#yaşam

ATIN BENİ DENİZLERE!

AYLİN ASLIM | 3 Ağustos 2017 #yaşam

Unutulmuş bir ada Meis. Yunanistan’ın kendine en uzak kara parçası. Kaş-Meis arasıysa 6 km. Her gün bakıyoruz birbirimize, Beşiktaş’tan Kadıköy’e bakar gibi. Gidiş-gelişler de neredeyse o sıklıkta bu oyuncak adaya. Adı “Megisti”, “en büyük” demek, ama nüfusunu söylesem anlarsınız neden oyuncak dediğimi. Bir zamanlar dokuz bin olan ada nüfusu şimdi üç yüz. Tarih boyunca maruz kaldığı istilalar, savaşlar, bombardımanlar ve tabii ki tüm bunların sonucunda kaçınılmaz olan göç hikâyesi, tahmin edersiniz.

Bir adı daha var adanın: Kastellorizo. İtalyanca “Kızıl Kale” anlamına gelen “Castello Rosso”dan geliyor. Avrupa’ya en uzak kara parçası da deniyor buraya. Bu uzaklık ve sessizlik çekiyor insanları, örneğin Pink Floyd’dan David Gilmour’u. Yıllarca yatıyla ziyaret ettiği, tavernalarında oturduğu bu küçük cennet parçası için Grammy'e aday olan “Castellorizon” adlı şarkıyı yazıyor Gilmour sonra.

Her yıl 19 Temmuz’da bambaşka bir trafik yaşanıyor Kaş’tan Meis’e doğru. Günler önceden biletler alınıyor, su geçirmez çantalar ayarlanıyor, tekneye mümkünse sadece mayo ve tişörtlerle binilip yola çıkılıyor. Bilenler bilmeyenleri uyarıyor: “Telefonunu pasaportunu su geçirmez kılıfa koydun mu? Atarlar valla suya seni.” Adaya iner inmez önce dev su tabancalı, içi su dolu yoğurt kovalarıyla çocuklar karşılıyor bizi. “Aaa ne güzel binalar, manzara” filan derken balkondan kafanıza yiyorsunuz buzlu suyu! Birkaç adım ileride sahilde bir yere oturana kadar iki kişi kolunuzdan tutup denize atmazsa sizi, bayağı şanslısınız, çünkü bu bayramın olayı bu: Hiç kurumadan, sürekli ıslak kalacak şekilde, elbiselerinizle filan suya atlamak/atılmak. Haliyle önlem almak lazım.

Meis’in Su Bayramı 19 Temmuz. Adanın kısacık sahil boyunun tam ortasında, minyatür bir meydan var. Öğlene doğru bir orkestra kuruluyor meydana, başlıyorlar çalmaya. Bir tarafta dev leğenlerin içi buzla doldurulmuş, buzun içinde kutu biralar. Yanında büyük bir mangal yakılıyor, şiş kebaplar pişiyor. Hepsi ücretsiz adadaki herkese, yerliye ve misafire. Belediye çalışıyor! Herkes mayolu bikinili, meydan dolu. Bir çiftetelli oynanıyor, bir sirtaki, bir halay. Deniz kenarında çocuklar tuttuklarını denize atıyor, meydanda genç kızlar, yetmiş beş yaşında dedeler, nineler güneşin altında göbek atıyor. Üstü kuru biri görülürse anında buzlu suyu yiyor kovayla, kaçırmıyorlar hiç. Halaydakilerin icabına su tabancaları bakıyor. Müzik yükseldikçe ahali de yükseliyor. Halaylar kalabalıklaşıyor. Halaya bakıyorum, Yunan, Türk, Avustralyalı, İtalyan bir arada coşmakta. Halay halinde denize atlamalar başlıyor. Benzersiz bir coşku var burada, sadece müzik, dans ve neşe var; normal şartlar altında sağlanamayan, muhteşem, insanı içmese de mutluluktan sarhoş eden bir “bir olma” duygusu. Ne kimse kızların bikinisine bakıyor ne bir itiş kakış ne en ufak bir gerginlik. Akşama kadar içilse de, kimse kimsenin keyfini “Bana yan baktın!” diye bozmuyor. Akşama doğru yaşlı ağır toplar çıkıyor meydana, Zorba dansını yapmaya. Saygıyla izliyor herkes. Film gibi geliyor değil mi anlatınca? Öyle ama. 1991’de En İyi Yabancı Film dalında Oscar almış “Mediterraneo’nun çekildiği ada burası işte!

Sudan, güneşten ve Ayhan Işık efektinden biraz kaçayım diye yandaki restoranlardan birine oturuyorum. Herkes birbiriyle muhabbette zaten, “Nerelisin? İlk kez mi geliyorsun adaya?” Karşımdaki yaşlı adamla sohbete başlıyoruz. Yetmiş beş yaşındaki Stefanos, “Su Bayramı’nın tarihteki hikâyesini biliyor musun?” diye soruyor bana, “Dinlemek ister misin?” Kaçırır mıyım?

İki yüz yıl kadar önce adada bir söylentiyle beraber panik yayılmış. Osmanlı’nın Kaş’tan adaya askerlerle çıkıp herkesi katledeceği söylentisi. O büyük korkuyla dokuz-on bin kişi birkaç gecede adayı terk etmiş. Daha büyük adalara ya da anakaraya, Yunanistan’a göç etmişler. Adada sadece bir kişi kalmış: Tepedeki manastırdaki yaşlı rahip. Rahip beş ya da altı yıl tek başına yaşamış koca adada. Nasıl bir yalnızlık, siz hesap edin. “Ya zaten bir söylentiydi ya da zaten herkes gittiği için, gelmemiş askerler adaya” diyor Stefanos. Beş yılın sonunda evlerine dönecek cesareti bulmuş Meisliler. Aralarında haberleşip dönme kararı almışlar. İşte o döndükleri gün, tepedeki manastırdan adaya yanaşan tekneleri, sandalları görür görmez rahip limana koşmaya başlamış. Sevinçten karaya yanaşmalarını bekleyemeyip üzerindeki kıyafetlerle, gözyaşları içinde denize atlayıp onlara doğru yüzmeye başlamış. Onu gören adalılar da kayıklardan, teknelerden atlamışlar elbiseleriyle. Suyun içinde kucaklaşmaya başlamış herkes ağlayarak. Bu yüzden özellikle elbiselerle suya atlamak ya da birilerini suya atmak, o günün hatırasını onurlandıran bir hareket olmuş ada tarihinde.

“Şimdi burada oynayanların yarısına sorsan bilmez bu hikâyeyi” diyor Stefanos. “Kutluyorlar da, neyi kutladıklarını bilmiyorlar” diyor. “Olsun” diyorum, “Herkes çok mutlu. Bu zamanda kolay mı?” “Hep doğru zamanı beklemek yerine, elbiselerle kendini denize atmak lâzım belki bazen” diye düşünüyorum. Ya da kucaklaşmak istediğiniz birileri varsa, sarılmak için kıyıya çıkmalarını beklememek, öylece, olduğunuz gibi, üstünüzde başınızda ne varsa, atlamak lâzım belki de suya.

etiketler

deniz meis

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER