#yaşam

ALIN ŞU UZAYLIYI ŞURADAN!

AYLİN ASLIM | 26 Ağustos 2016 #yaşam

Küçük beldede büyük ısırık...

Caretta caretta

Hava çok sıcak. Plajdaki beyaz plastik şezlongları erken kalkanlar doldurmuş. Bütün yıl boyunca burada bir hafta yatmanın hayalini kurarak para biriktirmiş, nitekim tatile çıkıp gelmişler. Yatan, kitap okuyan insanlara nedense ısrarla elektronik dans müziği çalıyor plajdaki müessese. “Nem var “ filan diye konuşulurken, kalabalık deniz kenarından çığlıklar yükseliyor. Bir kadın bağırıyor: “Alın şunu şuradan!” Bir çocuk ağlıyor. Çocuk ağlamasına kayıtsız kalınamaz; ya sinirini zıplatır ya içini acıtır. Haliyle herkes çığlıkların geldiği tarafa doğru koşuyor. Biri mi boğuldu? Neyi nereden alıyoruz? Kadın bağırıyor, “Alın şunu şuradan!”

Bir deniz kaplumbağası bir çocuğun bacağını ısırmış. Çocuğun bacağında C şeklinde bir ısırık morarmış; çocukların birbirlerinin koluna yaptıkları “saat”ten biraz büyükçe. Buranın yerlileri hemen atlıyorlar suya. Dalıp çıkan kaplumbağaya doğru yüzüyorlar. Birkaç kişi bir olup yakalıyorlar hayvanı, sonra yaka paça çıkarıp bir yerlere götürüyorlar. “Nereye götürüyorsunuz” diyenlere “Rehabilitasyona” diyorlar buralı gençler.

Sonraki günlerde ağızdan ağıza bir köpekbalığı saldırısı gibi anlatılıyor hadise. Her şey büyüyor. Ee malum, burası küçük yer. Bir de şunu duyuyoruz: Öncesinde Caretta’yı görüp ona yaklaşmaya çalışıyor anneyle çocuk. Muhtemelen iyi niyetli bir merakla, dokunmak, birlikte yüzmek istiyorlar. Fakat çocuk korkuyor bu daha önce görmediği canlıdan ve tekme atıyor kaplumbağaya. Bu küçük beldemizde geçen “BÜYÜK ISIRIK” adlı öyküyü anlatanlar, bu detayı çoğunlukla pas geçiyor. Kaplumbağaya n’oldu, “rehabilitasyon”a gitti mi, kısmetse ne zaman çıkar kardeş, denizden karga tulumba çıkarılırken kolu bacağı sakatlandı mı, bilmiyoruz. İlgilenmiyoruz da. Çünkü insanız, bu gezegendeki her yer gibi denizler de bizim, zaten kaplumbağalardan da çok var. Biz her gün görüyoruz kıyıda!

Çocukluğumda ilk öğrendiğim Latince hayvan isimlerinden biri Caretta caretta’ydı. İkileme olduğu için adını sevmiştim, akılda kalıcıydı. Kendi de sevimliydi. Uluslararası bir kampanya başlatılmıştı çünkü soyu tükenmek üzereydi. Kumsallarda gece vakti yumurtadan çıktıktan sonra, insan parmağının yarısı kadar boyuyla yavru bir Caretta caretta’nın denizin yönünü bulup hayatta kalmak için çok az bir zamanı vardır. Bu minicik yaratığın kabuğundan çıkar çıkmaz girdiği ölüm-kalım yolunda tek kurtuluşu deniz, tek rehberi ay ve yıldızlardır. İnsanoğlu kıyı şeridi boyunca çoğalıp yerleştikçe, insan yapımı yanıltıcı ışıklar yüzünden yanılıp, denize değil karaya doğru giden küçük kaplumbağanın sonu maalesef, kaybolduğu kumlarda kuruyarak ölmektir. Caretta caretta, on yıllar süren koruma kampanyalarına rağmen hâlâ “tehdit altındaki türler” arasında. Bunları benle aşağı yukarı yaşıt olan herkes bilir, çünkü o yıllarda televizyonda sürekli Carettalar vardı. Ülkece seferber olmuştuk, Carettalar kurtulmalıydı! Posterleri, peluş hayvanları, Caretta aşağı, Caretta yukarı. Hatırlıyor musunuz? Peki.

“…’DA DEHŞET!” “YİNE SALDIRDILAR!”

Bunlar, geçen birkaç haftaki gazetelerimizden başlıklar.

Uzaylılar mı geldi? Jaws mı saldırdı?

Hayır. Kaçın, Caretta’lar!

