#yaşam

“İNANDIĞIM ŞARKININ ELİNİ BIRAKMAM”

AYLİN ASLIM | 16 Aralık 2016 #yaşam

Bazısı yeni, bazısı kıdemli konuk programcı kadrosuyla yeni bir yayın dönemine giren ve başka yeniliklere de uğrayan Radyo Eksen'i, puslu sesli kraliçesi Gülşah Güray'la konuştuk.

Gülşah Güray

Radyo Eksen yaklaşık on beş yıldır hayatımızda. Başından beri dinlediğim, sonra hep gittiğim bir bar gibi müdavimi olduğum, bu ülkede açık ara en sevdiğim radyo istasyonu Eksen. Yıllar yıllar önce orada konuk programcı olduğum, o havayı soluduğum için şanslı sayarım kendimi. İşte o yıllarda, o küçük radyo odasında tanışmıştım bu kâküllü, siyah saçlı, müzik aşığı kızla. Gülşah Güray şimdi Radyo Eksen’in genel yayın yönetmeni. Bazısı yeni, bazısı kıdemli konuk programcı kadrosuyla yeni bir yayın dönemine giren, başka yeniliklere de uğrayan biricik radyomuzun puslu sesli kraliçesiyle biraz bunları konuştuk, biraz eski günleri andık:

A.A: Gülşahçığım, seninle 2003'te tanıştık. 13 yıl olmuş! Radyo Eksen'e program yapmak için çağırılmıştım. Hakan Özdemirci ve Barbaros Devecioğlu vardı radyonun başında. İkisi de radyo delisi, müzik delisi adamlardı ve seni çok seviyorlardı. "Bir gün burayı o çekip çevirecek." diyorlardı bana, "Çevirsin" diyordum ben de. Bir buçuk yıl her hafta gördüm seni radyoda, nasıl çalıştığını, aşkla çalıştığını. O aşkı görüp de seni sevmemek mümkün mü?!
G.G: Çok teşekkür ederim. Ayrıca ne kadar güzel, öyle güzel insanlarla çalışmışım, bana güvenmişler.

A.A: Peki nasıl başladı bu yolculuk? Radyoculuk nasıl, nerede başladı?
G.G: Radyo-TV-sinema okudum üniversitede. Okurken Kent FM’de, Kaybedenler Kulübü’nde, staj yaptım bir süre. Header olarak. Sonra okul bitti, televizyoncu olacaktım güya, iş bulamadım. O sırada Radyo Eksen başladı yayın hayatına. Sabahtan akşama dinliyordum. Ben de program yapsam keşke dedim.

A.A: Benim lisedeyken Kent FM’e gidişlerim gibi.
G.G: Birkaç defa gittim geldim. Son gidişimde, ki yakın bir arkadaşımın dönem ödevi için oradaydık, Barbaros Devecioğlu “Kızım, sen hala iş bulamadın mı?” dedi bana. İşte böyle başlamış oldum Eksen’de çalışmaya. Bir gün stüdyoya soktular, sesimi denediler, birkaç ay çalış dediler, sonra da program verdiler.
 
A.A: Şimdi o günlere baktığında ne düşünüyorsun?
G.G: Aslında hiçbir beklentim olmadan girmiştim NTV’nin eski binasına. O küçük odamızda ne kadar çok eğlenirdik, belki hatırlarsın sen de...

A.A: Hatırlamaz mıyım ya? Az mı sigara aşırdım senden? Kantine inip çay-kahve alırdık birbirimize. Ne tatlıydı.
G.G: Eğlenerek ve çok severek yapıyorduk işimizi. Kendi doğrularımızla, bildiğimiz gibi. Mesela Hakan bir gün, yeni şarkıları sıraladığımız En İyi 40 listemize Jefferson Airplane - White Rabbit’i sokmuştu. Dedim ne alaka, şarkı piyasaya çıkalı 30 sene olmuş! Olsun diyor, çok güzel şarkı...

