#yaşam

BİR BAŞKA GEZEGEN: JAPONYA

KERİMCAN AKDUMAN | 28 Haziran 2016 #yaşam

Sanki koca ülke üç kelime üzerine inşa edilmiş: Nezaket, gelenek, güven

Tokyo

Narita Havalimanı’ndan çıkıp beni Tokyo şehir merkezine götürecek olan trene biniyorum. YouTube videolarında insanları trenlerin içine ittiren beyaz eldivenli adamların gerçek olduğunu görerek başlıyor Japonya maceram. Shibuya İstasyonu’nda indiğimde belki de Tokyo’nun en ünlü sembolü Shibuya Kavşağı'nda buluyorum kendimi. İstikametimi Yoyogi Parkı’na çeviriyorum ve parka adım atmaz adeta büyüleniyorum. Kiraz çiçekleri altında piknik yapan Japonların arasına karışıyorum.

Tokyo

Nisan başına denk gelen kiraz çiçeği dönemi Japonlar için oldukça kutsal. Yılın bu zamanı çiçek açmış kiraz ağaçlarının altında Hanami adı verilen pikniklerle doğanın uyanışını kutluyorlar. Piknik sonrası adeta pespembe bir tavanla kaplanmış Yoyogi Parkı’nı biraz dolaştıktan sonra kendimi Shibuya sokaklarına bırakıyorum. Havanın kararmasıyla kiraz çiçekleri yerini Tokyo’nun meşhur neon dünyasına bırakıyor.

Ertesi gün rotamı imparatorluk sarayına çeviriyorum. Niyetim sarayın bahçesindeki “sakura”ları görmek. Kapıdaki uzun sıraya rağmen içeri girmeyi başarıyorum. Dünyaya kafa tutan koca bir imparatorluğa ait bu saray tamamen mütevazılık üzerine kurulmuş. Önceden rezervasyon gerektirdiği için binaların içini dolaşamasam da yalnız bahçenin güzelliği insanı büyülemeye yetiyor.

Saray sonrası MOMAT’ı yani Tokyo Modern Sanatlar Müzesini ziyaret ediyorum. Müze, Japon görsel sanatlarının son 150-200 senelik gelişimini kronolojik olarak sunuyor. Ardından evinde kaldığım Mike ve onun arkadaşlarıyla buluşuyorum. Birleşmiş Milletler genel meclisi çeşitliliğinde bir sofrada akşam yemeği yerken bir anda karaoke fikri ortaya atılıyor. Ekibin çoğunluğu onaylayınca kendimizi Tokyo’nun ünlü karaoke barlarından birinde buluyoruz.

Tokyo

Ertesi günü bir önceki gecenin yıkıcılığını eritmek için daha sakin geçirmeye karar veriyorum. Öğlene doğru Oedo Bitpazarı'na gidiyorum. Pazar yeri o kadar sessiz ki insan kendi nefesini bile duyuyor. Üstelik bit pazarlarında bulunan o döküntülük durumu kesinlikle yok. Tüm ürünler ve tezgahlar tertemiz. Eski eşya tozu denilen şeyden bile eser yok. Üstün Japon teknolojisi herhalde diyorum içimden.

Bitpazarı sonrası şehrin alışveriş merkezi Shinjuku’yu ziyaret ediyorum. Pazar olmasından dolayı aşırı kalabalık. Ancak tüm bu kalabalığa rağmen en ufak bir kaos yaşanmıyor. Bu kontrollü kalabalık içinde biraz dolaştıktan sonra geçen geceki karaoke ekibiyle buluşup gece ışıklandırılmış kiraz çiçeklerini görmeye gidiyoruz.

Tokyo

Sabah Japonların ünlü hızlı trenlerinden birine atlayıp soluğu kayak merkezi Kagura’da alıyorum. Havanın kötü olmasına ve sezonun bitişine rağmen günü snowboard yaparak geçirip akşam Tokyo’ya dönüyorum.

Kagura

Tokyodaki son günümde kiraz çiçeklerini izlemeye doyamadığımdan bu defa Ueno Parkı’nı ziyaret ediyorum. Parkta kiraz çiçeklerinin oluşturduğu bir tünelden geçiyorum. Kimonolarıyla fotoğraf çektirmeye gelmiş Japonları izliyorum. Akşam Mike ile buluşup şehrin en pahalı ve modern kısımlarından Odaiba’ya gidiyoruz.

