#yaşam

AKLIMDA KALDIĞI KADARIYLA MADRİD

AYLİN ASLIM | 29 Kasım 2017 #yaşam

Güzel yemek, güzel içki, güzel insanlar...

Seyahat yazarlığı bambaşka bir iş. Okurlarını açıkta bırakmayacak şekilde detaylı ve güncel bilgilerle bir şehri örneğin, bir nevi yol haritası çıkaracak şekilde ince ince anlatmak, sanırım sabrıma uygun bir iş değil. Aslında Madrid’i çok daha itinayla kağıda dökmeye niyetliydim, ama döner dönmez bir hafta yatıran ağır hastalık hali, almadığım notların aklımdan bir nebze silinmesine sebep oldu maalesef. Dolayısıyla, “aklımda kaldığı kadarıyla” Madrid:

İlk kez gittiğim Madrid, bildiğiniz üzere Avrupa’nın uzak ucunda, İspanya’nın ortasında, denizden uzak bir başkent. Niyeyse, başkent olduğu için, denizden uzak olduğu için insanlarının daha mesafeli, belki hatta snop olabileceği gibi bir önyargıyla gittim. Giderken herkes “Git bak bakalım, Katalan ayrılığıyla ilgili neler anlatacaklar.” diye meraklanmıştı ama, ilgi alanıma girdiği halde bununla uğraşmak için yorgun hissediyordum kendimi açıkçası. Suların asla durulmadığı bir ülkeden gelen biri için anlaşılır bir ruh hali sanırım. Evet, Madridliler Katalan ayrılığına çok net bir biçimde karşılar. Tüm şehirde balkonlarda, camlarda İspanya bayrağı asılı duruyor. Dünyanın kaynadığı bir zamanda, “Herkedin derdi kendine” dedim, ne yapayım? Umarım barışçıl bir şekilde hallederler. Yaşasın halkların kardeşliği!

Önyargım daha uçaktan iner inmez yıkıldı. İnsanlar son derece sıcakkanlı, güler yüzlü ve fena halde flörtöz! Evet, bu konuda defaatle uyarılmıştım, ama tatlı flörtün adeta bir ata sporu olduğunu bizzat deneyimlemek bambaşkaymış sevgili okur. Bizdekinden farklı olarak herkes kasılmadan birbirinin gözüne rahatlıkla bakıp, sohbet başlatıp, çapkın gülümsemeler ve iltifatlarla illa bir yere gitmesi gerekmeyen küçük flörtler etmeye bayılıyor Madrid’de. Kültürel bir şey adeta. Kapı önünde sigara flörtü, bir şey için sırada beklerken gelişen küçük sohbetler o kısa zaman dilimini keyifle gülümseyerek geçirmenize yarıyor, neden olmasın ki? Karşı cinsle ilişkilerin bastırılmadığı bir kültürde işleri çok da ciddiye almadan iletişim kurabiliyor olmanın hafifliği bence biz Türkler için benzersiz bir eğitsel faaliyet, birçok açıdan. Yalnız bulunduğu her ortamda “Ufff herkes bana yazıyo yha!” diye halden hale giren tripli genç kızlarımız ve bununla damardan beslenen klasik Türk erkeği için Madrid çok değişik durumlara yol açabilir, açıkça uyarayım.

Yılın üç yüz elli günü güneş aldığı söylenen Madrid’de gökyüzü gerçekten başka. Yağmur yoksa hep açık, hep geniş, üzerine çok şey söylenmiş ve yazılmış “Madrid semaları” diye bir gerçek var, bu kesin. Özellikle pembe-turuncu-eflatuna çalan gün batımlarında göğe baka kalmak bir gram gökyüzüne hasret kalan İstanbullular için çok anlaşılır bir şey bence.

Gidilecek yerleri zevkinize ve stilinize göre çeşitli seyahat bloglarından eminim bulursunuz. Şu kadarını söyleyeyim: Madrid’de kötü yemek yeme ihtimaliniz epey düşük. Olağanüstü lezzetli küçük atıştırmalıkların servis edildiği tapas barlarda fiyatı hiç de bizdeki gibi fahiş olmayan nefis şaraplar eşliğinde uzayıp giden sohbetler benim için Madrid’in özeti. Güzel yemek, güzel içki, güzel insanlar. Bir de bir başkentten beklenecek güzellikte yemyeşil, geniş ve upuzun bulvarlar. Beni en etkileyen şey ne oldu biliyor musunuz? Bu aktivitelerin tümünü hava eğer çok sert değilse, dışarılarda yapıyor insanlar. Herkes sokakta. Sokaklar her daim insan dolu, gece-gündüz. Beyoğlu’nun geçmiş güzel zamanlarını hatırlattı bana; hüzünlenmemek mümkün mü?

Sokakları her saat güvenli bir şehir Madrid. Ne giydiğiniz, saatin kaç olduğu, kafanızın ne durumda, yanınızdakinin kim olduğu kimsenin umrunda değil. Benim en çok vakit geçirdiğim mahalleler La Latina, Lavapies ve Malasana oldu. LGBT cafe, bar ve kulüplerin yoğun olduğu Chueca da son derece canlı ve neşeli bir mahalle. LGBT haklarına üstün saygı duyulan Madrid’de bazı semtlerde yaya lambalarında el ele yürüyen iki kadın ya da erkek göreceksiniz, şaşırmayın. Avrupa’nın en büyük Pride partisine de Madrid ev sahipliği yapmış bu yıl, aklınızda bulunsun.

Güneşli bir pazar günü öğlen üçe kadar devam eden büyük bit pazarı Rastro’ya uğrayın derim. Bir de şehrin en büyük ve güzel parkı El Retiro’da sevgilinizle el ele gezmeden “Madrid’e gittim” demeyin bana! Benim sevgilim yoktu ama bastonla güneşlenmeye ve biralanmaya çıkıp buluşmuş nineleri, bebek arabalarında kebap yapan bebeleri, bisikletli dedeleri, kaykaylı ergenleri ve tabii ki çimlerde üstlerine dallardan güneş ışığı sızan sevgilileri izleyerek saatlerce yürüdüm El Retiro’da.

Modern sanat için Reina Sofia, klasikçiler için Prado müzeleri son notum olsun Madrid’e dair. Epey uzun kaldım, yine de gidilecek çok yer, yapılmadık çok şey kaldı bu güzeller güzeli şehirde. Hayatı keyif için yaşamak nedir bilmeyen bizler için bir “AKDENİZLİ OLMAK 101” dersi gibi geçti günlerim. Teşekkürler, hasta luego guapo!

Fotoğraf: Victor Garcia/Unsplash

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER