#yaşam

ALEKSANDR SERGEYEVİÇ PUŞKİN

AYHAN SİCİMOĞLU | 7 Eylül 2015 #yaşam

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin 1799-1837

Sorma, neden keder yüklü düşüncemle
Eğlenirken sık sık tasalanışımı,
Neden her şeye mahzun bakışımı ve
Hayatın tatlı düşünden kaçışımı;

Sorma, neden sönüp gitmiş yüreğimle
Neşe dolu aşktan nefret ettiğimi,
Kimseye canımsın demediğimi de,
Hem bir kez seven bir daha sevemez ki.

Mutlu olamaz, bir mutluluğu tadan,
O kısa bir an için verilmiş bize.
Gençlikten, şehvetten ve her türlü hazdan
Bil ki, yalnız keder kalır hepimize.

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin 1799 yılında Moskova’da doğmuş. Diğer Ruslar gibi şeffaf tenli, ince çizgili bir adam değil aksine bal dudaklı, kıvırcık kara saçlı ve koyu tenli. Dede Afrikalı. Bazı batılı tarih yazarları gene, “Türkler tarafından kaçırılmış” palavrasından vazgeçmemiş... ama tabi ki de öyle değil.

Afrika kabile savaşları;

Kotoko; batı Afrika’da Müslüman bir krallık ve bu krallık, komşusu Logon Prensliği ile savaşta. Kotoko komutanı, Logon Prensi’nin çocuğunu savaş ganimeti olarak alır. Yedi yaşındaki müthiş güzel, asil, soylu, değişik duruşlu bu çocuk derhal sünnet ettirilerek Müslüman edilir ve adını İbrahim koyarlar.

Afrikalı İbrahim “Lale devri” zamanı Osmanlı Sarayında

İbrahim, 1703 yılında, Lale Devri Sultanı ve aynı zamanda Müslüman dünyasının Halifesi, Müslüman Afrika’nın hamisi olan III. Ahmet’e hediye olarak İstanbul’a yollanır. İstanbul’da bir sene saray eğitimi alan İbrahim, 8 yaşında Rus Çarı Pedro’ya hediye edilmesi için zamanın Büyükelçisi Sava Vladislaviç Ragunski’ya, teslim edilir. (Pedro, o zamanlar moda olan bir siyahi çocuk istiyordur, ille de.)

Bizim “Deli Pedro” olarak tanıdığımız “Büyük Pedro” 1705 yılında Litvanya Vilnius’ta küçük zenci çocuğun bizzat vaftiz babası olacak ve çocuğa Abram adını verecektir. Pedro bu harika çocuğa nerdeyse öz çocuğu gibi davranacak, hayranı olduğu, Avrupai medeniyet, kalkınma ve bilim/sanat eğitimleri için çocuğu delikanlı yaşına gelince Paris’e yollayacaktır. Abram, Fransız ordusunda rütbeli bir subay olacak, Afrikalı filler ile dağları aşan Kartacalı Hannibal’dan esinlenerek kendine “Abram Petroviç Hannibal” adını verecektir. İlerde bir Rus asilzadesi olarak aile armasında da Filler de yer alacaktır.

Hannibal veya Gannibal Ailesi Arması

Abram Petroviç Hannibal (Gannibal)

Rus Edebiyatı’nın öncülerinden Puşkin’in büyük dedesi işte böyle bir adam imiş sevgili dostlar. Puşkin’e gelince, biraz vodkaya düşkün çılgın bir dahi. Puşkin’in annesinin babası Hannibal’ın ikinci evliliğinden olan 10 çocuğundan biri. Kısacası, Puşkin’in büyük dedesi Osmanlı terbiyeli Afrikalı İbrahim. Puşkin dadılar ile el bebek gül bebek büyümüş anne ve babası varlıklı asilzadeler. Evleri ise Rus entelektüellerin uğrak yeri.

Henüz çocuk yaşında şiirler yazan bir genç. Yukarıdaki yağlıboya tabloda, 14 yaşında lise giriş imtihanlarında jüri ve asilzadelere şiirler okuyor. Puşkin diğer imtiyazlı asilzade çocukları için kurulan Kraliyet Lisesi’ne devam edecek.

Çar Aleksandr Lisesi: “Tsarskaya Selo” kasabasında, Çariçe Katerina Yazlık Sarayı’na bitişik

Lise yıllarından sonra özgürlükçü ve sivri dilli şiirleri ile ün salıyor. Hür ve hiciv dolu Fransız edebiyatına merak salıyor ve Rus edebiyatında yeni deneylere giriyor. Bu iğneli şiirlerinde Rusya’daki yönetimi karşısına alınca, ailesinin köyü Mihalovski’de yaşamak zorunda bırakılıyor. Bu sure zarfında; “Yevgeniy Onegin”, “Çingeneler” “Boris Godunuv” isimli eserlerini kaleme alıyor.

7 Yıl sonra;

Çar I. Nikolay tarafından geri çağrılır, ama şehirde tatlı bir hayat girdabına girer. Alkol, kadınlar, sabahlara kadar süren balolar….