A.A: Hakan (Özdemirci) da senin gibi, şarkı delisi işte.
G.G: Öyle işte, bildiğimiz gibi, içimizden geldiği gibi yayın yapıyorduk... Dışarıda neler olduğunu da tahmin edemiyorduk, dinlenme oranı vs. yoktu. Bir nevi “The Boat That Rocked” hadisesi. Sonra H2000’de radyo için bir çadır kurduk. İnsanlar sahneyi bırakıp çadırın önünde toplanmıştı, bizi izliyordu, tepki yok! Ne oluyor, yanlış bir şey mi yapıyoruz acaba, sesi mi kıssak, neden insanlar bize bakıyor diye yavaşça birbirimize sokulmaya başlamışken biri gelip muhteşem çalıyorsunuz diye fısıldamıştı kulağıma. İşte o zaman “çok güzel bir iş yapıyoruz galiba” dediğimi hatırlıyorum.
 
A.A: Demek ki ne kadar gizemliymişsiniz, insanlar yanınıza bile yaklaşamayıp sadece izlediler sizi. H2000’de çalışırken Eksen çadırı benim fikrimdi, sabahtan akşama, yıllardır Eksen dinliyordum ve sizi orada görecek dinleyicinin tepkisini tahmin etmiştim; harika olacağından adım gibi emindim. Peki şunu sorayım: Bugüne dek radyoculukta birlikte çalıştığın kimler ne iz bıraktı sende?
G.G: Barbaros Devecioğlu’nun yeri ayrıdır bende. Çok şey öğrendim ondan. Meslek hayatıma böyle bir başlangıç yaptığım için çok şanslıyım gerçekten. Cem Aydın ve Görkem Yaşayan da öyle. Hepsi kafa açan insanlardı. Dinlerlerdi, fikirlerine değer verirlerdi ve iyi iş çıkması için zorlamasını da çok iyi bilirlerdi. Onlar olmasaydı zaten Eksen diye bir marka da olmazdı.
 
A.A: Sen neler dinleyerek büyüdün? Seni sen yapan, bu işlere bulaşmana sebep olan ilk aşkların kimlerdi müzikte mesela?
G.G: Annem beni oyalamak için çekme kasetler getirirdi eve. Her türden. Bir gün Pink Floyd kasedini taktım teybe, Money çalıyordu. Çok sofistike müzik zevki olan bir çocuk olduğumdan değil elbette, başındaki yazar kasa sesine takıldım. Günlerce, haftalarca aynı şarkıyı dinledim. Derken eve video oynatıcı geldi. Beta kasetler. Bu sefer de toplama müzik video kasetleri aldılar bana. Bir de Dire Straits’in konser kasedini. Mark Knopfler’ın gitarı ve kafasındaki bandana o zamana kadar gördüğüm en havalı şeylerdi mesela. Sonra bir gün televizyonda bir şarkı duydum. Ne olduğunu, kim olduğunu bilmiyordum elbette. Aklımda şarkının melodisi, İstanbul’daki bütün müzik dükkanlarına girip utana sıkıla çalışanlarına mırıldandım. Anlarlar sandım.

A.A: Müzik dükkanında şarkı mırıldanmak! Anladılar mı peki?
G.G: Anlamadılar tabii. Şarkının ne olduğunu yıllar sonra öğrenecektim. David Bowie’nin Tin Machine’le kaydettiği “You Belong in Rock n Roll!
 
A.A: Tanıştığımız zaman da sabahın köründe kalkıp geliyordun radyoya, hala da öyle değil mi? Kaçta başlıyorsun güne, kaçta radyoda oluyorsun? Güne o kadar erken başlamak bazen zor geliyor mu?
G.G: Öyle... Her sabah söylenerek kalkıyorum, 5 buçukta!

A.A: Oy! Benim yatma saatim!
G.G: Söylenerek geliyorum radyoya, sonra stüdyoya giriyorum ve “BAM” her şey duruyor. Böyle bir tatmin, mutluluk, keyif başka hiçbir şeyde bulamam, çok zor. Gerçekten büyülü bir şey bu radyo...
 
