#yaşam

ARJANTİN GÜNCESİ VOL. 2

TUBA ÜNSAL | 5 Ocak 2017 #yaşam

2. Gün - Buenos Aires

Dünyanın en güzel mezarlığı

Uyandığımız andan itibaren planımız çok net. Eva Peron'un mezarını ziyaret etmek istiyoruz. Sıcaklık 36 derece. Mezarlığın yakınındaki sokak pazarında pezolardan yapılmış yüzükler ve broşlar alıyoruz. O sırada telefonuma bir mesaj geliyor, İstanbul karlar altında. Empati kurabilecek durumda değilim, sıcaktan perişan olmuş haldeyim.

Mezarlığın kapısına geliyoruz. Yandaki haritadan Eva Peron'un mezarının yerini buluyorum. 88 numarada. Hemen hızlı hızlı mezarlığı dolaşmak istiyorum ama adım attığım anda bunun mümkün olamayacağını anlıyorum. Burası hayatımda gördüğüm en güzel yapı, en güzel mezarlık, en güzel şey. İnanılmaz bir işçilik.

Her mezar kendi içinde bir sanat eseri. 1800'lerden kalma heykellerle süslenen mezar odaları. Odaların içinde tabut ve yerin birkaç metre altına kadar uzanan asıl mezarlık bölümü bulunuyor. Eva Peron'un mezarının önünü kalabalıktan çıkarabilirsiniz. Diğerlerine bakılırsa neredeyse sıradan sayılabilecek bir mermer oda. Simsiyah. Mezarlıktaki hemen hemen bütün mezarları dolaştım, ilk 10'a giremez bile. Ama yine de aklımda kendisini Madonna'nın canlandırdığı filmi ve "Don't Cry For Me Argentina" şarkısıyla gönlümdeki en ihtişamlı mezar onunki.

Mezarlıkta tepemde yükselen güneş 50 dereceyi bulmasa bütün günü geçirebilirim. Arjantin'e geldiğimden beri bir tane bile lüks araba görmedim. İnsanlar sade bir hayat sürüyor ama sanki dirilerinden çok ölülerine para harcıyorlar gibi, ömrümde bu kadar ihtişamlı ölü evi görmedim.

Tiyatrodan bozma kitapçı

Biraz tuhaf değil mi? Biz genelde tiyatroları AVM yapmayı tercih ediyoruz ya da eski kitapçı Robinson Cruise'nun başına geldiği gibi yerini daha karlı bir işletmeye devretmeyi. El Ataneo gördüğüm en görkemli kitapçı. Kocamaaaaan bir tiyatronun dört katına yayılmış kitaplar ve localarda takılıp kitap okuyanlar. Müthiş bir manzara. Kafesi de şahane, kahve molası için muhteşem.

Elime bir kitap alıyorum, ayakkabı tarihi. Sayfaları çevirirken karşıma Sebastien Massaro'nun yaptığı ayakkabı çıkıyor. Bu ayakkabı, şu an ayakkabılığımda duran Coco Chanel tasarımının aynısı. Chanel'in en kült modeli. Yıllar sonra 2015'te yeniden revize edilip koleksiyona eklendi. Asıl tasarımcı bu sayfalarda karşımda duruyor, Sebastien Massaro. 1958 yılında Coco Chanel bu ayakkabıyı o kadar çok beğeniyor ki ondan ilham alarak yeniden yapıyor.

Cafe Tortoni

Arjantin'e gelen çoğu arkadaşımın mutlaka uğramamı söylediği kafe burası. Kocaman, 1858'den kalma geleneksel bir kafe. Biraz Cafe Flore havası var. Uzunca bir kuyruğu aşıp içeri giriyoruz. Beklemeye değer bir yer.

3. Gün

Sabah kahvaltısı için Faena Otel'e gidiyoruz. Müthiş bir tasarım. İnce uzun bir hol ve ihtişamlı mimarisiyle girer girmez benden 10 puanı alıyor. Mekan ve koku eşleşmesinde de ilk üçüme girer. Otel için seçilen koku muhteşem. Havuzunda bütün bir günü de geçirebilirsiniz. Yemek bittikten sonra, kurulduğu pazar gününün gelmesini dört gözle beklediğim sokak pazarı San Telmo'ya gidiyoruz. Aklımı kaybetmek üzereyim. İnanılmaz antika tabak çanakları üç paraya alıyorum. Nakit parayla gitmekte fayda var, kart çok az standda geçiyor. Upuzun bir pazar burası. Gerçekten antika cenneti. Kılık kıyafet bulurum umuduyla gitmeyin. Genel olarak Buenos Aires'te giysi anlamında hiçbir şey ilgimi çekmedi.

Buenos Aires için boşuna Güney Amerika'nın Paris'i demiyorlar. Tarih ve doğa iç içe. Parklarla çevrili muhteşem bir şehir. Bugun tercihimizi Rosedal Parkı'ndan yana kullanıyoruz. Çantaya atıyoruz bir Malbec şarap, iki plastik bardak ve bir örtü, saatlerce uzanıyoruz. Hava 39 derece. Fıskiyelerin içine dalmak için fazla beklemiyoruz.

Buenos Aires'teki akşam 10'da başlayan yeme içme düzeni beni biraz yıpratsa da son gün artık alışmıştım. Tam 10'da, yine dillerden düşmeyen La Cabrera biftek restoranının kapısında oluyoruz. Rezervasyon alınmıyor. Listeye yazılıyorsunuz. Liste uzun gibi görünse de 20 dakika içinde yeriniz hazır. Güney Amerika'nın en iyi restoranları listesinde yukarılarda. Sokağın iki köşesine yayılmış iki restorandan oluşuyor. Yemekler beklemeye değiyor mu konusunda Mirgün'le ters düştük. Ona göre Laslilas Steak House daha iyiydi. "Wagu" inanılmaz lezzetli bir et, onda hemfikiriz. Daha önce Los Angeles'ta keşfettiğim "Skirt" steak benim genel anlamda etten yana tercihimdi ama sanırım bir Wagu değil. Porsiyonlar aile boyu. O yüzden bir tabağı iki kişinin paylaşmasında yarar var.

Genel Buenos Aires gözlemlerim

  • Zengin fakir herkesin elinde köpek var, bu şahane bir şey. Kötü olanı sokaklarda köpek pisliğinden geçilmiyor, dışkı toplamakla ilgili yeteri kadar hassas değiller.
  • Mağazalar öğle saatlerinde ve haftasonları kapalı. Zaten öğleden sonra 3'te bankaları falan kapatıyorlar, yani neredeyse hiç çalışmıyor, keyif yapıyorlar denebilir.
  • Yaz döneminde (bizim kışımızda) sokaklar bomboş. Uruguay gibi, deniz kenarı olan sayfiye yerlerine gidiyorlar.
  • Oteller dışında İngilizce konuşana rastlamanız mucize. Taksilerde falan artık Allah ne verdiyse kafa yararak adres söylüyorsunuz. Bu anlamda kıyaslandığı Paris'ten ve parizyen tutuculuğundan pek farkları yok, İspanyolca bilmemeni ayıplıyorlar.
  • Havalimanına inip fiyatları gördüğünüzde gözleriniz yuvalarından çıkabiliyor. Bir tabak et 595 dolar. Amerikan doları olmadığını anladığınızda tatlı bir şapşiklik yüzünüze yayılıyor. Arjantin pezosuna da dolar diyorlar ya da dolar işareti kullanılıyor. 1 Dolar 15/16 yer yer 17 pezo.
  • "Türkler her yerde" lafını çürüten bir şehir. Geldiğimizden beri hiç Türk'e rastlamadığım nadir ülkelerden biri, hatta tek ülke.

ARJANTİN GÜNCESİ VOL. 1

YAZAR HAKKINDA

TUBA ÜNSAL

Oyuncu, ajans TUBA kurucusu

BENZER İÇERİKLER