Natalya Gonçarova Puşkin’in karısı (Ivan Makarov 1849)

Ben Sizi Sevdim

Ben sizi sevdim: belki bu sevda
Kalbimde sönmedi, kaldı izi;
Bu bir hüzne yol açmasın asla,
Hiçbir şeyle üzmek istemem sizi.

Sessizce, ümitsizce sevdim sizi,
Çile çekerek, kıskanç ve çekingen,
Öyle candan, öyle içtenlikli ki
Başkası da öyle sevsin yürekten.

Bu bitmeyen baloların birinde 16 yaşında şımarık ve çok güzel bir kıza aşık olur. Natalya Gonçarova’ya. Çar dahil tüm Moskova, elit takım erkekleri aşıktır. Puşkin bu aşkı çok başka yerlere taşımış ve genç kıza evlenme teklifi yapmıştır. Fettan Natalya evlilik teklifini, “Belki ileri bir tarihte… bakarız.. vs” şeklinde geçiştirir durur. Çaresiz Puşkin, Rus ordusuna katılır hatta Osmanlı-Rus savaşında ordudaki arkadaşlarını ziyarete Erzurum’a kadar gelir. Erzurum hakkındaki kitabını okumadım ama merak ediyorum.

Moskova dönüşü iki sene uzayan bu teklife nihayet genç kızı ve ailesini razı olur ama…. Bilmiyordur ki bu genç kız ona ölümü getirecek…..

“BAHÇESARAY” SARAYININ ÇEŞMESİNE

Aşk fıskiyesi, ölümsüz çeşme!
Sana armağan olarak iki gül getirdim.
Seviyorum bitimsiz konuşmanı
Ve şiirsel gözyaşlarını senin.

Çiseyen gümüşsü tozların
Serin çiğlerle kaplıyor beni
Ak, ak durmaksızın sevinçli pınar!
Anlat, anlat bana bildiklerini…

Aşk fıskiyesi, kederli çeşme!
Okudum ben de mermerinde senin
Uzak bir ülkenin övgüsünü;
Fakat Mariya’dan söz etmedin…

Ey, solgun yıldızı haremin!
Burada mı unutuldun yoksa?
Yoksa sadece mutlu düşler miydi
Mariya ve Zarema*

Ya da sadece imgelemin uykusu mu
Tenha bir alacakaranlıkta resimledi
Kendi bir anlık sanrılarını,
Ruhumun bir anlık idealini?

* Puşkin’in “Bahçesaray Çeşmesi” destan-şiirinin kahramanları.

Şımarık karısı ve çekilmez dırdırcı kaynanası hayatını zehir etmeye ve kasasını boşaltmaya başlarlar ve tam bu arada Çariçe Katerina’nın özel muhafızlarıdan Fransız bir subay hayatlarına giriverir.

George D’Anthes Puşkin ailesinin hayatlarına Puşkin’in baldızı ile evlenerek girer. Dedikodular, fısıltı gazeteleri, tüm Rus soylu ve elit takım, Fransız subay ile Puşkin’in fettan karısı Natalya’nın aşk dedikoduları ile çalkalanmaya başlar. Natalya’nın ise bu aşka kayıtsız kalmadığı söylentileri Puşkin’in kulağına kadar gider. Nihayet isimsiz bir mektup bardağı taşıran son damla olmuştur. Puşkin, bu müsrif ve şımarık karısından dolayı boğazına kadar bataktadır, sarhoştur, mutsuzdur ve de belki en fenası umutsuzdur..

“Ey yaşam düşü! uç git, acımam sana,

O boş görüntü karanlıkta yitip gitsin:

Aşkın acısıdır değerli olan benim için,

Öleyim ne çıkar, severken öleyim ama…”

Puşkin’in beyaz eldiveni, keskin nişancılığı ile tanınan zampara Fransız subayın yüzünde duello daveti için patlarken bence Puşkin intihar ediyordu ve belki de karısının keskin nişancı olduğu bilinen sevgilisi tarafından öldürülmek istiyordu. Rusya’da duello yasağı olduğu için St. Petersburg dışında “Kara Dere” diye anılan bir mekanda duello için sözleşiyorlar. Puşkin evinin sokağının köşesinde, sanatçı arkadaşları ile gittiği lokantaya son yemeğini yemek ve belkide gittiği ölüm yolunda cesaret için bir iki tek atmak için uğruyor.

Duelloda karnından yaralanan Puşkin acılar içerisinde 3 gün sonra hastanede ölüyor. Halk galeyana geliyor, cenazesini kaçırıp gizlice gömmek zorunda kalıyorlar.

İşte bende bu hikayeden etkilenerek şu andaki adı Café Literaturnoe’de iki kez yemek yedim, canlı klasik Rus müziği dinledim ve bu hikaye nedeni ile olsa gerek, her seferinde ucuz ama nefis Rus şampanyası patlattım.

Café girişinde Puşkin’in balmumu bir heykeli var. Şiir yazıyor.

Merdivenler ile ikinci kata çıkıyorsunuz duvarda hep Rus Edebiyatının isimleri ve tabloları.

Puşkin’in duello silahlarının replikası

 

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.

BENZER İÇERİKLER