#yaşam

ATİNA'DA AÇ KALMAZSINIZ

AYHAN SİCİMOĞLU | 22 Şubat 2016 #yaşam

Atina’da hem karnınız hem de ruhunuz doyar. Yemekler de bizim yemeklere benzer. İnsanlar da bize benzer diyeceğim ama acil bir düzeltme yapayım; eski İstanbul halkına benzer. Şimdiki İstanbul halkı, kaba, sabırsız, güvenilmeyen, korkak, sinirli ve rahatsız yani kısacası çoğu özünde Istanbullu olmadıkları için bu benzetmeyi yapmaktan vazgeçtim. Göç almış insanlar korkaklığını ve güvensizliğini seziyor ve aslında pek de suçlayamıyorum kimseyi. Yeyip içtiğimizi sonra anlatalım ve başlayalım damardan Atina’ya:

Athena tanrıların tanrısı Zeus’un kızı. Zeus ilk karısı Metis hamile kalınca, “Erkek çocuk dünyaya gelirse beni devirir, saltanatımı elimden alır” korkusu ile hamile karısını yutmuş. Çocuk Zeus’un beyninde bir ur olarak büyümüş. Baş ağrıları dayanılmaz hale gelince Zeus, keskin bir balta ile kendi kafasını yardırmış ve içinden, korkularının aksine güzelcecik bir kız çıkmış. Zeka, akıl (beyinden çıkıyor ya), sanat, ilham, öngörü ve barış tanrıçası Athena. Bu tanrıça daha sonraları Pers savaşlarında yavaş yavaş savaş tanrıçasına dönüşmüş.

 


"Ve Zeus çıkardı bir gün kendi kafasından
Çakır gözlü yaman Athena'yı,
O dünyayı birbirine katan tanrıçayı,
O hiç yorulmadan orduları yöneten,
O cenk ve savaş bağrışmalarından hoşlanan,
Yüceler yücesi sayılan tanrıçayı."


Atina şehri yeni kurulmaktadır ve şehrin tanrısının kim olacağı tartışılmaktadır. Bütün tanrılar bir araya gelir. Çeşitli yarışmalar sonucunda iki tanrı kalır. Bu iki tanrı Poseidon ile Athena’dır. Jüri tanrılar, bu şehre en büyük hediyeyi verecek olanı şehrin tanrısı seçeceklerini belirtir. İlk olarak kendinden emin Poseidon öne çıkar. Üç başlı mızrağını yere vurur ve yer yarılarak bir at ortaya çıkar. Poseidon atı herkese göstererek "Bu evcil bir attır, insanı yorulmadan istediği her yere götürür, onun yüklerini taşır." der. Bütün tanrılar büyülenmiştir bu hayvan karşısında. Athena ise küçük bir gülücük atar ve ünlü mızrağını yere saplar. Mızrağın saplandığı yerden bir filiz çıkar ve büyür büyür çok güzel bir zeytin ağacı olur. "Bu da zeytin ağacıdır. Meyvesi olan zeytinin saymakla bitmeyen özellikleri vardır. Zeytini insanlar yiyebilirler, yemeklerine katabilirler. Yağını çıkartıp, yakarlar, geceleri aydınlatırlar. Yemeklere dökerler, çok güzel lezzetler elde ederler. Aynı zamanda bu yağ bozulmaz ve bozulmasını istemedikleri yiyecekleri içerisinde saklarlar. Ve böyle faydaları daha da sayılabilir." der zeki tanrıça. Bütün tanrılar bakakalmıştır bu ağaca. Hepsi tebrik eder Athena'yı, artık şehir ona aittir. Şehrin ismine de Atina denecektir bundan sonra. İlk başta köylerden oluşan Atina zamanla önemli bir hal alır. Poseidon ise, belki de bir tanrıçaya yenilmekten, tüm siniriyle üç başlı mızrağını dağa fırlatır. Dağa saplanır mızrak, hala mızrağın izinin orda olduğu söylenir. Ayrıca Athena'nın o meşhur ağacının da Atina'daki Akropolis'te portikonun yanında duran zeytin ağacı olduğuna inanılır.

Athena tapınağı ve Akropolis. Akro yüksek üç (Akrobat), Akropolis-Şehrin yüksek ucu. Tam ortada yükselen masa şeklinde bir platform ve üzerinde Athena tapınağı. Akrolopis’in tam altında gecekondu mahalleleri, şehir adalardan göç almış 1800’lerin sonunda ama bu şekilde korumuşlar. Yani; yıkılıp toplu konut evleri veya kentsel dönüşüm vs. projeleri geliştirilmemiş. Sadece temizlenmiş ve doku bırakılmış. Sokaklardaki ağaçların eğilmiş dalları turunçlar ile tıka basa. Onca senelik yaşanmışlığın dönüşüm projeleri vesaire ile yıkmanın doğru olduğu kanısında değilim. Sadece temizlemenin daha doğru olduğu kanısındayım.