A.A: Peki bu büyüyü koruyan, Eksen'i Eksen yapan, tabiri caizse bir "müdavim radyosu" olarak kalmasını sağlayan şey(ler) nedir sence? Bu devirde zor mu bunu korumak?
G.G: Eksen’in yayın akışını belli bir matematiğe/çizgiye oturtmak çok zor. Denendi, olmadı. İçimizden geldiği gibi, hikaye anlatır gibi, karşımızdakiyle konuşur gibi çalıyoruz. Kalbimizdeki bütün duyguları yayına aktırıyoruz. “Yine aşık olmuş, gece uyumamış, keyfi yerinde herhalde” diyorlarmış arkamdan. Samimiyet sanırım bu kadar bağlayan bizi. Başka biri gibi olmaya çalışmıyorum, olamam da zaten. Neyse o!
 
A.A: Ben Eksen'i koruduğu müzikal kimliği ve tavrı için, bir şeylerin sevdiğim gibi kalması ve devam etmesine ihtiyaç duyduğum için seviyorum. Sence de bir şeylerin aynı kalması önemli mi?
G.G: Alıştığın, sevdiğin, seni koruduğunu, iyi hissettirdiğini bildiğin şeyi doğal olarak sen de korumak istiyorsun. Bozulunca büyük tepki veriyorsun, çünkü üzülüyorsun. Çok iyi anlıyorum, yaşadık, başımıza da geldi biliyorum.

A.A: Başından beri sadık dinleyicisi olarak net söylüyorum: Eksen’i Eksen yapan bağımsızlığıydı; böyle kalmalı. Buna müdahale etmek Eksen’i bozar. Tabii ki değişiklikler, yenilikler olacak, ama karakterinden çıkmamalı radyo ne olursa olsun.
G.G: Yeniliklere açığız aslında. Ama bunu sevdiğiniz Eksen’i bozmadan yapmaya çalışıyoruz. Belki biliyorsundur, Radyo Eksen artık Pozitif bünyesine geçti. Onlar da bu bağımsız politikamızı uygulamamızda bize tam destek veriyor. İnan bu bizim için çok değerli ve önemli.
 
A.A: Birçok kıymetli müzisyeni ve grubu konuk aldığın da oldu Eksen stüdyosuna. En hatırında kalan kişi ya da yayınlar kimlerle oldu ya da seni en çok etkileyen kimdi?
G.G: İlk aklıma gelen Sonic Youth davulcusu Steve Shelly... Konserden hemen önce stüdyoda saatler süren bir canlı yayın yapmıştık. Sevdiği albümleri getirip çalmıştı. Sonra, konser saati geldi. Ama Shelly gitmek istemiyor. “Boşver, zaten hep ben ilk giderim. Burada iyiyim!” diyor. Yapma, etme derken zor yetiştirdik konsere. Ne şanslıyım ki konuk olarak stüdyoya gelen gruplar genelde hep böyle, gitmek istemiyor. En dertli olanla bile sonunda sarılarak ayrılırız. Mesela en son Aaron konuğumdu. Onlar da soundcheck’e yetişeceklerdi, “Devam edelim, bu çok eğlenceli” demişlerdi.

A.A: Demek o kadar iyi hissettiriyorsun ki, gitmek istemiyorlar! Peki gelelim şu yeni kadro hadisesine: Radyo Eksen'de bugüne kadar sayısı çok olmasa da, ben dahil birçok misafir programcı yayın yaptı dönem dönem. Çağlan Tekil ve Kanat Atkaya zaten daha önce de Eksen kadrosunda bulunmuştu. Artemis de öyle. Barış Akpolat'ın da bir radyo deneyimi var önceden. Hakan Tamar zaten radyocu. Peki Türkiye'de Glam Rock'ın taçsız kralı Nikki'yi kim düşündü? Çünkü gerçekten muhteşem bir fikir ona program yaptırmak ve bugüne kadar nasıl düşünülmediğine şaşıyorum! Bu yeni kadroyu oluşturma macerasını anlatsana biraz?
G.G: İnan ben de çok şaşırıyorum daha önce kimsenin ona böyle bir teklifte bulunmamış olmasına! Birkaç ay önce bir mekanda karşılaştık Nikki ile. Çağlan Tekil de vardı yanımda. “Ya Çağlan, ben Nikki’ye program yaptırmak istiyorum. Ne dersin?” dedim, sorduk ve kendisinin kabul etmesiyle başladık maceraya. Sesi de oldukça radyofonik. Athena Hakan’la da Çağlan sayesinde iletişime geçtim. Bir iki defa buluştuk, harika bir program çıkaracağına inandırdık. Onun hikayelerini radyoda dinlemek büyük keyif. Barış’la zaten uzun süredir konuşuyorduk, ne yapsak diye... Kanat Atkaya dediğin gibi önceden Eksen’de yayın yapıyordu. Her gördüğümde sordum, tekrar gelsene diye. Dinleyiciler de sıkıştırıyordu Kanat’ı, tamam dedi sonunda. Çağlan Tekil’siz Eksen’i düşünmek zaten zoruma gidiyordu. Yeni dönem Türk gruplar ve eski hazineler konusunda da Hakan Tamar’a çok güveniyordum. Yeni seslere de yer vermek istiyorduk. Böylece Hakan da aramıza katıldı.
 
A.A: Bence çok güzel bir kadro, çok iyi sonuç alacağınızdan eminim. Sürekli yeni şeyler dinlemek ve akışa yeni müzik sunmak da Eksen’deki görevlerinden biri. Buna ne kadar zaman ayırıyorsun günlük hayatında ve nereleri takip ediyorsun?
G.G: Gün içinde internette yeni çıkan albümler, farklı türleri sunan sitelerden tut Eksen’in arşivinin içine dalıp çıkıyorum. Neredeyse günün yarısı bununla geçiyor. Ama insan sevince zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor.

A.A: Peki sıkıcılaşmadan yayını yeni müziklerle beslemenin ama bir yandan müdavim dinleyicileri kaçırmamanın bir balans ayarı var mı?
G.G: Geri dönüşlere dikkat ediyoruz. Bir de artık dinleyicilerin nelerden hoşlanabileceğini de tahmin ediyoruz. Politikamıza etki etmesine izin vermiyoruz ama düşüncelerine de saygı duyuyoruz. İnandığım şarkının elini bırakmam. Fırsat vermeleri için dinleyicilere farklı tonlarda sunarım. Elbette aynı şarkı, yayıncı, program ile tüm dinleyicileri mutlu etmek çok zor. Neticede elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

A.A: Bir radyo dinleyicisi olarak derim ki, bence radyocunun dinleyiciyle iletişimi radyodan olmalı; sosyal medyadan değil. Yani çaldığın şarkılar, onları sunuş stilin, çaldığın gün ve saat, o şarkıları dinleyen her bir insanın ruh hali ve o anda nerede ne yaşadığı vs. bunların hepsi her bir dinleyiciyle apayrı ve mahrem bir bağ demek çünkü, güzel ve gizemli olan da bu. Sen ne dersin? Radyoyu radyo yapan biraz da gizemi değil midir işin?
G.G: Öyle aslında. Bence Eksen’in piyasaya o esrarengiz girişi bir anda herkesin dikkatini çekmişti. Radyonun doğası gereği gizleniyoruz zaten. Ama artık dinleyici iletişime geçmek istiyor. Mesela o anda duymak istedikleri şarkıya ulaşmanın kolaylığından bahsedip, radyoda dinlemenin keyfinin başka olduğunu da itiraf ediyorlar. İstek şarkılarını paylaşıyorlar, çalınca da çocuklar gibi mutlu olduklarını söylüyorlar.

A.A: İstek parça önemlidir ama, çok kıymetlidir!
G.G: Ne kadar güzel bir şey bu öyle değil mi? Geri dönüşlerden çok besleniyorum. Bazen hiç duymadığım şarkıları bana tavsiye ediyorlar. Eskiden kendimi herkesten saklardım. Şimdi bu sosyal medya kapısını biraz aralıyorum. Dışarıda neler olduğuna bakıyorum.

A.A: Peki en son ne zaman ve nerede yeni ne dinleyip çok heyecanlandın?
G.G: Radyoda... “King Gizzard and the Lizard Wizard”ı duyduğumda “Eyvah!” dedim, “Eyvah yandık”.

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.