#yaşam

BEYOĞLU BALIK PAZARI’NDA BİR ALIŞVERİŞ GÜNÜ

YEKTA KOPAN | 12 Mart 2015 #yaşam

Turşunun iyisi limonla mı olur, sirkeyle mi?

Neşeli Günler filmini hatırlarsınız. Adile Naşit ile Münir Özkul’un bu soruyla başlayan kavgası önce ailenin ayrılığına ardından da kimi komik kimi hüzünlü sahnelere neden olur. Defalarca izlediğimiz filmlerden biridir. Sadık Şendil’in senaryosundan Orhan Aksoy’un rejisiyle beyazperdeye taşınan 1978 tarihli Neşeli Günler’i izleyen herkes o sorunun cevabını aramıştır mutlaka: Limonla mı sirkeyle mi?

Turşu konusu ülkemizde ciddi kutuplaşmalar doğuracak konulardan biridir. Birine “Turşunun iyisi şuradadır,” demeyegörün, hemen size bir itiraz cümlesi kuracaktır. “Sen bir de bizim mahalledeki turşucuyu dene, en iyisi filanca şehirdeki falanca turşucusudur,” diye başlayan tartışmalar sonunda gelip “Hiçbiri annemin yaptığına benzemez,” cümlesiyle noktalanacaktır.

Turşucu önermeden önce kendimi garantiye almış oldum böylece. Aslında konuya turşucuyla girip bir lezzet rotası önermek derdindeyim: Beyoğlu Balık Pazarı’ndaki Dudu Odaları Sokak. İngiltere Başkonsolosluğu’nun karşısından Balık Pazarı’na giren sokak dersem daha rahat anlarsınız.

Ne isterseniz var bu sokakta. Fırın, balıkçı, manav, şarküteri...

Başkonsolosluk tarafından girdiğimizde, solumuzda kalan dükkanlardan biriyle başlayalım da şu turşu işini halledelim bir an önce: Petek Turşucusu. İflah olmaz bir lahana-salatalık turşusu tutkunu olarak, bu dükkanın bana sunduğu yeni seçeneklere de kapımı açıyorum elbette. Turşuların hepsi kendi imalatları. Önemli olan malzemenin nereden geldiği. Son zamanlarda, bu dükkan sayesinde hayatıma giren bamya turşusundan bir kavanoz alırken, bamyaların Selimiye’den geldiğini öğreniyorum. Acılı-acısız turşu suyu ikramını, mide yanması korkusuyla geri çeviriyorum. Benim dramım da bu işte, midesi hasta olup turşu seven bir adamım.

Soruyu patlatıyorum: “Limonlu mu sirkeli mi?”

Günde en az on kez karşılarına çıkan bu soruyu “Sen de mi abi?” bakışıyla geçiştiriyorlar, başlıyoruz gülmeye.

Petek Turşucusu’nun çaprazında vazgeçilmezlerimden biri var: Tunç Lakerdacı. Koca bir dükkan gelmesin gözünüzün önüne, vitrinli bir buzdolabında geçiyor bütün hikaye. Ama neler var o buzdolabının içinde; lakerda, somon füme, çiroz, balık yumurtası, tarama, uskumru dolması. Tuncer Ergunsu, sokağın en eski esnaflarından. 1959’dan bu yana, burada hizmet veriyor müşterilerine. Tunç Amca diyorum ona. Kısa sohbetlerde bile öyle şeyler anlatıyor ki. Beyoğlu’nun elli küsur senesine tanıklık etmiş biri var karşımızda. Yağlı torik ne zaman çıkar, lakerda kaç günde gerçek tadına ulaşır, kırmızı soğanla nasıl arkadaşlık eder diye merak edenler onu mutlaka dinlemeli. Somon füme almadan da geçmeyin. Ne yalan söyleyeyim, çiroza özel bir düşkünlüğüm yoktur ama buraya uğrayınca mutlaka “Biraz da çiroz verin,” diyorum. Allah uzun ve sağlıklı ömür versin, Tunç Amca 80 yaşını çoktan geride bırakmış durumda. Her gün gelemiyor dükkana. Artık çoğu zaman torunu Murat’la karşılaşıyoruz. “Benden sonra ne olacak bilemiyorum,” diyor Tunç Amca. Murat atlıyor lafa, “Dedem olmasa gelir misin bu dükkana abi?” Müşteriyi sıkıştırmak için değil, doğallıkla ve dedeye duyulan sevgiden söylenen bir söz bu. Tunç Amca konuyu değiştirmek için “Biraz da uskumru vereyim mi?” diyor.

Aslında Murat’ın sorusu düşündürücü. Bu sokağın esnafında bitmek bilmez bir “Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı” durumu var. Özel bir lezzet için, üşenmeden buraya kadar gelen, esnafla sohbeti özleyen, insan ilişkileriyle sofrasını donatmak isteyenlerin dükkanları onlar. Dertleri büyük marketlerle savaşmak değil. Unutulmamak ve yaşamak yetiyor onlara.

Tunç Lakerda’nın karşısından, Tarihi Beyoğlu Ekmek Fırını’ndan ekmeğimi alıp Balıkadam’a doğru yürüyorum. Buraya kadar gelmişken taze balık almamak olmaz. Deniz çipurası tezgahtan göz kırpıyor. Pazarlık kısa sürüyor. Balık ayıklanırken, biraz sohbet etmek için kasaya yanaşıyorum. Ama burası o kadar çok telefonla sipariş alan bir yer ki, iki kelam edemiyoruz. Parayı öderken duyduğum “Kusura bakma abi, laflayamadık bugün” cümlesiyle yetiniyorum. O da güzel.

Sokağın köşesine ulaşıp Titiz Manav’dan da yeşillikleri alınca alışverişim bitecek. Ama öyle bir manav ki burası yeşillik ve limonla yetinmek mümkün değil. Ege otları “Al beni,” diye bağırıyor. En sevdiğim şey hesabın ‘düz’ yapılması. Hem de aşağı doğru yuvarlayarak.

Yükümü aldım, metroya doğru yürüme zamanı.

Dudu Odaları Sokak turumda soruyu yine cevaplayamadım: “Limonla mı, sirkeyle mi?”

Aslında cevap belli: İnsanla!

etiketler

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.

BENZER İÇERİKLER