#yaşam

BİR KARAYİP ADASI, İKİ ÜLKE: SAINT-MARTIN VE SINT MAARTEN

AYHAN SİCİMOĞLU | 27 Haziran 2016 #yaşam

 

Not: Bu yazıyı okumadan evvel buraya tıklayın ve fonda Bankie Banx'in müziğini dinleyin (internet yayıncılığının nimetleri).

Air France ile sabah erkenden, 06.15'te Atatürk’ten haraket ettik.

09.00 civarı Paris’teyiz. Charles De Gaulle’de bekleme az, 10.55'te Karayiplere doğru Atlantik üzerinde uçacağız, dört motorlu Airbus 340'lar pek bir konforlu. Saat 14.25'te Saint-Martin'deyiz. Hollanda kısmına, Prenses Juliana Havalimanı'na indik. Güzel bir karşılama ayarlanmış, pasaport ve gümrük kalabalığına girmeden sıcak ama esintili bir havaya çıkıyoruz. Adada iki ülke ve 140 değişik ırk mevcut ama gayet güzel bir uyum içinde, beraber yaşıyorlar. Prenses Juliana (1909-2004) 94 yaşında ölen ve en uzun süre iktidarda kalma rekorunu elinde tutan Hollanda kraliçesi. Henüz prenses olduğu zamanlarda, 1944'te sömürgelerini gezerken bu alana inmiş ve alana adını vermişler. Dünyanın 4. en tehlikeli pistinde inişten çok kalkış riski büyükmüş. Tam karşımızda sıradağlar.

Saint-Martin - Sint Maarten

Hollanda kısmı bağımsızlığını ilan etmiş fakat Fransız kısmı hala sömürge. 1648 yılında bu iki ülke savaşmaktansa adayı bölüşmeye karar vermiş. Efsaneye göre adanın en uzak iki ucundan bir Fransız ve bir Hollandalı yürümeye başlamış, ama koşmak yasak. Birleştikleri nokta sınır olmuş. Fransız biraz daha hızlı yürümüş olsa gerek ki Fransız kısmı biraz daha büyük.

Fransız Saint-Martin’in başşehri Marigot ve Hollanda tarafı Sint Maarten’in başşehri Philipsburg. Sınır var da kontrol vesaire yok. Yol kenarında sadece taş ve anıtlar ile işareti var, o kadar.

Tropikal meyve hastası olarak bir an evvel meyvelerime kavuşmalıyım. Rehberimden beni pazar yerine götürmesini istiyorum. Pazar yeri pek öğleden sonraya kalmamış ama pazarcı kadın heykeli orada.

Mangolarım, papayalarım, şekerli ananaslarım, passion fruit'lerim ve daha niceleri. Dalıyorum sulu meyvelere, kahvaltı ve belki de öğle yemeğim tamamlandı.

Meyve suyu standları o sıcakta can kurtarıcı. Hatta çaktırmadan içine bir ufak ölçek Karayip romu çalışabilirsiniz. Papayacıyım ezelden veya passion fruit.

Yolun karşısında bir taksi durağı görüyorum. Adada gün bir, gol bir. Böyle bir taksi durağı olursa gerisini sen düşün... Şoförleri merak ediyorum ve başımı içeri uzatıyorum. Creole (Bir nevi adalar İngilizcesi) bağrışarak, taşları “şakkk, şaaak” sesleriyle masaya vurarak hararetli bir şekilde domino oynuyorlar. Çok sempatikler.

Günü erken bitiriyoruz. Deniz üzerindeki sempatik otelimize gidip dinleniyoruz. Ertesi gün denize girmek istiyorum. Tam karşımızda Ilet Pinel (Pinel Adası).

Ilet Pinel

Ilet Pinel

Dolmuş motoruna atladığımız gibi belki dünyanın en güzel plajlarına sahip olan bu minik adaya doğru yola çıkıyoruz.

Yellow Beach’e yanaşıyoruz ve belki de şimdiye kadar ayağımın değdiği en güzel sarı kumlarda gezinmek için mayomu giyiyorum.

Böcekler (kıskaçsız ıstakoz languste) belki dünyanın en lezzetli deniz hayvanları. Görünüşleri ürkütücü bir güzellikte ama tadları da ürkütücü bir lezzet. Sarımsaklı tereyağı sosu ile sarmalanıp ızgaraya atıldılar maalesef.

Istakoz

Hayatımda yediğim en lezzetli deniz böceğinin tadını unutamayacağım. Yemekten sonra kumsalda bir yürüyüş, kısa bir yüzme ve bin bir tonlu kırmızı bir gün batımı ile Karayipler'deki ikinci günümüzü noktalıyoruz.

Anguilla (okunuşu Anwila) St. Martin adasına 10 küsur mil uzaklıkta bir İngiliz sömürgesi ama İngiltere vizesi istemiyor (bilenler bilir, beladır İngiliz konsoloslukları), Schengen vizesi ile girebiliyorsunuz. Gümrükten pasaport ile çıkış yaptık, sevimli bir iskeleden özel sürat motorumuza bindik, liman içinde çeyrek yol ama terk ettikten sonra 30 mil sürat ile toplam 20 dakika sonra adaya ulaştık.

Bir İngiliz sömürgesi olan ve İngiliz bir kadın vali tarafından yönetilen Anguilla’nın tam kelime anlamı “Yılan Balığı”. Nitekim ince uzun ve kıvrımlı bir ada. Kolomb, ikinci seferinde, 1493 yılında adaya uğramış. 1666'da Fransızlar adayı teslim almış ve 1667'de bir anlaşma ile Ingilizler’e teslim etmiş, ancak ada 1672'de bir köle deposuna dönüşmüş.

Uzun ıssız kumsallar adanın dört bir yanında. Sakin tabiatlı siyah ırk insanları var.

Plajlarda uzun yürüyüşlerin sonrasında güzel kızların hazırladığı buzlu tropikal meyve kokteyllerini yuvarlıyor ve Bankie Banx’ın evine doğru yollanıyoruz. Bankie Banx adaların Müslüm Gürses’i. Çok sakin bir adam. Hemen bitişik evinden bizler ile buluşmaya “Slow Motion” gelmesi bir saat sürdü ama bu zaman zarfında plajdaki tesislerine göz atma fırsatımız oldu. Çok değişik ve alternatif.

Bankie Banx

1953 doğumlu Banx, Anguilla’nın Bob Dylan’ı olarak tanınıyor ve çok seviliyor. İlk önce beni salt bir gazeteci olarak tanıdı ama sonradan müzisyen olduğumu anlayınca ve 5-6 bin kişinin izlediği bir açık hava konserinin 30 saniyelik kısa cep telefonu videosunu izleyince, koyu ve samimi bir sohbete başladık ve bir anda denize girme isteğimi falan unuttum. Tüm öğleden sonra sohbet içinde hızla geçti gitti. Adaya zor veda ettik. Teknemiz bizleri tekrar St. Martin’e götürmek için limanda hazır bekliyordu.

Ertesi gün Fransız tarafının başşehri Marigot’da ana cadde Rue de la Republique'te (Cumhuriyet Caddesi) yürüyorum, sağlı sollu 1700 lerden kalma kolonyal evler çok romantik. Dikkatimi Roland Richarson’ın sanat galerisi çekti, daldım içeri.

Sir Roland Richardson, atölyesinde rengarenk tabloları arasında bana yaratıcılığının temiz havadan geldiğini anlatıyor. Yedi kuşak adalı. Hiç unutamayacağım ve kafamda şüpheli soru işaretleri oluşturan bir muhabbet geçti aramızda... Bakın ne dedi.. Haklı mı acaba? Ne dersiniz..?

“Aramızda büyük bir fark var, bizim havamız, gökyüzümüz, temiz ve pırıl pırıldır. Siz ise Avrupa’da üstünüzde kirli hava ile yaşıyorsunuz. Fabrikalarınız, bacalarınız, oto egzozlarınız, hatta nefesiniz bile havanızı kirletiyor ve bu kötü hava çadırı altında nefes almaya çalışıyorsunuz. Bu çadır “yukarıdan” gelen enerjileri engelliyor ve geri yansıtıyor. Bu enerji eksikliği ruhunuzu, yaratıcılığınızı, tabiatınızı köreltiyor. Bizim buralarda böyle bir problemimiz yok. Havamız şeffaf, pırıl pırıl, tüm enerjiyi çekiyoruz benliğimize, nefes gibi… ve yaratıyoruz”.

DÜNYANIN EN İYİ KUMSALLARI

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.

BENZER İÇERİKLER