#yaşam

ATA DEMİRER ŞİMDİ DE TEK KİŞİLİK GAZİNO OLDU

| 8 Ocak 2016 #yaşam

Gazino şimdi sahnede. Belki sonra filmi de çıkar

Perşembe akşamları Beşiktaş Kültür Merkezi’nde yeni gösterisi Ata Demirer Gazinosu’yla sahneye çıkan Ata Demirer, halk müziğinden popa kadar her türden şarkılar da söylüyor. Demirer, sahneyi özlediğini ve sinemasının izleyiciden aldığı tepkilerle şekillendiğini anlatıyor. Ata Demirer’le CNNTürk’teki programım Her Şey’de konuştuk.

 

Gazinolarda tahta sandalyelerde uyutulan çocuklardan mısın?
Evet öyle. Benim gazinolarla, sahne hayatıyla tanışmam çok erken yaşta oldu. Ben 16-17 yaşındayken tavernalarda filan piyanist şantörlük yapıyordum. Yaşımı büyütmüşlerdi, saklıyorlardı. Müzik büyük bir parçam. Hiçbir zaman mizahın yerini alamadı. Mizah da müziğin yerini alamadı, hep birlikte dans ettiler. Hep müziği ikinci planda tuttum ama bir yerden çıktı. Filmlerde de hep müzik kullanıyoruz. Müzik filmleriydi “Eyvah Eyvah”lar...

Buna alaturka kabare diyebilir miyiz?
Tek kişilik bir kabare diyebiliriz. Birkaç kişi daha olsa yanımda tam bir kabare diyebiliriz ama tek başına gazinonun her şeyi benim gibi bir durum var. Bir gazino var, müzisyenleri var, bir çocuk çıkıyor sahneye. Bu çocuk gazinonun hem komedyeni hem alaturka solisti, hem arabesk solisti, hem seyahat dediğimiz bir bölüm var, dünya müziklerini seslendirdiğim bir alan. Oradaki repertuarı hem sesimle oynayıp hem müzikle oynayıp değiştiriyorum ki gelenler sıkılmasın. Aralarda da stand up’a dönüyorum. Böyle tek kişilik gazino gibi bir şey.

Neler söylüyorsun?
Sevdiğim şarkıları söylüyorum. Bende iz bırakan ne varsa, orada. Unutmadım Seni Ben de var, Caruso da var, Dos Gardenias da var, Büklüm Büklüm de var. Ne varsa içimizde, orada o zehiri boşaltmaya çalışıyorum. Çok iyi geliyor, onu söyleyeyim… Sahneye çıkmak çok özlediğim bir şeydi. Dört senede beş film yazdım ama sahnenin yerini hiç biri almıyor. Sinema filmi filan hiçbiri tutmuyor yerini. Sinema başkalarına da hayal kurduran bir alan. Ama sahne hem diğer alanları besliyor, hem de o sıcak temas bambaşka bir şey. Mesela canım Müslüm Gürses taklidi yapmak istiyorsa onu yapıyorum ama bir şarkıyı da doğru dürüst söylemeye çalışıyorum. Gazinonun birçok solisti varmış gibi…

Arkanda bir de saz heyeti var
Taşkın Sabah’a çok şey borçluyuz. Küçük bir orkestra kurdu. Yedi kişilik bir kadro. Uzun süre prova yaptık. Çok mütevazı insanlar.

Sahne kostümlerin çok güzel. Kaç kostüm değiştiriyorsun?
Beş kostüm değiştiriyorum.

Modacın kim?
Namık Abi (Gökçeer) dikiyor. Milord. Çok kreatif bir adam. Ben anlatıyorum, girişte şöyle bir şey yapmak istiyorum diye, o hemen gidiyor bir kumaş seçiyor, şunu kullanalım diye geliyor. Delilik balansımız tuttu. Çeşitli şeyler yaptı ben de onları giyiyorum.

Bir de sahnede anlattıkların var. Orada ne anlatıyorsun?
Yaşanmış şeyleri anlatıyorum. Bu yaz epey malzeme biriktirdim. O malzemeden parçalar dokudum. Bazen içimden geliyor, hiç tasarlamadığım şeyler anlatıyorum. Oraya çıkınca oluyor...

Yani sırf gazino hayatına dair şeyler anlatmıyorsun?
Yok. Konsept gazino diye salt gece hayatına müziğe gazinoya dair şakalar yok. Yine başka bir adam izlemiş gibi oluyorsun orada. Şarkılara bağlantı yapmaya çalışmıyorum şakalarla. Şarkılara doğru devriliyor zaten kendisi. Tam tersi, bağlantı yapacakmış gibi şaka yapmaman gerekiyor. Çünkü o zaman başka biri gibi hissettirirsin ancak.

Gazinolarda komikler de vardı...
Bizde her şeyi ben yapıyorum, malzeme bol.

Ucuza bir gazino kurmuşsun...
Şu çok şaşırttı beni. Normalde gazino dediğin zaman içine içkisi, meyvesi şu, bu girmesi lazım gibi bir algı vardır hepimizde. Oysa tiyatro salonunda -1960’larda geçen Rembetiko filmini hatırlarsın- konserler verilir. Ya da Şan Tiyatrosu’nda sahneye çıkan Türk sanat müziği sanatçıları gibi... Ben bunun bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmedim açıkçası.

Havaya giriyor mu izleyiciler?
Evet. Herhangi bir yan etmen olmadan, bilet alıp o koltuğa oturup da bu kadar eğlendiklerini görünce, demek oluyormuş dedim. Çünkü konsept olarak biri bana fikrimi sorsa, orada yapma da git şu gece kulübünde yap derim. Bunu kendim tiyatro salonunda yaparak kendi önyargımı kırmış oldum. Biraz tempoyu artırıyorsun, daha çok eğlenmek istiyorsun, daha çok eğlendiriyorsun.

Ne kadar gösterinin süresi?
İki saat 15 dakika

Yoruyor mu çok?
Öyle tatlı bir yorgunluk ki anlatamam. Ama birinci gösteriyle 50. gösteri arasında büyük farklar olur. Diğer gösterilerden hatırlıyorum. Öyle bir noktaya gelirsin ki, tamam bu artık otomatiğe alınacak hale geldi dersin. Yine de öyle olmuyor. Bence onuncu, on beşinci gösteride otopilota geçecek ama yine de geçirmemek lazım. Çünkü aktüel çok hızlı değişiyor, Türkiye çok hızlı değişiyor. Sürekli yenileme yapman lazım. Eskiden çok yenileme yapmıyordum ama yaş kemale erince yenilemenin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu fark ettim.

Sahneyi, gösterileri, sinemadan daha çok seviyorum dedin...
Sinemayı çok seviyorum, aşığım sinemaya ama asıl kaynak sahne. Ona saygıyla karışık bir sevgim var. Onu kaybetmemek lazım.

Sinemada yaptığın şey sahneden mi ürüyor?
Evet. Onu canlı olarak deniyorsun. Mesela Tek Kişilik Dev Kadro 2 gösterisinde iki buçuk dakikalık bir Trakya şakası vardı. Ezine’de başıma gelen bir şey. Sahnede anlatıyorum, millet yerlere yapışıyor. Anladım ki çok sağlam bir damar bu. Gittim o yüzden Eyvah Eyvah’ı yaptım. Ama oynayacak karakter de sahneden gelen bir karakter. Yani Hüseyin Badem’in sesini jestini filan sahnede bulmuştum. Bu böyledir... Şimdi mutlaka bu gösteriden de yıldızlar, seyircinin önemsediği, parlayan maddeler çıkacaktır.

Seyirci senin için, geri bildirim aldığın iyi bir focus grubu oluyor o zaman?
O heyecanla ve gerginlikle bazen kendin de ne yaptığını farketmiyorsun. Bazı jestlerde, seslerde geziyorsun. Özellikle tek kişilik bir gösterideyden birçok oyunculuklar yapıyorsun. Ve o tasarlanan bir şey olmuyor, her gece tekrardan denenen bir şey oluyor. Bakalım bu gece yapabilecek miyim diyorsun ve bu deneysellik içinde seyircinin favori şakaları oluşuyor. Birkaç kere video kaydı alındığında bunu görüyorsun ve doğal olarak neye güldüklerini anlıyorsun. Onu bir uzun metraja, karakter komedisine taşırsan, sana bir senaryo çağrıştırırsa, bu süper bir kaynak. Ne zaman sahneden uzaklaşsam bir mizahi eksiklik, bir tembellik, bir neşe kaybı yaşıyorum.

Yakın zamanda film yapacak mısın?
Bazı hayallerim var. Net bir şey söylemeyeyim ama. Önümüzdeki yılı boş geçirmek istemiyorum, bu yaz çalışmak isterim. Kafamın içinde bir şey var. Ama oturdum çatır çatır yazıyorum diyemem. 

Gündemden acılar eksik olmuyor. İptal edilen gösteriler, konserler hakkında ne düşünüyorsun?
Ben de iptal etmiştim. Belki etmemem lazımdı, doğrusu çünkü iptal etmemek. Fakat benim durumum çok vahimdi. Konser tarihine çok yakın bir acı yaşanmıştı ama ben gazino formatıyım. Brecht oynasam, Sezen Aksu olsam asla iptal etmemek lazım. Ama gazino formatında halkoyunu var, dansöz var. Oraya çıkıp hiçbir şey olmamış gibi yapacak enerjiyi bulamadım kendimde. Ama klasik müzik konserini niye iptal ediyorsun, umut verir insanlara, moral verir. Yeter ki altmetni olan ciddi bir sanat ürünü olsun. E ciddiyetsizse zaten iptal ediyoruz. Önce komedyenlerin kellesi gidiyor. Hacivat’la Karagöz neden öldürüldü!!!

 

Yazı: Mirgün CABAS