#yaşam

İÇİNDEN PAUL MCCARTNEY GEÇEN ŞEHİR: BARBICAN CENTER

TUBA ÜNSAL | 18 Haziran 2016 #yaşam

Hayali komün hayat

"Tuba, Paul McCartney'nin klibini çektim, bayağı iyi iş oldu mutlaka izle"

Mail kutumda bu maili görmemin ardından 48 saat bile geçmeden maili yazan yönetmen arkadaşım Can Evgin'le Londra'da daha önce hiç keşfetmediğim Barbican Center'da buluştuk. Hayır, ben fazla hızlı değilim, olan sadece hoş bir tesadüf. Ben son olarak yılbaşından önce ziyaret ettiğim Londra'ya arkadaşım Matthew Zorpas'ın kurduğu thegentlemanblogger.com'un 4. yıl kutlaması için gidiyordum, gitmişken Can'ın da klibini kendi çapımızda kutladık.

Barbican Center ve hayali komün hayatımız
Biz arada arkadaşlarımla bu konunun geyiğini yaparız; hep beraber yaşasak, aynı yerde yemek yiyip, benzer bir hayatı paylaşsak acaba daha mı mutlu oluruz? Hayat dediğin nedir ki, bazen sadece iki kelam etmek. Site yaşamına alışmaya başladığımız 2000'ler sonrası Barbican Center'ın hikayesi biraz aşina gelse de yerleşim yerinin kuruluşunun İkinci Dünya Savaşı sonrasında olması hikayeyi ilginç kılıyor. Barbican Center, hayali bir yeni yaşam formu olarak doğmuş bir oluşum. İçinde evlerin, okulların, sanat merkezinin, konser salonunun, restoranların hatta botanik bahçesinin olduğu bir bölge düşünün. Tüm bunlar o dönem için ihtiyaçların çoğunu karşılar durumda. Amaç basit, bölgeden çıkmadan, inşa edilen duvarların arkasında "güvenli" bir yaşam yaratmak. Bu komün hayatı o dönem bir proje olarak kalsa da şu sıralar Londra'nın yeni Nothing Hill'i olmaya aday Silk Street'te oldukça rağbet görüyor. Merkezin sanat platformunda şu anda ikonik İngiliz fotoğrafçı Martin Parr'ın küratörlüğünde çok enteresan bir sergi var. Serginin dışında her hafta yenilenen konser takvimine de mutlaka bir göz atın.

Can Evgin'le Barbican'ın bahçesinde buluşuyoruz. Ben mekana vardığımda ağzım bir karış açık etraftaki 60'ların cool mimarisiyle ortaya salıverilmiş bahçede ve havuzun kenarında dolanırken Can çoktan güneşlenmeye başlamış bile. "Haftada bir kaç kere buraya gelip şu an yaptığımı yapıyorum." diyor. Yetenekli ve hayattan sürekli beslenen bir yönetmenle benim hayatımdaki en temel farkın bu olduğunu keşfediyorum. O kendine bakıp, sonrasında da gördüğü şeyleri sindirmek için zaman veriyor, ben de deli bir açlıkla keşfetmeye, midemdekileri sindirmeden yeni yemeklerle doldurmaya sonunda da sistemi bozup hepsinden kurtulmaya çalışıyorum. Barbican Center'ın bana verdiği ilk ders bu oluyor, "Biraz kendine zaman ver, bilgi ve yaratım süreci sadece bir şeyleri kovalayarak olmuyor; bazen hiç birşey yapmamak insana çok şey yaptırıyor".

Can'la çektiği son Paul McCartney videosundan bahsederken şu sıralar üzerinde ağır ağır çalıştığı yeni filmden konu açılıyor, o süreçte de bolca sindirim süresi var. Yazar arkadaşıyla birkaç haftada bir buluşup, konuşup, yazıp sonrasında da sindirme zamanı geçiriyorlar. İlk film olayı hayatının ÖYS sınavı gibi, o iki saatlik sürede seçim ve değerlendirme kuruluna ne vadediyorsan karşılamalısın, hocam evde elektrikler kesikti gibi bir durum yok. Can bunun çok farkında, benim ısrarlı "Bu kadar ağırdan alma, ikinci filmde toplar" dalga geçmelerime tatlı bir olgunlukla cevap veriyor, "İlk film ilk filmdir, hayatının özetidir, sonrasını belirler."

YAZAR HAKKINDA

TUBA ÜNSAL

Oyuncu, ajans TUBA kurucusu