#sanat

ŞİPŞAK KAMERAYLA ZAMANI DURDURMAK

YEKTA KOPAN | 4 Şubat 2015 #sanat

Fotoğrafların anlattıklarına kulak vermeyi severim.
Zamanın geçip gidişini, fotoğraf kareleri üstünden okumak sadece benim değil, hepimizin olmazsa olmazı, biliyorum. Mutlu günler, unutulmaz tatiller, tarihe kazınan olaylar, merak ettiklerimiz, reklamlar, kalabalıklar, yalnızlıklar... Hepsinin bir kareye sıkışmış karşılığı var zihnimizde.
Geçenlerde elime geçen, çocukluk yıllarıma ait bir “şipşak fotoğraf” düşündürdü bunları. Şipşak fotoğraf nedir diyeceksiniz?

Hani şu çektiğin anda, küçük bir yarıktan sana fotoğraf kağıdını veren, sallayarak ya da ters çevirip bir kenara bırakarak kuruttuğun ve iki dakika içinde sonucu aldığın kameralar var ya...  İşte onlardan çıkma fotoğrafları kastediyorum.
Gelin önce elimizdeki makinenin adı konusunda anlaşalım.
Genel adı “instant camera” olan bir fotoğraf makinesi var elimizde. Birebir çeviriyle “anlık kamera” ya da “anında kamera” demek komik olacağına göre başka bir kelime üretmeliyiz.
İsteyen hazır kahve benzetmesinden yola çıkarak “hazır fotoğraf” diyebilir.
Ama kişisel olarak, bu coğrafyanın anılarına saygı duruşuyla “şipşak kamera” demek hoşuma gidiyor.
Aslında bütün bu adlandırma karmaşasının nedeni, fotoğrafın çekildiği anda karanlık oda işlemini ve baskıyı da gerçekleştiren bu makinelerin bir “jenerik marka” adı ile anılması. Reklama girmeyecek kadar yaygın bir kullanım var ortada. Nasıl ki bütün kağıt mendillerin adı aynıysa, nasıl ki bütün bankaların otomatik para çekme makineleri aynı adla anılıyorsa, burada da durum aynı.

Elbette fotoğrafçılık tarihi açısından baktığımızda hikaye çok daha eskilere, 1920’lere kadar dayanıyor. Ancak biz yaygın kullanımına ve şipşak kameraların evlere girmesine odaklanalım. Amerikalı bilim insanı Edwin Land’in 40’lı yılların sonunda geliştirdiği modelin, Polaroid firması tarafından seri üretime geçmesi ve anılarını anında eline almak isteyenlere heyecan vermesinin hikayesi 60’ların başına yılına kadar uzanıyor.

İşte sonunda o “jenerik marka”nın adını da söylemiş oldum: Polaroid.

Daha sonra fotoğraf makinesi dünyasının önde gelen markaları da giriyor bu piyasaya. Keystone, Konica, Minolta ve elbette Kodak. Ama kim gelirse gelsin ürünün adı hep Polaroid olarak anılıyor. Tabii patent meseleleri de var işin içinde, uzun hikaye.

Günümüzde bu alanın önde gelen markası Fuji. Seksenlerin başında girdikleri alanda, talep yaratacak yeniliklerle adım atıyorlar. Özellikle de yeni binyıla girerken tanıttıkları Instax serisiyle.

Markaların arasında boğulmayalım. Zaten konuyla ilgilenenler, günümüzde hangi ürüne ulaşacaklarını gayet iyi biliyorlar.

Havada sallayarak kurutulan ve anında bakılabilen fotoğraflarla çocuk yaşımda tanıştım. İlk gördüğümde çok etkilemişti beni. Ne de olsa o yıllarda, bir fotoğrafı çektirdikten sonra, sonucunu görebilmek günler alıyordu. Yaşanan bir an’ı, dakikalar içinde “sabit”leyebilmek büyüleyici bir şeydi benim için. İnsanın bitmek bilmez “zamanı hapsedebilme-durdurabilme” çabası, sanki karşılığını bulmuştu sonunda.

Günümüzde bu söylediklerim tuhaf bir geçmiş özlemi ya da romantizm olarak algılanabilir. Çünkü artık cep telefonlarımızın kameraları var. Her saniyemizi kayıt altına alabiliyoruz. Beğenmediğimiz fotoğrafları anında siliyor, yeniden çekiyoruz. Olmadı video kayıt yapıyoruz. Anında paylaşıyoruz. Birbirimize gönderiyoruz, sosyal medyada hiç tanımadığımız insanların beğenisine sunuyoruz.

Ama, bir şipşak kamera kullanıcısı ve meraklısı olarak şunu da söylemeliyim. Telafisi olmayan o kareye hazırlanmak, en güzel an’ı yakalamaya çalışmak, fotoğrafın oluşmasını beklemek (aklıma gelmişken söyleyeyim, artık havada sallanmıyor) ve o fotoğrafı elden ele dolaştırıp saniyeler öncesinin heyecanını birlikte yaşamak farklı bir duygu veriyor insana.

Zamanı durdurabilme isteğinin daha yoğun olduğu bir duygu o.

İsteyen cep telefonundaki uygulamalarla oynasın, isteyen bir şipşak kamera kullansın, isteyen dijital isteyen analog çeksin... Fotoğrafçılık ve zamanın sabitlendiği o kareler bizi bize anlatmaya devam edecek.

Hafıza, biraz da o görüntülerle oluşuyor çünkü.

 

etiketler

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.

BENZER İÇERİKLER