#yaşam

GALİP’E MEKTUP

AYLİN ASLIM | 21 Temmuz 2017 #yaşam

Epey erteledim bu yazıyı yazmayı. Öldüğünü söylediler, inanamadım. Apar topar cenazeni kaldırdılar, yetişemedim. Eminim benim gibi hayatına dokunduğun birçok insan, ülkenin birçok şehrinden kalkıp gelmek, son bir veda etmek istedi sana ama adet böyleymiş dediler. Ağırıma gitti orada olamamak. Çok düşündüm sonra seni; tahmin edersin işte, Kemancı yıllarını tabii ki. Bir ton şey düşündüm, onlarca sahne geçti gitti gözümün önünden. Günler geçti, ben hâlâ idrak edemedim öldüğünü. Bir yerlerde bir masaya iyice eğilmiş, içine hep kırmızı tişörtünü giydiğin kot gömleğinle çizim yaptığından o kadar eminim ki!

Konuşup görüşmeyeli yıllar oldu Galip, ama öyle bir zaman aralığında karşılaşmışız ki senle, Beyoğlu gençlerin ve müzisyenlerindi, çok güzeldi. İstiklal Caddesi yeşildi. Kemancı her gece doluydu ve tabii başka yerler de. Beyoğlu’nda büyümekteydim, endişe dolu genç bir insandım ve sen yanımdaydın. Ben 21’mişim, seni ise hep benden çok büyük sanırdım o zaman. Şimdi fotoğraflara bakıyorum da, gencecikmişsin be Galip. Artık hiç konuşup görüşemeyeceğiz ama emin ol, ben ölene kadar en taze kalacak hatıralarımda sen ve o 4 metrekarelik odandaki hayatî sohbetlerimiz yerinde duracak. Devreleri tamamen karışmış Alzheimer’lı anneannem gibi, sadece en eskileri hatırlayacak olsam ileride, emin ol sen ve Kemancı orada duruyor olacaksınız, sizi sayıklayacağım birilerine mutlaka.

Aylin Aslım & Galip Tekin

Sahneye çıktığım geceler ara verir vermez aşırı kalabalıktan bunalıp, belki korkup soluğu senin odanın kapısında alırdım. Çoğunlukla bir güvenlik dururdu o saatlerde kapıda, çünkü herkes girmek isterdi o gizemli odaya. Akrobat çalışma lambasıyla kâğıt kalemlerinin durduğu bir masa, sandalyen ve sen. O kadarı sığıyordu işte. İkinci kişiye oturacak yer olmazdı, ayakta sohbet ederdi gelen. Ya da tünerdik işte bir çıkıntısına odanın. Sen hangi şarkıdan sonra, saat kaç gibi geleceğimi bilirdin her perşembe gecesi. Gülerek “Gel Aylin” derdin. Bu minik sohbetlerden benim için eşsiz bir arkadaşlık hikâyesine doğru giden birkaç yılda ne çok şey konuştuk büyük ve küçük. Evim Kemancı’ya yüz metre ya vardı ya yoktu, boş zamanlarımda da gelirdim ziyaretine odaya. Kullandığın kâğıtları gösterirdin bana, sevdiğin kâğıt türünü, niye sevdiğini. Hele o gün yeni kalemler, fırçalar alındıysa, Allah! Resmen yeni oyuncak alınmış çocuk neşesi olurdu üzerinde. Uzun uzun anlatırdın onları da, dinlerdim ben de. Mutluydun sen o odada. Bazen sevmediğin ama kıramadığın insanlar çalardı kapıyı, üç kişi o aşırı küçük odada saçma bir sıkışıklıkta dururduk. Bazen de yok dedirtirdin onlara, gitsinler diye. Sıkıldığımız akşamüstleri olurdu, buluşup İstiklal’i turlardık aylak aylak. Oğuz Aral’ı anlatırdın hep sevgiyle, hayran hayran. Karikatür sanatında şimdilerde kimsenin iplemediği usta-çırak ilişkisini ne kadar önemsediğini anlatırdın uzun uzun. “Pı’ya Mektuplar”ın Pı’sını anlatırdın sen bana, ben de sana ilk aşkımı. Bütün tatlılardan seve seve muzlu jöleyi severdin. Evde yapıp getirirdim, “Bunu mu seviyorsun cidden?” diye söylenmeme gülerdin, “Hiç bir yerde yapmıyorlar ki ama, bulamıyorum!” diye.

Her şeyimizi anlatır olmuştuk birbirimize. İlaçlar, eski sevgililer, parçalanmış ailelerimiz, geçim dertlerimiz. Hem arkadaşım oldun hem abim. “Kimseleri yakıştıramıyorum yanına, beğenmiyorum, n’apayım” derdin, zaten kimseler de yoktu ki yanımda. “Rüzgârın Âşık Olduğu Kırmızı Saçlı Kız”ı çizmiştin bana. Kaybolmasın diye o kadar derinlerde bir yere saklamışım ki, bulamıyorum şimdi. Kimseyi yargılamazdın, dedikoduyu sevmezdin. Kemancı gibi olağanüstü bir yeri ayakta tutan insanlardandın, Zeki Abi gibi. Sevmediğim arkadaşların oldu sonra, göz boyamakta başarılı bir takım insanlar. Biraz sana küstüğümden, biraz kendi yoluma gittiğimden, gelmez oldum Kemancı’ya.

Cenazen çok kalabalıkmış, öyle dediler. Biz mizah okurlarının hiçbir zaman anlayamayacağı sebeplerden ötürü birbirini hiç sevmeyen onca karikatüristi ancak sen toplayabilirmişsin bir araya, öyle dediler. Orada olsam, bilmem şimdi kabullenmiş mi olurdum o kadar genç öldüğünü. Kabullensem ne yazar, kabullenmesem ne değişir bilmem ama sen şunda bir yerde hâlâ loş bir odada bir masaya eğilmişsin, çizim yapıyorsun, gözümün önündesin. Arada dilim limonlu votkandan bir yudum alıyorsun, gülümsüyorsun. “Dikkat et kendine” diyeceksin mutlaka yine, “Tamam” diyeceğim ben de, “merak etme.”

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.