#yaşam

DERDİMİ SEVEYİM

AYLİN ASLIM | 3 Ekim 2017 #yaşam

Koca bir yazı devirdik: Tam olarak nereye?

Yağmurlu mayıs, bir türlü gelmeyen haziran, başımıza taş gibi dolu yağan temmuz, bayramlar, ağustos filan derken şaka maka koca bir yazı devirdik.

Ne beylik ve sıkıcı laf değil mi? “Koca bir yazı devirdik”. Açık konuşayım, yaz benim üstüme devrildi. Bazı günler ‘99 depremi gibi, bazı günler bu yılki Bodrum depremi gibi, bazı günler canlı yayında koltuktan düşen Gönül Yazar gibi, bazı günler iyi sabitlenmemiş Marilyn Manson sahne dekoru gibi üzerime devrildi bu yaz benim.

En güneşli günleri evde geçirdim çünkü hayata karışacak mecalim yoktu. Yerin altımdan kayışını evde izlemeyi daha güvenli buldum; kendim ve dünya için. “Kimseye belli etmeyeyim” dedikçe ortadan ikiye ayrıldım. Kollarımı açıp gitme diyemedim kendime çünkü tek kolum öbür tarafa doğru ayrıldı benden. Ortadan ikiye ayrıldım; tek kolum, tek bacağım, işte her şeyin yarısı gitti böylece. Hayal ettiklerimin çoğu gerçekleşmedi, Hıdrellezler, dolunaylar nafileydi. Meteor yağmurunun en net izlendiği bir yerde kayan tek bir yıldız görmedim. Dileklerim tutmadı. Tutulmayan sözlerin tatsız haberlerle yarıştığı koca bir mevsim geçti işte. Sonlara doğru dilemediğim güzel şeyler oldu ama, hakkını yemeyeyim şimdi. Yine de toplamda bakarsak, berbat bir yazdı. Kenara yazdım seni 2017, çok kötü yazdım.

Mutlaka bu yaz birileri ilk kez âşık oldu, birileri aşkıyla evlendi, hayallerine, sağlığına ya da hak ettiğine kavuştu. Birileri mutlaka çok eğlendi. Umarım eğlenmiştir yani. Eylül-ekim geldi mi sızlanmaya başladı herkes: “Yaz bitti! Koca bir yaz bitti… Kış geliyor, eyvah!”

Bulunduğum yerde havalar erken bozdu. Çoğunu kaçırdığım için kabullenemiyorum ben de yazın bitişini. Kelebek sandığım şey dalından düşen beyaz bir çiçekmiş geçen gün, bu mevsimde kelebek mi kalır kızım? Rüzgâr ve uçuşan yapraklar moralimi bozuyor. Üşümeye de hazır değilim, gün batınca dışarılarda el ayak çekilmesine de. Komşularla da bunu konuşuyoruz, başka ne konuşulur ki zaten, “Isınır daha, değil mi?” “Tabii tabii, ekimde ısınır. Pastırma yazı var daha yahu!” Tam karşımızda bir vapur yolculuğu mesafesindeki Yunan adası Meis’e son ziyaretimde de aynı konu adalıların dilinde: “Bu sezon başlamak bilmedi, erken bitti. İşler için çok kötü, erken bozdu havalar. Kaş’ta herkes şehirlere gitti mi, nasıl sizin orası?”

Moraller bozuluyor çünkü yaz demek hafiflik demek. Eş dostla dışarılarda daha tatlı, daha bir arada, daha neşeli zaman demek. Daha ince elbiselerle daha fazla güneş demek. E öyleyse sonbahar-kış da daha çok evde zaman, daha çok kitap, film, müzik, en önemlisi daha çok yalnız zaman demek. E sevelim biraz yalnızlığımızı yahu? Yapraklara basalım ve hışırtısını duyacak başka kimse olmasın yanımızda. Gerekirse tahmini olarak bu dünyada daha kaç yazımız olduğunu hesaplayalım ve yaşamak istediğimiz hayatın ne kadar uzağında olduğumuzla yüzleşelim mesela. O hayata doğru gidecek cesaretimiz varsa, yola çıkarken yanımıza alacaklarımızı ve almayacaklarımızı düşünelim inceden. Belki de kalından, bilmem? Bunları yaparken, “Olduğumuzu sandığımız ya da olmak istediğimiz kişiye ne mesafedeyiz?” mevzusuyla da karşılaşacağız tabii, hazırlıklı olmakta fayda var. Boş boş örgü örmek ya da Kemal Sunal filmi seyretmek için daha iyi bir mevsim var mı: Kış tabii ki!

Yine de anlıyorum sizi, koca bir yazı devirdik. En çok da ben devrildim. Vah bana, vahlar bana. Derdimi seveyim. Fazla sevmişim derdimi, evet. Fakat unuttuğum bir şey vardı bu koca yaz boyunca, hayat bana tekme tokat hatırlattı: İnsan derdine fazla kaptırınca yaşamayı unutuyor. Şımarıkça vazgeçiyor yaşamaktan, hoyratça el-ayak çekiyor hayattan. Kendi rızanla zombileşiyorsun sanki, çok garip. Yas tutmanın garipsenecek bir yanı yok da, bir süre sonra neyin yasını tuttuğunu hatırlamaz oluyor insan.

Karşıdaki küçük ada Meis’ten döndüğüm o gece birkaç saat sonra adaya bir mülteci botu gelmiş. Savaştan kaçan elli kişi gelmiş o gece. Bir bota elli kişi sığmaz değil mi? On yaşında bir kız çocuğu boğulmuş. Kurtaramamışlar. Mahvolmuştu adalılar, görevliler; kızın ailesini varın siz düşünün.

Neydi derdimiz: Yaz bitmiş, kış geliyormuş. Derdimizi seveyim.

Fotoğraf: Linda Tanner

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.