Her şey “Agora”da yani çarşıda başlıyor. Bir şehrin sosyal merkezi çarşısı değil midir? Çok severim çarşı, pazar gezmeyi ve seyahatlerimde ilk bir çarşıya uğrarım şehrin kalbinde.

Demokrasinin temellerinin atıldığı MÖ 5. yy Atina’sında, Agora yani çarşı yeri aynı zamanda politikacıların toplandığı meydan. Politik ehliyeti olmayan eğitimsiz insanlara “idiot” deniliyor yani şimdiki anlamı ile “aptal”. Şimdi anlaşıldığı şekilde demokrasi, isteyenin istediği şeyi yazması ve seslendirebilmesi değil. Agora’da söz alabilmeniz ve uluorta konuşabilmeniz için bir rütbe gerekli. Bu rütbe de “bilge kişi”lere, yani lafı dinlenen, birikimli, bilgili, kültürlü kişilere veriliyor. Bu kişiler senatoya da seçiliyor ama; hem kendisin hem de anne ve babasının da Atina doğumlu olması şart. Yani “Elitist” bir düzen hüküm sürüyor demokrasinin temelinde Atina’da.

Şimdi gelelim yeyip içtiklerimize:

Atina’da kapıdaki kuyruktan içeri giremediğimiz ve gün boyunca üç kez geri püskürtülmemize rağmen, sempatik Maître d’Hotel (müdire) İspanyol Maria’nın tavsiyelerine uyarak ancak servis arası saat 18:00’de ufak bir masa bulduğumuz “Karamanlıdika” şarküteri/lokantası hastasıyım. karamanlidika.gr

Sucuk ve Pastırma’nın pek meraklısı olmamama rağmen sanırım hayatımda tattığım en güzel sucuk ve pastırmalar cennetine düştük. “Saganaki pastourma kai soutzouki” inanılmazdı.Yıldırım hızı ile masama uçuşan tabaklar arasında tahmin etmediğim lezzette “Shanaki Kavourma” vardı ki tadı hala damağımda asılı kaldı. Manda etinden yapılmış bir kavurmanın, çeşitli baharatlar ile sahanda halveti beni mest etti.

Önümdeki kuru et ve peynir tabağının süsünden çatalla giremiyorum. Sadece yemek ile kalmıyorsunuz akıllıca tasarlanmış işletmenin tam ortasında şarküteri vitrininden satış da yapılıyor.

Psirri mahallesi rengarenk tavernalar ve duvar graffitileriyle çok ilgi çekici. En beğendiğim ise civarın en eski tavernası “Nikita”. Davete “Ochi sas efcharisto poli” (hayır teşekkür ederiz) bile diyemeden oturduk masaya.

Nikita, 1960 larda civarda ayakkabı fabrikaları varken işçilerin öğle yemeği için açılmış bir aşevi. Hala çalışma saatleri 12:00-18:00. Sahibinin kızı ve oğlu işi devralmışlar ve 60 yaş civarındalar düşünün… Portakal kabuklu nohut yahniyi unutamıyorum. Genelde Yunanistan’ın “dolmadakia”sı bizdeki sarmaların yerini pek tutmasa da, Nikita’nın lahana sarması bizdeki gibi etli, ortası süzme yoğurtlu ve zengin. “Horta” ise haşlanmış mevsimlik yeşillik ne varsa, pazı, radika, ısırgan otu, turp otu vesaire ama lezzeti veren üzerine dökülen çiğ zeytinyağı ki Yunanistan’ın zeytinyağına hastayım…

Tipik taverna yemeği istiyorsanız muhakkak uğrayınız: Nikitas Ag. Anargyron 19, Psirri, Atina.

Mahalledeki duvar graffitileri beni çok etkiledi.


Tsipras ve Merkel… Yorumsuz

 

2011’de polis sendikaları yürüyüşünde asayiş polisi ile sendikalı polisler karşı karşıya gelince sokak köpeği ‘Loukanis’-kısaca ‘Louk’un kafası karışmış ama bu yürüyüşten sonra adı ‘Nümayiş köpeği’ olarak kalmış ve her gösteriye de katılmış. Gaz bombalarından vesaire hastalanmış ama gösterilen tüm ihtimama rağmen 2014’te ölmüş. Bir sembol olarak duvarlarda hâlâ yaşıyor... Grafitinin yanına anlamlı bir cümle düşülmüş: ‘Her köpek cennete gider’...

 

Madonna

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.

BENZER İÇERİKLER