#yaşam

“Bİ TIK DAHA ANDIRABİLİR Mİ? TEŞEKKÜRLER.”

AYLİN ASLIM | 30 Mayıs 2016 #yaşam

Aaa bu şarkı değilmiş, ama çok da benziyor...

Frank Sinatra

Çoğumuzun bildiği bir duygudur: Televizyonda reklam arası olur ve bir anda çok sevdiğimiz ya da çok iyi bildiğimiz bir şarkı çalmaya başlar: Coldplay’den bir hit, Frank Sinatra’dan bir klasik ya da bir TSM klasiği “Feride”… sanırız ki, son anda bir şeyler olur ve “Aaa bu şarkı değilmiş, ama çok da benziyor?” dedirtecek bir son sürpriz hareketle, bir anda birkaç notayla parça değişir gibi olur, reklamın sonunda müzik o sandığımız parçanın bir versiyonu gibi tuhaf bir şeye dönüşerek son bulur.

Peki ne olmaktadır ki aslında, o çok bilinen şarkının kendisi değil de bir taklidi kullanılmıştır? O şarkıyı bu kadar hatırlatan başka bir versiyonu kullanılıyorsa, aslı niçin kullanılmamıştır ya da orijinalini bu kadar andıran bir taklidi kullanıldığında orijinal parçanın söz yazarı/bestecisi ne yapar hakkını korumak için?

Bu uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konu; ama ne yalan söyleyeyim, bu yazıyı hazırlayana kadar etraflıca araştırmamıştım bu saçmalığı. Reklam müziği yapan bazı müzisyenlerle, bu konuda açılmış davalarda bilirkişilik yapan başka müzisyenlerle konuştum ve buradan paylaşmaya değer bir mevzu olduğunu düşündüm. Bu bölüm müzikle uğraşmayan dinleyici için sıkıcı olabilir, ama rica ediyorum sabredin ve okuyun, mümkün olduğunca kısa keserek basitçe izah etmeye çalışayım:

Reklamverenler yani markalar, ürünlerinin reklamını yapması için reklam ajanslarıyla çalışır. Bu ajans, markaya reklamın fikrini, içeriğini, senaryosunu, metnini sunar ve beğenilirse reklam filmini çeker. Tüm bunları adım adım markaya sunarken, genellikle akıllarında bir müzik ya da bir şarkı vardır. Marka bir yoğurt markası olsun; reklam ajansı bu yoğurt firmasına reklam filminin senaryosunu vs. sunarken fonda diyelim ki Frank Sinatra’dan My Way şarkısı çalar. Film çekilene ve müzik hazırlanana dek bu şarkıyla yoğurtçuları fikre iyice ısındırır. Sonunda marka fikri beğenip, onaylayıp ajansa “Tamamdır, bu işi size veriyoruz, yapalım!” dediğinde, ortada küçük bir sorun vardır: Tüm fikir Frank Sinatra’nın “My Way”i eşliğinde ilerlemiştir, ama nedense bu şarkıyı kullanmak için henüz Frank Sinatra’nın varislerinden henüz izin alınmamıştır…

Tahmin edersiniz ki, bu yarım yüzyıllık, dünya çapında hit olmuş dev şarkının orijinalini kullanmak için biraz yüklü bir miktar telif ödemek gerekir. Yine de, dünya çapında olmasa da Türkiye çapında dev sayılan bu yoğurt markası için bu şarkının hakkını ödeyip kullanmak belki tüm Türkiye’de 3 dakika içinde sattığı yoğurdun ederi kadardır. Belki daha da azdır. Ama gelin görün ki çoğunlukla bu, hem marka hem de ajans için fuzulî bir harcama olarak görülür.

Parçanın bir cover’ını yaptırmak yani aynı şarkıyı yine izne tabi olsa da, olduğu gibi başkasına çaldırıp söyletmek çok daha ucuza gelecektir. İlk çözüm olarak bu denenir, izne başvurulur. Hmm, bu da sandıkları kadar kolay ya da ucuz değildir… Ya da eser sahibi/varisi cover’ı beğenmemiş, şu ya da bu sebepten onay vermemiştir; bu da rastlanan bir durumdur.

Bu durumda, parçanın reklamda kullanılabilirliği hakkında hiçbir ön araştırma yapmadan fikri markaya “My Way”le satmış olan ajansın soluğu aldığı yer, “jingle” dediğimiz reklam müziğini yapan profesyonel müzisyenlerin jingle stüdyolarıdır. Çünkü o saatten sonra markaya başka bir şarkıyı beğendirmek neredeyse imkânsızdır. Ya işi kaybedecekler ya da bu şarkıyı “almanın” bir yolunu bulacaklardır…

Filmi gösterir, fikri anlatır ve şöyle derler:
“Frank Sinatra’nın My Way’i gibi bir şey istiyoruz! Çarşamba günü elimizde olması lazım. İyi çalışmalar.” Evet, 50 yıllık bu dev klasiğin bir “benzerini” yanlış duymadınız, tam 2 günde yapabilirsiniz!!? Yapabilir misiniz? Tabii ki yapamaz, mecburen orjinalini taklit edersiniz.

Müzisyenler ya bunu kabul edip hukuken başlarına bela almayı, ciddi para cezasıyla karşı karşıya kalmayı göze alır ya da o havayı veren ama bire bir aynısı olmayan bir versiyon hazırlar. Ajans çoğunlukla bu versiyonlara “My Way’i bi tık daha andırabilir mi acaba? Teşekkürler.” şeklinde düzeltmeler ister.

İşte o “havayı vermek”, yazının başında bahsettiğim gibi bir duruma dönüştüğünde, bu yoğurt markası ilk anda size “My Way”i duymuşsunuz gibi kancayı atıp reklamı izlettirme işini başarmış, yani hem sizi kandırmış hem de o şarkıyı yazan kişiye telif hakkını ödemeden bedavadan kullanmış demektir.

Dünyada bu “havayı vermek” işi için artık “Sound Alike” denilen, hazır satılan legal müzik bankaları var. Binlerce hit şarkının legal olarak taklidi sayılmayan ama “andıran” versiyonlarını kullanmak suç değil. Bana sorarsanız, bir parçadan herhangi bir şekilde nemalanıyorsanız, o şarkıyı yazana bunun hakkını vermek/iznini almak zorundasınız. Etik olarak bir müzisyenin parçasının “havasını” legal manevralarla kullanıp milyonlar kazanıyorsanız, bu haksızlıktır. Ama dünyanın geri kalanının çok azı biz müzisyenlerle bu konuda hemfikir; dolayısıyla hukuken “Ben bu şarkıyı şunca zamanda yazdım, şu zorluklarla kaydettim. Şunca zaman uğraşıp insanlara duyurdum ve meşhur ettim. Şimdi bu marka bundan şu şekilde nemalanıyor ama notalar bire bir aynı değil” dediğinizde genellikle sizi çok naif bulurlar ve hayat devam eder.

Oysa sorunun çözümü hikâyenin başındadır: Harika fikirlerini markaya sunarken heyecanla play’e basan ve “fonda My Way çalar” diye metin yazan 20’lerindeki yaratıcı reklamcı arkadaşa tecrübe ve uzmanlıkla yol gösterecek, daha işin en başında seçtikleri şarkıyı reklama yakıştırma kriterlerini anlayarak, (Asıl beğenilen nedir: Parçanın melodisi mi, groove'u mu, ritmi mi? vs.) müziği yapacak müzisyen arkadaşlara izah edebilen bir köprü ya da tercüman görevi üstlenebilecek donanıma sahip bir müzik danışmanı, bu hikâyedeki nahoş ve sakil sonu değiştirebilir. Reklam ajanslarının müzik seçimlerinde ahlâki ve hukuki kullanılabilirlik durumunu araştıracak yetkin danışmanları olması, sonrasında tatsız davalara, çaktırmadan kâğıt imzalatılıp sonradan tek sorumlu tutulan ve on binlerce TL ceza ödeyen tecrübesiz reklam müzisyenlerinin hazin hikâyelerine dönüşmemesi için, evet, yanlış duymadınız, “bir bilene danışmak”, aslında kullanamayacağınız bir şarkının sözünü verip sonra kötü taklitleriyle markayı da rezil etmek yerine çok daha iyi olmaz mı?

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER