#yaşam

YILLAR ÖNCE KAPIDAN KOVDUĞUNUZ FAKİR GENCİ HATIRLIYOR MUSUNUZ?

YEKTA KOPAN | 24 Nisan 2017 #yaşam

Gazeteci ve film eleştirmeni Şenay Aydemir’den “100 Sinema Klişesi”

Kötü kalpli ve zeki bombacı dünyanın sonunu getirecek bir plan yapmıştır. Külyutmaz kahramanımız bu sefil adamın bütün planlarını ortaya çıkarır. İnsanlığı mahvedecek bombayı bulur. Ama şimdi asıl sorun karşımızdadır. Bombayı durdurmak için hangi kablo kesilecektir: Mavi mi, kırmızı mı?

Bu hikayeyi defalarca izlemiş olabilirsiniz. Öyle ki, çoktan gündelik hayatınızda kullandığınız bir şakaya dönüşmüştür. Üstelik film klişeleri “hangi kablo kesilecek” ile sınırlı da değildir.

Maske takan katillerden kaçış sahnesinin en heyecanlı yerinde çalışmayan arabalara, korku filmlerinin “gidenin bir daha dönemediği” metruk evlerinden romantik komedilerin erkek gömleğiyle dolaşan güzellerine, Yeşilçam’ın “fakir ama mağrur” gencinden şuh kahkahalı kötü sarışınına binlerce film klişesi hepimizin ezberindedir. İşi bunların bir adım ötesine götürerek sinema klişelerini de dahil edersek kabarık bir listeye ulaşacağımız kesin. Sinema klişeleri neler mi dediniz? Yoksa sizin çevrenizde hiç “Ben sadece belgesel izlerim.” diyenler yok mu? Her filmden sonra “Sette bir aile gibiydik.” diyen oyuncuları duymadınız mı? Hadi hepsinden geçtim sinemaya gittiğinizde önünüzde arkanızda oturanların kola hışırtısından, patlamış mısır gıcırtısından hiç mi rahatsız olmadınız?

Tam bu noktada bir soluklanalım izninizle. Çünkü az sonra sözünü edeceğim kitapla bu klişelerin hepsini avucunuzun içine alacaksınız. Ama kitaba geçmeden yazarından söz etmek isterim. Şenay Aydemir, uzun yıllarını kültür sanatın her alanına vermiş değerli bir gazeteci. Ama çoğumuz onu bir sinema eleştirmeni olarak tanıyoruz. Geçen yıl Can Yayınları’ndan çıkan “Organik Bozukluk – 21.Yüzyılda Tembellik Hakkı” ile kitap dünyasına da hızlı bir giriş yaptı Şenay. Bu kitabın ilk okurlarından biri olduğumu gururla söylemek isterim. Daha ham bir düşünce halindeyken beni heyecanlandıran “Organik Bozukluk” son yıllarda işten çıkarılan, işsiz bırakılan bütün gazeteciler ve “tembellik hakkı”nı kullanmak isteyen herkesin yerine, ikiyüzlü iş dünyasının yıkılmaz kalesine doksandan gol atan bir kitap.

Ama bu yazıda Şenay Aydemir imzalı başka bir kitaptan söz edeceğim. Ağaçkakan Yayınları’nın Hazır Bilgi Serisi’nden Şenay Aydemir imzasıyla çıkan bir kitap bu: 100 Sinema Klişesi – Filmler, Yönetmenler, Seyirciler, Eleştirmenler

Şenay Aydemir, bu çalışmasında 100 sinema klişesini örneklerle, sahnelerle, oyuncularla, tarihsel karşılıklarıyla, farklı kaynaklardan alıntılar ve göndermelerle sıralamış. Hem de her klişeyi iki-üç sayfada anlatarak. Bu kadar işi nasıl başarmış diyecek olursa cevap hazır. Şenay Bey, iyi bir gazeteci ve arkadan dolanmadan konunun ceza sahasına girmeyi bilen iyi bir forvet. Kimi gevezeliği sever, kimi de iki sayfada gol atmayı.

Neler yok ki kitapta? “Ben sinemadan hoşlanmam” diyen okuru oyuna dahil edeceği, ortalama bir sinema seyircisini renkli bir yolculuğa çıkacağı kesin. Uzman seyirciler için de bir davette bulunuyor yazar. Dileyen çıksın “100 Sinema Klişesi Daha” isimli bir kitap yazsın, diyor.

Şimdi gelelim bu yazı için seçtiğim on klişeye:

  1. Haydarpaşa Garı: Yeşilçam’da Anadolu’dan İstanbul’a açılan kapı. “İstanbul! Ya sen beni yeneceksin ya ben seni!” haykırışının ana sahnesi.
  2. Biz çekerken çok eğlendik: Özellikle komedi filmlerinde ekibin bütün röportajlarda, ağız birliği etmişçesine tekrarladıkları cümle. Sanki siz eğlenmezseniz seyirci eğlenmeyecek ya da siz çok eğlendiniz diye film komik olacak.
  3. Biz burada yabancıları sevmeyiz: Bir Western klişesi. Kendi halinde yaşayan kasabaya “dışarıdan” gelen yabancının duyacağı ilk laf. Klişe falan ama dünyanın şimdiki zamanını anlatmıyor mu?
  4. Kapanan kapıdan son anda geçmek: Aksiyon filmlerinin olmazsa olmazı. Kapıdan son anda geçen ya da inmekte olan hangar kapısının altından kayarak kaçan kahraman olmazsa, aksiyon filminin bir bacağı kısa kalır.
  5. Birleş, ayrıl, sonra yeniden birleş: Açıklamaya gerek yok. Romantik komedi klişesi elbette. Sonlara doğru sancılı bir ayrılık ve yanlış anlamaların ortadan kalkmasıyla mutlu son. Peh!
  6. Şişkolar, şımarıklar, sevişenler hemen ölür: Korku filmlerinin dünyasına hoş geldiniz. Hemen bir ekleme yapayım. Gözlüklülerin de pek şansı yoktur.
  7. Bunu ben de çekerim: Futbol maçı izlerken “Kaçar mı o gol be, ben olsam kırk kere atmıştım!” diyen kişinin sinemayla ilgilenen hali.
  8. Kahramana dönüşen sıradan adam: Belki de en sevdiğimiz klişe. Çünkü o sıradan adamla özdeşleşmek daha kolay ve bir kahramana dönüştüğünü hayal etmek daha zevkli.
  9. Yönetmen kendini tekrarlamış: Okuduğunuz film tanıtım yazılarını ya da eleştirilerini düşünün. Bu cümleyi çok görmüşsünüzdür. Kendini tekrarlayan eleştirmenin klişe cümlesidir çünkü.
  10. Görüyorum, görüyorum: Bu klişe ile ilgili bir açıklama yapmayacağım. Merak eden kitabı okuyunca görecektir. Ama tek bir şey demem yeterli olacaktır sanırım. Yeşilçam.

Kitaptan alıntıladığım bu on klişeyi ve diğer doksan klişeyi Şenay Aydemir’in kaleminden okumalısınız mutlaka. Her sinemaseverin evinde bulunması gereken bir kitap “100 Sinema Klişesi”. Üstelik ekleme yapmak ve bu listeyi büyütmek mümkün.

İyi bir seyirci olmanın zevkli yanlarından biri de katılımcı olmak değil mi?

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.