişi geliyor her yıl. Daha önceki iki gidişimde de aynı şeyi düşündüm: Sahneyle bu kadar iyi iletişim kuran, müziğin bu kadar tadını çıkaran bir festival seyircisi görmedim daha önce. Bakalım bu sene o kadar da parlak olmayan sanatçı listesine rağmen aynı katılım olacak mı?

İzleyeceğim diğer festival ise Berlin'in biraz dışında, Almanya'nın en büyük elektronik müzik festivallerinden Melt Festival. Eski Doğu Almanya'nın şimdi tamamen atıl olan devasa bir sanayi bölgesi festival alanı. Orada neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyorum. Önümüzdeki yazılarda anlatacak hikâyelerim olacağından eminim ama. Bakalım Roskilde'nin bu yılki ağır topu, muhtemelen canlı izleyebileceğim ilk ve tek Beatle Paul McCartney yeterince Rockn'roll çalacak mı? Umarım kendisini uyarmak zorunda kalmam.

melt festival

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER