#yaşam

ASYA'NIN MİSTİK SOKAKLARI

KERİMCAN AKDUMAN | 5 Mayıs 2016 #yaşam

"Her gün insanın karşısına bambaşka sürprizler sunan bir oyun parkı"

Kamboçya Kralı Norodom Sihamoni

Afrika günleri sonunda başladığım Güneydoğu Asya seferimin ilk durağı Kamboçya oldu. Başkent Phnom Penh’in kaotik sokaklarında bambaşka bir kültürle tanışıp kaynaşma sürecimi atlatmaya çalışırken Aynebilim Aşevi’nde bir kadının nasıl pelerinsiz süper kahraman olabileceğini gördüm. İnsanoğlunun dünyadaki en acımasız canlı olduğunu Pol Pot’un ölüm tarlalarında milyonlarca Kamboçyalı’nın soykırımıyla tekrar hatırladım. Phnom Penh’te geçen günler sonrasında istikametimi Kamboçya’ya geliş nedenim olan Siem Reap şehrine çevirdim.

Gün batımının su üzerindeki yansıması

Angkor Wat Tapınağı

Budist keşişler tarafından dövme yapılışı

Kamboçya’nın en önemli yeri olan Siem Reap’te, dünyanın en sihirli yapılarından biri olan Angkor Wat Tapınağı’nda muazzam bir gün doğumu izledim. Tapınağın dev kulelerinin arkasından doğan güneşin yarattığı renkler saniyeler içinde bambaşka tonlara bürünürken ben yaşadığım anın gerçeküstülüğü ile kendi kendime saf bir mutlulukla kahkahalar atmaya başlamıştım. Ardından Tomb Raider tapınağı olarak da bilinen Ta Phrom’u ziyaret ettim. Yüzlerce yıl unutulmuş olan tapınağın taş blokları içerisinden çıkıp onlarca metreye uzanan dev ağaçları görünce doğanın gücünü yeniden anımsadım. Yılbaşını Siem Reap’te kutladıktan sonra yeni yılın ilk günü kendime Budist keşişler tarafından yapılan dövmemi hediye ettim.

Rengarenk kumaşlar önünde çalışan bir kadın

Kamboçya’da biraz daha vakit geçirdikten sonra rotayı Güneydoğu Asya turizminin amiral gemisi Tayland’a çevirdim. Bangkok’un dev tapınaklarında ve saraylarındaki turist istilasından kaçıp kendimi arka sokaklara attım. Başkentte geçen bir iki gün sonunda trenle ülkenin kuzeyine Chiang Mai’ye geçtim. Kuzeye gelişimin en önemli sebebi, çocukluğumda bir dergi kapağında gördüğümden beri ziyaret etmek istediğim Padaung Kabilesi’ydi. Uzun boyunlu kadınlarıyla bilinen bu kabilenin siyasal nedenlerle çıkmalarının yasak olduğu köylerindeki yaşam mücadelelerine şahitlik ettim.

3 tane filin önünde çekilen selfie

Bebeklikten başlayan işkencelerin yapıldığı fil safarilerinden veya sirklerden kurtarılmış fillerin olduğu bir yetimhaneyi ziyarete gittim. Günde 300 kilo yiyen filler için çerez sayılacak birkaç kilo muzu yedirdikten sonra onlarla beraber çamurda debelendim. Yavru bir filin cüssesinin farkında olmayarak kendini sevdirmek için üzerime devrilişinden son anda kaçtım. Çamur banyosu sonrası ormanlar içinden yolunu bulmaya çalışan bir nehirde filleri fırçalayıp yıkadım. Sevginin, her canlının arasındaki temel iletişim yolu olabileceğini gördüm.

Phi Phi Adası

Phi Phi Adası'ndaki kalabalık kumsal

Tayland’ın kuzeyine yaptığım seferi bir hippi köyü haline gelmiş olan Pai sokaklarında bitirip ülkenin güneyine, Krabi’ye yol aldım. Buradan bir tekne yoluyla Phi Phi Adası’na geçtim. Gündüz adanın çevresinindeki ufak ve kimsenin olmadığı plajlarda dinlenip akşamları adanın bitmek tükenmek bilmez gece hayatını gördükçe adanın hedonizm üzerine kurulu olduğunu anladım. The Beach filminin çekildiği Maya Plajı’nı ziyaret edip, gördüğüm turist istilası karşısında dev bir hayalkırıklığına uğradım. Phi Phi’nin aşırı güzelliğinin getirdiği yerleşme isteğini bertaraf edebilmek adına ruhumun bir kısmını adada bırakarak ayrıldım.

Malezya'da evler ve duvar resimleri

El arabasıyla gezdirilen iki köpek

Yeni ülkem Malezya oldu. Muhteşem sokak yemekleri, ara sokaklarda bir anda karşıma çıkan duvar resimleri, yardımsever ve güler yüzlü insanları, muhteşem binaların olduğu geleneksel Çin mimarisi ile Penang, iki gün diye başladığım ziyareti beş güne uzattırdı. Adanın diğer ucundaki milli parkta, ıssız bir plajda salıncakta sallanıp “Buralarda boş arsa var mıdır acaba?” diye düşünürken bir süre sonra plajın asıl sahibi olan maymun kolonisi tarafından kovalanınca emlak planlarım altüst oldu.

Hindu festivali Thaipoosam'ın kutlandığı Hindu tapınağı

Hindu festivali Thaipoosam'ı sokaklarda kutlayan insanlar

Dünyanın en önemli çay üretim merkezlerinden biri olan Cameron Highlands’de yeşilin onlarca tonunu gördüm. Dünyadaki en eski yağmur ormanlarından birinde serin havanın tadını çıkardım. Bir kelebek parkında dakikalarca kuş büyüklüğünde kelebekleri izledim. Doğaya ve yeşile doyduktan sonra kendimi başkent Kuala Lumpur’da buldum. Bir gece uyurken oldukça kuvvetli bir davul zurna sesiyle uyandım. Öncelikle saate bakıp, 3 rakamını görünce rüya gördüğümü sandım. Ancak rüya uyanmama rağmen bitmemişti. Giyinip sokağa fırladım. Çin mahallesinde kaldığım yerin yanındaki şehrin en eski Hindu tapınağıydı ve burada Hindu festivali Thaipoosam kutlanıyordu. Sabaha kadar davullar zurnalar eşliğinde yapılan töreni izledim.

Singarpur'daki Marina Bay Sands oteli

Malezya günleri sonrasında sırada Singapur vardı. Son dönemde dünyanın çivisinin çıkışı bana sınırda 3 saat boyunca süren iki adet sorgu olarak geri döndü. Neyse ki zararsızlığıma inanıp mikro ülkeye girişime izin verdiler. Asyalıların yaşadığı bir Londra’yı andıran şehir-devlet adeta bölgenin tüm geri kalmışlığına karşı bir isyan bayrağı gibiydi. Şansıma bir de Çinlilerin görkemli yeni yıl kutlamalarına denk gelip maymun yılının başlamasını Singapur’da kutladım.

Asya'da kalabalık bir sokak

Asya sokakları her gün insanın karşısına bambaşka sürprizler sunan bir oyun parkı gibiydi. Her ülke, her şehir hatta her semt başka bir karakterle insanı şaşırtmayı beceriyordu.

YAZAR HAKKINDA

KERİMCAN AKDUMAN

BENZER İÇERİKLER