#yaşam

KANADA'NIN DOĞUSUNDA GEÇEN GÜNLER

KERİMCAN AKDUMAN | 26 Temmuz 2016 #yaşam

Birkaç gün kalırım diye gittiğim Victoria’da üçüncü haftama girerken dostlarım Onur ve Renata ile şehre 45 dakika mesafedeki terkedilmiş Goldstream demiryolu köprüsüne gitmeye karar veriyoruz. Köprüye ulaşmak için karayolu yolculuğu ardından yaklaşık yarım saatlik orta zorlukta bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Zaman zaman gökyüzünü göstermeyen ağaçlar, arada karşımıza çıkan bir şelale derken yol hızla geçiyor ve kendimizi köprüde buluyoruz.

Köprü adeta bir film seti gibi. Sanki birazdan Geleceğe Dönüş filminde Dr. Brown treniyle üzerinden geçecek gibi duruyor. Köprünün ortasındaki ceplerden birine oturup ormanı izlemeye başlıyoruz. Manzara o kadar güzel ki neredeyse tüm günü köprüde oturarak geçiriyoruz. Akşama doğru karnımızın acıkma sinyallerine kulak vererek şehre geri dönüyoruz.

Onur ve Renata’nın beni evden kovmalarına fırsat vermeden artık üçüncü hafta sonunda Victoria’dan ülkenin doğu yakasına gitmeye ve bunu yapmak için de ikonik Greyhound otobüslerini kullanmaya karar veriyorum. Otobüs biletimi almak için terminale vardığımda biletçi önce birkaç defa rezervasyonumu kontrol ediyor. Ardından padişah tefrikası şeklindeki 7 a4 sayfası uzunluğundaki biletlerimi veriyor.

Yol kağıt üzerinde 82 saat olarak görünüyor. Kanada topraklarında 180 nokta üzerinde durarak Victoria’dan başkent Ottawa’ya yol yapacağım. Bu esnada 5 farklı eyalet ve 3 saat dilimi değiştireceğim. En uzun molam ise 4 saat sürecek. Otobüs terminalinde Onur ve Renata’ya otobüsün içinden el sallarken kafamda “Acaba doğru mu yapıyorum?” sorusunu kendi kendime soruyorum.

Yol başlıyor. Önce Victoria’dan gün batarken feribotla Vancouver’a geçiyoruz. Sonra da gece boyu Alberta eyaletine doğru yol alıyoruz. Sabah uyandığımda Rocky Dağları'nı karşımda buluyorum. Alberta’dan sonra ise yaklaşık bir buçuk gün Konya Ovası kıvamında sürüyor. Yol boyu uzanan elektrik direkleri dışında pek bir yükselti görünmüyor.

Bu esnada ise Kuzey Amerika’da yapılacak bir karayolu yolculuğuna en güzel fonu oluşturacak The Doors şarkıları çalıyor kulağımda. Yolu, gitmenin insana verdiği huzuru ve ferahlığı düşünüyorum. Transcanada otoyolu önümüzde uzuyor.

Ertesi gün yoldaki son eyalet olan Ontario’ya giriyoruz. Coğrafya tekrar dağlar, göller, ormanlarla süsleniyor. Ertesi sabah Ottawa’ya vardığımda elimde Kuzey Amerika’yı boydan boya geçmenin mutluğu var. Bir de şişmiş bir ayak bilekleri. Ottawa’da parlamento binası ve çeşitli önemli binaları ziyaret edip şehir hayatına uyum sağlamaya çalışıyorum.

Ardından Türkiye’den gelecek olan arkadaşlarımla buluşmak için Toronto’ya geçiyorum. Ottawa ve Toronto arasındaki fark aslına biraz İstanbul Ankara farkı gibi. Hem oraya yaşayan arkadaşlarımla hem de Türkiye’den gelenlerle kalabalık bir ekip oluşturup Kanada’nın Avrupalı yüzü olan Montreal’e gidiyoruz. Burada bir müzik festivalinde kurtlarımızı döktükten sonra birkaç gün geçiriyoruz. Fransızca konuşulan, Arnavut kaldırımlı, Eski Montreal denilen tarihi alanda insan kendini pek Kuzey Amerika’da olduğuna inandıramıyor.

Ardından rotamızı tekrar Toronto’ya çeviriyoruz. Kensington’ın renkli sokaklarında dünya mutfaklarını tadıp insanları izliyoruz. Toronto adeta modern dünyanın Babil Kulesi gibi. Zaten istatistiki olarak dünyada en farklı çeşitten millettin yaşadığı şehir. Niagara Şelalesi’ne gidip doğanın karşısındaki güçsüzlüğümüzü yeniden hatırlıyorum. Niagara’ya yaklaşmayan çalışan gemilerin nasıl ceviz kabuğu kadar göründüğünü izliyorum.

Kanada günlerini tamamlamak içinse Toronto’ya 2 saat mesafedeki Thousands Island denilen milli parkı seçiyoruz. Ufak adaların üzerinde evlerin kurulu olduğu, harika manzaralar sunan ve teknelerle gezilen milli parkta her Türk gibi ilk işimiz “Burada evler ne kadar acaba?” sorusunu sormak oluyor. Ancak moral bozmamak için soruyu unutuyoruz.

ABD-Kanada sınırını oluşturan St. Lawrance nehri üzerindeki bölgede iki gün boyunca ada ada dolaşıyoruz. Gece de bir ada üzerinde kamp yapıyoruz. Son gün tekneyle limana dönerken bu uçsuz bucaksız, şahane ülkeye veda etmek için doğru yerde olduğumu farkediyorum.

KANADA'NIN PASİFİK SAHİLLERİNDE

 

YAZAR HAKKINDA

KERİMCAN AKDUMAN

BENZER İÇERİKLER