#yaşam

“GİZLİ GİZLİ ARABESK DİNLERDİK”

AYLİN ASLIM | 1 Aralık 2016 #yaşam

Bu lafı değişik zamanlarda değişik ortamlarda duymuşluğum vardır. Bu tuhaf cümleye en sık rastlayabileceğiniz yer ise, Türkiye'de “rock”, “indie”, “alternatif müzik”le uğraşan müzisyen röportajlarıdır.

Yıllar geçti, dünya değişti, dünün müzisyenlerinin ve gruplarının yanına yenileri eklendi ama bu tuhaf, itirafımsı, garip röportaj klişesi yok olmadı. Bu lafı ilk duyduğum kişi müzisyen değildi, tanıdığım biri de değildi, o yüzden konuya o zaman hiç giresim gelmemişti ama yıllar içinde karşıma çıktıkça üzerine düşündüm.

Sevdiğin müziği gizli gizli dinlemek ne demek, biri bana anlatsın. Gerçekten merak ediyorum. Merak ediyorum çünkü ergenliğim boyunca dinlediğim metal ve grunge yüzünden 80'ler sonu ve 90'lar boyunca evde, minibüste, yolda, okulda başıma türlü türlü işler açıldı ama hiç bu müziği gizli gizli dinlemek gelmedi aklıma. Ergenlik gereği saçıyla başıyla, kılık kıyafetiyle ama elbette aslında temsil ettiği öfke ve başkaldırı için o kadar seviyordum ki o müziği, gizlemek mi? Metalciliğini gizleyen birine de rastlamadım şu ömrümde. Aslına bakarsanız, dinlediği müzik her neyse, bunu gizleyen kimse görmedim.

Şimdi genç kuşağa “geyik” gibi gelebilecek, hepsi o yıllarda gerçekten yaşanmış sert hikayelere girmek değil niyetim ama dayak yiyeceğini bildiği halde saçını inatla uzatan, siyah tişörtünü giyen birçok insan mesela, gizlemedi hiç ne dinlediğini. Evet, bu ülkede siyah tişörtlü insanları toplayıp gözaltına aldıkları bir dönem de oldu, arkamızdan “Satanist!” diye bağırıldığı da, yüzümüze tükürüldüğü de. Fatih Altaylı bile TV'de program yaptı “Metalcilik ve Radiohead (!) intihar mı ettiriyor?” diye. Garip fantastik hikayelerle gazetelere güzel malzeme olduk biz Batı'nın ahlaksızlığını almış kötü tohumlar. İnternetin yokluğunda hayat daha yavaş akıyordu ve haberler şimdiki gibi çabuk eskimiyordu. Aylarca sürdü bu mevzu, hatta belki birkaç yıl. Saçmasapan ötekileştirildik, “şeytana tapanlar” olduk yurdum insanının gözünde. Anne babalar alarma geçti, eve döndüğümde defalarca posterlerimin ve gözüm gibi baktığım kasetlerimin yok edildiğini gördüm. Her neyse, o zaman bile “Dur ben şu işi gizli gizli yapayım da kimse çakmasın.” demek aklımın ucundan geçmedi. O müzik o yaşta benim için özgürleşmenin, başkaldırmanın en doğru yoluydu. Haliyle değil saklamak, deli gibi savunmaktı içimden gelen. Bana tuhaf gelen de bu işte: Niye saklayasın kardeşim dinlediğin müziği, dinle ve savun, karaktersiz misin? İnsan dinlediği müzikten utanır mı?

İşin daha da tuhafı, çoğu 80 sonrası doğumlu genç müzisyenlerden bunu hala duyuyor olmak. Belli bir dinleyici bilincine ulaşmak için, diyelim ki 10 yaştan sonrasına bakalım. Yahu ben 80'ler ortasında çocukken bile her yerde herkes arabesk dinliyordu zaten? Rahmetli Zeki Müren dahi çağın gerisinde kalma telaşıyla albümlerine illa birkaç arabesk şarkı koyuyordu. 90'larda artık Prestij Müzik ailesi aşirete dönüşmüş, Rock grupları “...sonra arabeski keşfettik.” diye röportaj veriyordu. 2000'lerde ise Mahsun Kırmızıgül krallar gibi Maldivler'de klip çekiyordu. Yasak değildi, ayıp değildi hatta dev mega ana akımdı artık arabesk; radyo ve TV'lerde türkünün yerini çoktan almıştı. Röportajlarda “Siz peki, yerel tınılara yer vermeyi neden düşünmüyorsunuz?” diye sorular geliyordu. Siz peki, niye ve kimden gizli dinlediniz bu arabeski? Herkes güzel güzel istediğini dinlerken, bazı Türkçe rock ve indie müzisyenleri, kendi kendine gizli arabesk ayinleri mi yapıyordu? Niye ki? Gerçekten çok garip. Hatta ne biliyor musunuz? Bu, gerçek olamayacak kadar saçma.

Evet, bir dönem devlet radyo ve televizyonlarında yasaklıydı; ama bir dönem her şey yasaklıydı. Selda Bağcan da Ruhi Su da Ahmet Kaya da. 70'lerde ve 80'lerin başında olmuş bu; biz büyüdüğümüzde ne iyi ki bitmişti o furya.

Arabesk en az otuz yıldır bu ülkenin ana akımıdır, “genel dinleyici”sidir, çoğunluğudur, normalidir, geçer akçesidir; nesini gizleyeceksin emmoğlu? Hatta şu an bu ülkede “pop” kategorisinde yayınlanan işlerin bile neredeyse tamamı içeriğiyle, tavrıyla, melodik yapısıyla arabeskin türevleri bana göre. Bunun dışında kalan caz, rock, elektronik, klasik müzik üvey evlattır, azınlıktır, “niş”tir, Müslüman mahallesinde salyangozdur, olmayacak iştir, hayalperestliktir; hep de böyle olacaktır. Bu yüzden bence artık bırakın bu "Arabesk dinlerdik, bizi hor görürlerdi." klişesine yanlamayı. Matematik hesap tutmuyor bir kere. Türlü dönemlerde türlü sebeplerden herkes herkesi hor gördü bu ülkede. "Türkçe rock mı olurmuş?" "Türkçe müzik dinlemiyorum!" diyenleri bile gördük. Ama kabul edelim, "müzisyenin gizli arabeskçilik dramı" açık ara en fenası.

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER