#yaşam

AMALFİ SAHİLLERİ

AYHAN SİCİMOĞLU | 31 Temmuz 2017 #yaşam

İtalya’nın en gözde sahil kasabalarından Amalfi’ye tarih dolu kısa bir ziyaret...

Amalfi Dukalığı 839-1200 yılları arasında Akdeniz’de deniz ticaretini elde tutan ülkelerden birisi imiş. Sonraları fakir düşen belde, 1920’lerde İngiliz asilzadelerinin favori tatil yöresi olunca yıldızı yeniden parlamaya başlamış. Daha geriye gidelim. Konstantinopolis yağmasından bahsedelim. İstanbul’un feci şekilde yağmalandığı 4. Haçlı Seferi’ni benim ağzımdan dinlemek isterseniz, gene KIAMORE’a yazdığım “İstanbul’un Gözyaşları”nı okuyunuz.

Bu hüzünlü ve acımasız yağmada, Aziz Andrew’un kemikleri, Kardinal Pietro Capuano tarafından 8 Mayıs 1208’de Amalfi’ye getirilmiş ve bu nedenle şehrin merkezindeki kilise yanına, Bizans usulü bir St. Andrew Katedrali inşa edilmiş. Havari Andrea, İsa’nın on iki havarisinden birisi ve aslında bugün İsrail topraklarında bulunan ve tüm İsrail’in tatlı su kaynağı olan, deniz seviyesi altındaki “Taberiye” gölünde basit bir balıkçı. Ayrıca, sonsuza dek Aziz Andrew’in halefi de direkt olarak Fener Patriği’dir. Aslında Patras’ta Romalılar tarafından çarmıha gerilmiş olan havari Andrew’un kemikleri, 537 yılında Konstantinopolis’e getirilmiş.

İstanbul ile Amalfi ilişkisi aslında çok daha gerilere dayanıyor. Dördüncü asırda bilinmeyen bir İtalyan sahilinden (bence muhtemelen Cenova) İstanbul’un şan ve şöhretini duyan bir grup halk, bebe şebe, yerleşmek için Konstantinopolis’e göçmeye karar vermişler. Gemilerine binip yola koyulmuşlar (şimdiki göçlerin tersi). Amalfi önlerine geldikleri zaman, amansız bir fırtınaya yakalanmışlar. Tüm gemileri batmış veya sahile vurup parçalanmış. Canlarını zor kurtarmışlar. Gemilerini tamir ve yeniden inşa etmek için karaya çıkan Kuzeylilerin bir kısmı, buraları çok sevip İstanbul macerasından vazgeçmişler ve burada yerleşmeye karar vermişler. Bir kısmı ise bir şekilde Bizans’a ulaşmışlar ve İstanbul ile ticarete başlamışlar. İpek ve yün taşıyıp satıyorlarmış. Daha sonraları kağıt imal etmeye bile başlamışlar. Gene doğu rüyası ile Haçlı Seferi’ne katılmışlar. Havari Andrew’un kemiklerini İstanbul’dan kaçırınca, Aziz Andrew Amalfi’nin koruyucu azizi olmuş. Rivayete göre 27 Haziran 1544’te Barbaros Hayrettin, (İtalyancası Ariadeno) filosu ile Amalfi baskınına geldiği zaman gene müthiş bir fırtına patlamış ve gemilerin bir kısmı batmış. Bunun üzerine Barbaros, saldırıdan vazgeçmiş.

Her sene 27 Haziran’da bunu kutluyor Amalfililer. Aziz Andrew’un som altın heykeli her sene bu gün, Katedral’den çıkartılıyor, sokakları dolaşıyor, deniz kenarına kadar taşınıyor.

Katedral’e, 62 geniş ve dik basamak ile çıkılıyor. Eğer bir koşuda durmadan çıkar isen, tuttuğun dilek gerçek oluyor imiş. Yakıcı sıcağa rağmen bir koşuda nefes nefese çıktım. Yukarıda başım döndü ve biraz oturdum. Dileğimin tutması gerek. Dilekler söylenmez derler ama yazımın sonunda söyleyeyim.

Bugün bu muhteşem yapıtı gezenler, bu katedralin kapısının İstanbul’dan geldiğini de bilmezler. 11. asır ortalarında Amalfi konsüllerinden Pantaleone, Konstantinopolis’te yaşar ve Amalfi ile ticaret, bilhassa esir ticareti yapar imiş. Günahkar esir taciri konsül, tüm bu günahlarından affedilmek için Suriyeli Simon Kalfa’ya bu bronz kapıyı İstanbul’da döktürmüş ve bir gemisi ile İstanbul’dan Amalfi’ye getirmiş. Katedral’e bağışlamış. Bu gezide rehberim olan hanımefendiye anlatmış idim tüm bu hikayeyi. Sonrasında rehberime bir güzel gezdirdim Katedrali ve Amalfi’yi.

Sicilya’da ve güney İtalya’da tüm yapıtların patronları, Bizans, İtalyan veya Norman da olsalar, mimar ve bilhassa usta ve işçileri Arap’tır. Arap etkileri sık sık karşınıza çıkacaktır. Nitekim Aziz Andrew Katedrali’nde Arap mimarisi ve işçiliği hemen göze çarpar. Yukarıdaki fotoğraf, “Cennetin Avlusu”ndan. Norman-Arap tarzı bir barok mimari örneği.

Aziz Andrew’un çeşmesi hemen meydanda. 1760’da barok tarzda inşa edilen bu çeşme, katedral önünde imiş ama meydana taşınmış.

Sıcaktan bunaldım, çeşmede yüzümü yıkadım ve meydanda bir pastaneye oturdum. Limonları ile meşhur Amalfi’de limonata istemeyin. Meydanda oturduğumuz pastane 1830’dan beri hizmetinizde. “Bir buzlu limonata içek gari” dedim, garsona siparişi verdim. “Limon suyu mu yani?” dedi. Anlamadım ve “herhalde” dedim ve akabinde hakiki buzlu, ekşi limon suyu geldi. Masadaki şeker ile karıştırayım dedim, şeker içinde erimedi. Anlayacağınız bizim bildiğimiz “limonata” bu limon ülkesinde yok. Ama onun yerine…

“Limonlu Makarna” var mesela…

1880’lerin Hotel Santa Caterina’sı müthiş bir mekan. Denize kadar asansörü var veya limon bahçeleri içerisinden aşağı kadar yürüyor, geriye asansör ile çıkıyorsunuz. Meşhur bir mutfağı ve sempatik bir şefi var. Şef, kulağa pek hoş gelmese de bir limonlu makarna yaptı ki pijamaları giyip yanında yatarsınız. Limon rendesi ve suyu, zeytinyağı, sarımsak, krema, parmesan, fesleğen ve çeri domatesten ibaret.

 

Not: Eğitimli, aydın ve çağdaş, Atatürkçü bir Türkiye Cumhuriyeti idi dileğim.

Ayhan Sicimoğlu, Temmuz 2017

Redaksiyon: Aylin Onart

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.

BENZER İÇERİKLER