#yaşam

BİR GÜN: FENER - BALAT

YEŞİM SEZER | 23 Kasım 2015 #yaşam

Rengarenk sokaklar, eski evler, yeni mekanlar

Balat nedir senin için diye sorarsanız, senelerdir her sahil yolundan geçtiğimde hayran hayran yıkık dökük evlerine baktığım, içimde hem hayranlık hem de kıymetinin bilinmemişliğinin üzüntüsünü hissettiğim bir yer benim için. Tepeden tüm ihtişamıyla şehri seyreden, Fener Rum Lisesi’nin muhteşem yapısına hayran olurken, öte yandan hemen yanı başında bit yeniği gibi çıkan, çarpık kentleşmemizin nadide örneklerine baktıkça da içimi burkan bir yer edinmiş hafızamda. Senelerdir hep önünden geçmiş ama içine sokulmak hiç aklıma gelmemişti bu semtin ta ki nefis bir sonbahar günü bizim kızlarla bu güzelliği keşfetmeye karar verene kadar.

Bir yeri keşfetmenin en güzel yanı sokak sokak dolaşıp, sağa sola doya doya bakmaktır ya, biz de o gün aynen öyle yaptık. Sabah erkenden buluşup Balat’ın yolunu tuttuk. Önce günün o saatinde bize kahvaltı verebilen neredeyse tek mekan olan Aziz’de nefis kahvaltımızı ettik. Çalışanlarıyla gayet sempatik ve sıcak bir mekan burası. Hafta içi eğer kahvaltıya gitmek istiyorsanız çoğu mekanın kahvaltı vermediğini (en azından bizim gittiğimiz dönemde) hatırlatmak isterim.

Balat’da ilginizi çekecek diğer yeni mekanlar ise Cooklife ve Forno. Cooklife için aslında benim bunca zamandan sonra Balat’a gelmeme sebep olan mekan da diyebiliriz, kendilerini 1-2 aydır Instagram'dan takipteydim. Burası gayet yalın ve bir o kadar da sıcak bir mekan. Forno ise, her ne kadar tabelasında pide ve lahmacuncu olarak görülse de sadece pide ve lahmancunla yetinmeyen, haftasonları kurdukları kahvaltılarıyla şimdiden ünlenen bir yer.

O güne dönersek biz kahvaltımızı edip, karnımızı doyurduktan sonra başladık Balat turumuza. Siz de hazırsanız başlayalım.

Rengarenk kapıları, sokakları, içlerinde kim bilir ne hayatlar yaşanmıştır diye hayallere daldığınız cumbalı eski evleri ile Balat İstanbul’un tam ortasında hala keşfedilmeyi bekleyen bir cennet.

Sokakları arşınlamaya başladığınızda aralarda karşınıza çıkan antikacılar ve vintage butikler ise ayrı bir hikaye. Yalnız öyle dışarıdan göz ucuyla bakıp geçmeyin mutlaka dalın içeri. Eski radyolar, kitaplar, neler neler var içlerinde.

Sonra gözünüze tepede tüm ihtişamıyla duran Fener Rum Lisesi’ni kestirip başlayın yukarılara doğru yürümeye. Yürürken arada durup arkanıza bakmayı sakın ihmal etmeyin, eski evlerin arasından size göz kırpan eşsiz bir Haliç manzarasına şahit olacaksınız.

Yorulduğunuzda, Balat’ın daha içlerindeki Coffee Department keyifli bir kahve molası vermek için mükemmel bir yer. Önündeki banklara oturup kahvenizi yudumlarken, bambaşka hayatları seyredin.

Bir de Kulak Atelier var oralarda. Ufacık dükkanda rengarenk, incecik zarif porselenler var ki bayılacaksınız.

Yok bu kadar yeninin yanında hala geleneksel olan bir yerler arıyorsanız, onun için de birçok seçenek sunuyor Balat ve etrafı size. Haliç kıyısındaki Cibalikapı Balıkçısı, Sahil Restaurant, yada Coffee Department’ın hemen yanı başındaki Hüseyin’in Yeri var mesela. Bir de tabii şarkılara konu olan ve yeniden hayat bulan tarihi Agora Meyhanesi

Bizim o gün yolumuz iyi ki Balat’a düşmüş, bir gün için bile olsa kendi eksenimizden çıkıp bambaşka hayatlara karışmak, yeni yerler keşfetmek ve eski ile yeninin uyumuna şahit olmak bize çok iyi geldi. Ne diyelim, darısı size…

 

etiketler

fenerbalat

YAZAR HAKKINDA

YEŞİM SEZER

BENZER İÇERİKLER