Hiroşima

Ertesi gün Tokyo’dan Hiroşima’ya giden trene atlıyorum. Hiroşima’da insanlık tarihinin en derin yaralarından biri olan nükleer saldırıda hayatını kaybeden ve yaralananlar adına oluşturulmuş müzeyi geziyorum. Çıktığımda gözyaşlarımı tutamıyorum.

Kyoto

Kyoto

Sonraki gün rotamı Japon İmparatorluğu’nun eski başkenti Kyoto’ya çeviriyorum. Ufacık ahşap evler, dar sokaklar, kimonolarıyla dolaşan Japonlar, gösterişli tapınaklar adeta beni bir zaman tüneline sokuyor.

Nara

Ardından Nara’yı ziyaret ediyorum. Başkentin yakınındaki ufak kent halen önemli bir dini merkez. Nara’da beni kutsal geyikler karşılıyor. Tapınakları gezip, geyikleri pek sevdikleri bisküvilerle besliyorum. Annelerin kocaman geyiklerin bebeklere yaklaşmasına izin verişlerine ve Japonların doğayla olan derin ilişkilerine de şahitlik ediyorum şaşkınlıkla.

Kyoto sadece tarihi ve tapınaklarıyla değil güler yüzlü insanlarıyla da beni kucaklıyor. Bir akşam, tavsiye üzerine gittiğim, dünyanın işini en çok seven şefinin çalıştırdığı ufacık lokantada sake içerken tanıştığım bir rahip sayesinde kendimi ziyarete kapalı, özel bir tapınakta buluyorum. Tapınağın kulesinden Kyoto’yu izlerken Japonya’nın bugüne kadar gezdiğim hiçbir yere benzemediği gerçeğini tekrar hatırlıyorum.

Himeji Kalesi

Kyoto’ya bambu ormanını dolaşarak veda ettikten sonra Himeji kentine gidiyorum. Amacım 6 senelik detaylı restorasyon çalışmasından sonra ziyarete yeniden açılan kaleyi görmek. Tren istasyonundan çıkıp kaleye yaklaştıkça heyecanlanıyorum. Karşımda adeta animelerden fırlamış bir yapı mevcut. Bembeyaz kale ne kadar görkemliyse aynı oranda zarif. Unesco Kültür Mirası Listesi’ne Japonya’dan giren ilk eser olan kaleyi saatlerce dolaşıyorum. Zamanında samurayların bastığı basamakları inip çıkarken arada gözlerimi kapatıp eski dönemde kaledeki hayatı düşünüyorum.

Himeji sonrasında Tokyo’ya geri dönüş yolu başlıyor. Tokyo’ya vedamı en görkemli şekilde yapmaya karar veriyorum. Son gecemde dünyanın en büyük balık halindeki efsanevi balık açık arttırmasını izlemek için sıraya giriyorum. Dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla beraber 2.00 sularında sandalye veya koltuğun olmadığı ufak bir odada o gün için açık arttırmaya izin verilecek olan 120 kişiden biri olmak için beklemeye başlıyoruz. Bir süre sonra kontenjan doluyor ve bekleme salonunu kapısı kapanıyor.

Sabah 5.00 civarında güvenlik görevlileri eşliğinde ilk 60 kişilik grup olarak açık arttırmanın ilk kısmını izlemeye alınıyoruz. Yaklaşık yarım saatlik açık arttırmada dev ton balıkları sahiplerini buluyor. Sene sonunda yıkılacak olan balık halindeki teatral açık arttırmayı izlemek için tüm gece beklemeye kesinlikle değiyor. Tarih tanıklık etmenin haklı bir sevinci var içimde.

Halden çıktıktan sonra son saatlerimde yorgunluğa rağmen yürümeye devam ediyorum. Japonya adeta insana enerji veren bir ülke. İnsanın istese de yorulmuyor. İki hafta boyunca yaşadıklarımı düşünüyorum ve nezaket üzerine kurulu bu acayip ülkeden hüzünlenerek ayrılıyorum.

KARLAR ÜLKESİ HOKKAIDO

 

YAZAR HAKKINDA

KERİMCAN AKDUMAN

BENZER İÇERİKLER