#yaşam

BIRAKMAK, AMA NEYİ?

AYLİN ASLIM | 29 Eylül 2016 #yaşam

Zamanla göreceğim neyi ve kimi özleyeceğimi, nelerden bıkıp tiksindiğimi, neye geri döneceğimi, nelere asla dönmeyeceğimi, nelerin ve kimin vazgeçilmez olduğunu, aslolanın ne olduğunu...

Leonard Cohen

Yaşayan efsane şair, şarkıcı, şarkı yazarı Leonard Cohen geçtiğimiz hafta 21 Eylül’de, 82. doğum gününde yeni şarkısını yayınladı: “You Want it Darker

82 (yazıyla seksen iki). Elli yıllık müzik serüveninden sonra, üstelik o yaşta hâlâ şarkı yazacak, söyleyecek ve albüm yayınlayacak hali ve şevki taşımak gerçekten az rastlanacak bir durum. Her ne kadar Batı'daki müzik endüstrisi asla buradaki kadar ilkel ve az gelişmiş olmasa da, orada da burada olduğu gibi yola şarkı yazıp söylemek gibi naif bir hevesle çıkıp başarılı olmuş insanları dahi gün gelir o “piyasa şartları” nihayet yorar, öğütür, törpüler ve “ya bu şartlara uy ya da oyundan çekil” der. İnsanın bunlara rağmen elli yıl sonra bu şevki taşıyıp, şarkılarını yazıp söyleyebilmesi müthiş bir şey; ama Leonard Cohen bunları artık kendi kendine, eşine dostuna ve 60’larda edindiği kemik bir fan kitlesine çalıp söylüyor olabilirdi birçok çağdaşı gibi. Gelgelelim ta 60’lardan beri Cohen’in yazacağı bir sonraki şeyi merakla bekleyen her yaştan dinleyici ve müzisyen kitlesinin artarak büyümeye devam etmesi, birçok tanınmış şarkı yazarının onun sırrını, hikmetini anlamaya çalışarak olgunlaşmış olması Cohen’i tıpkı çağdaşı Bob Dylan gibi yaşayan bir efsane haline getirdi.

Beni bu karanlık yakışıklıyla ilk kim tanıştırdı hatırlamıyorum; herhalde yirmi ya da yirmi bir yaşındaydım. Yüksek ihtimal zanlı Kanat Atkaya’dır; o yıllarda bendeki kara deliği fark edip “sana bu yakışır” diye üzerime boca ettiği onca karanlık müziği düşününce, mantıklı geliyor bu, evet. İlk dinlediğim şarkısı “Famous Blue Raincoat”tu. Ömrümün geri kalanında duyup da ağlamadığım olmadı o şarkıyı. Şarkı yazmayı kendi kendime öğrenmeye çalışırken (ne mutlu bana ki bana Leonard Cohen, Patti Smith gibi pusulalar hediye eden dostlarım varmış) Cohen’in şarkıları bana hikâye hikâye, dize dize ders oldu, öğretmen oldu. Kalbim kırık ağlarken sırdaş, arkadaş oldu.

Yeni şarkı yayınladığını duyunca Cohen’in yaşını hatırladım, çünkü o benim için hep âşık olunacak tekinsiz yakışıklıydı. Hiçbir zaman yazıp söyledikleri dışında göz önünde olmayı tercih etmedi. Zaten müziğin henüz videonun garnitürü olmadığı çağda ilahlaştığı için, onu TV ya da radyoda yakalamak çok mümkün olmadı. Ya benimki gibi müzik aşığı dostlarca elden ele, kulaktan kulağa ya da araştıran meraklı dinleyicilerce keşfedilen nadide birer mücevherdi hep Leonard Cohen şarkıları. On yıllar boyunca şarkıları her dilde yorumlandı. 90’lar gençliği onu Jeff Buckley’in Hallelujah yorumuyla tanıdı; 2015 yılında ortalığı yıkan polisiye dizi “True Detective” bağımlıları bile hâlâ onu konuşuyordu:”Nevermind”.

Tüm bunlar aklımdan geçerken bir yandan yarısını çoktan boşalttığım evde kalan son eşyalarımı topluyorum. Kırk yaşın otuz dokuzunu geçirdiğim bu şehirden ilk kez bu kadar uzaklara, ilk kez bu kadar kararlı göç ediyorum. Son kalan parçaları toplarken daha bir idrak ediyor insan. Bırakıyorum. Ama neyi?

90’ların başında bir şey yaptı Leonard Cohen. Zen Budizm’le ilgilenmeye başlamıştı. 95’te bir manastıra kapandı ve bir Zen rahibinin hizmetkârı olarak o manastırda tam beş yıl münzevî bir hayat geçirdi. Tam dokuz yıl hiçbir yeni müzik yayınlamadı. Manastırdan ayrıldığında “sessizlik” anlamındaki “Jikan” isminde bir Budist rahibiydi. Manastırdan sonraki hayatında ilk yayınladığı 2001 tarihli “Ten New Songs” tabii ki yine liste başı olmuş, beklediğimize değmişti.

Ne televizyonun ne de magazinin zehirine bulaşmadığı halde böylesi bir inzivaya ihtiyaç duymuştu demek ustamız. Manastırda yerleri süpürmeye, ustasına çay götürüp getirmeye gönüllü olacak kadar istemişti bu bildiğimiz dünyayı, şanı, şöhreti, röportajları, konserleri, dünyanın her yerinden milyonlarca dinleyicisini, gürültüyü, kalabalığı, eşini dostunu, her şeyi bırakmayı.

Bunu yaparken ne “Bırakıyorum” dedi, ne büyük laflar etti. Zarifçe süzülüp gözden kayboldu, günü gelince ne mutlu bize ki özledi, yazdı, söyledi ve geri geldi. Tıpkı 70’lerden 90’lara yıllarca yeni kayıt yayınlamayan biricik Bülent Ortaçgil ya da “Bülbülü Öldürmek” gibi bir başyapıttan sonra yeni romanınını yayınlamak için elli yıl bekleyen Harper Lee gibi.

Yanlış anlaşılmasın, kendimi bu efsane şair ve yazarlarla karşılaştırdığım falan yok. Sadece düşünüyorum şimdi: Bırakıyorum bir şeyleri ama tam olarak neyi?

Zamanla göreceğim neyi ve kimi özleyeceğimi, nelerden bıkıp tiksindiğimi, neye geri döneceğimi, nelere asla dönmeyeceğimi, nelerin ve kimin vazgeçilmez olduğunu, aslolanın ne olduğunu...

Büyük laflara inanın hiç gerek yok. Hiçbirimiz o kadar büyük ve vazgeçilmez değiliz çünkü. Bir şeyleri geride bırakmak ve artık devam etmek istemediğin bir yolculuktan müsait bir yerde müsade istemek, milyon yıldır dönen dünyanın umurunda değil. Belki bir gün özleriz, belki bir gün isteriz. Neyi, kimi, ne zaman? İşte bunu görmek için belki biraz müsade lazım bazen. Hepsi bu.

etiketler

leonard cohen

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.