On yıllardır koruyup kollayarak yok olmalarını dünyaca önlemeye çalıştığımız kaplumbağalar sanırsın kötü bir B-movie korku filmindeki gibi mutasyona uğramış ve insanlara saldırıyor.

İlk sözüm bunu haber yapan muhabire, onaylayan editöre, ve tabii gazetenin yazı işleri müdürüne (genel yayın yönetmenine bir şey demiyorum, çünkü onlar böyle küçük konularla ilgilenmez):

Yahu arkadaşlar, siz iyi misiniz? Dünya en tuhaf zamanlarını yaşıyorken, ülke gündemi insanları aksiyon manyağı etmişken, hepimiz bir gram huzur peşindeyken bu başlıklarla siz acaba neyin peşindesiniz? Bu karmaşık zamanlarda insanları bir de sanki uzaylı istilası varmışcasına zavallı deniz kaplumbağalarına karşı korkutmak da neyin nesi? Peki sanki ülkede haber yapılası hiçbir aksiyon yokmuşcasına Ege ve Akdeniz kıyıları boyunca üç, bilemedin dört kaplumbağa ısırığı vakasını “DEHŞET de DEHŞET” diye köpürtmek neyin nesi? Üç günlük huzur için muhtemelen zar zor, borçlanarak tatile çıkmış insanların ayarlarıyla boş yere niye oynuyorsunuz? Haber yapacak konu bulamayan Norveç gazetesi misiniz?

Peki bugüne kadar tatlı tatlı kendi halinde yüzen sevimli Carettalara ne oluyor, mutasyona mı uğradılar gerçekten? Neden ısırıyorlar insanları?

DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) şu minvalde zorunlu bir açıklama yaptı: “Zararsız da olsalar deniz kaplumbağaları da doğadaki diğer hayvanlar gibi evcil değil, vahşidir. Kendi hallerinde bırakılmak isteler. Yaklaşmayın. Elle beslemeyin. Dokunmayın.” Başka neler demişler biliyor musunuz? “Kaplumbağaların üstüne binmeye çalışmayın”. Kaplumbağanın sırtına binmek! Demek bunu deneyen olmuş ki, böyle tuhaf bir uyarıyı yapmak zorunda kalmışlar.

Bakın, gözümle gördüm, kaplumbağayı görünce telefonuyla denize atlayıp selfi çekmeye çalışan var. Bunun için yaklaşsın diye ekmek atıp besleyen var. Bilmem kaç layk alacağım diye uğraşan, kabuğuna tık tık vuran var. Yahu tekneciler bile “turist atraksiyonu” babında tavuk parçaları veriyorlar müşterilerine beslesinler diye, yanlış olduğunu bile bile. Avlanmayı unutuyor, elden beslenmeye alışıyor, sonra aç kalıp kızabiliyorlar yemek verilmeyince. İnsan eliyle bozulacak her şey bozuldu, sıra Carettaların doğasını bozmaya geldi. Kafana göre hayvanların ayarıyla oyna, hayvan senin keyfine göre davranmayınca, azıcık canı acıyınca da bas çığlığı: “Alın şunu şuradan!” Küçük sahil kasabasının mühim tatilcisisin sen çünkü; bütün yıl bunu bekledin, para harcıyorsun ve karada, denizde bir canlıyı bir yerden alıp bir yere koydurtmak da dahil, her şey dahil, her şey hak sana ey yüce tatilci!

Hayır efendim, almıyoruz Caretta’yı oradan. Hatta, Sabri Bey ne yapıyorsunuz, sizi dışarı alalım.

Kimi nereden, niye alıyoruz? Sen ne kibirli, ne işe yaramaz, yerini bilmez çıktın be insanoğlu? “Şu” dediğin canlı, sen daha ortada yokken, yaklaşık kırk milyon yıl önce buradaydı. “Sen” derken, ilk görülen Homo sapiens’ten bahsediyorum, anladın değil mi? “Şuradan” dediğin de deniz. Bu hayvanlar kırk milyon yıldır denizde! Orası onların dünyası ve sen oraya ait değilsin, önce bunu bir kabul et. Suyun altında nefes bile alamıyorsun, kimi nereden, hangi hakla almak istiyorsun insanoğlu?

Bu öyle bir cüret ki, uzaya gitsen ve uzaylı bulsan ama tavırları hoşuna gitmese, “Alın şu uzaylıyı şuradan!” dersin sen. Koca evrendeki minicik yerini bilmezsin, kendini evrendeki her şeyin sahibi sanırsın çünkü.

Ait olduğun yere, karaya dön ve bir soluklan insanoğlu.

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER