#yaşam

İSTANBUL’UN GÖZYAŞLARI

AYHAN SİCİMOĞLU | 1 Mart 2017 #yaşam

Fransa kralı I. François (Fransua), bilim adamı Pierre Gilles’i, Bizans’ın yazı ve kitaplarını incelemesi ve satın alması için İstanbul’a yollamış.

1544-1547 yılları arasında İstanbul’a yerleşen Pierre, yazılardan çok bu mistik şehirdeki anıtları incelemeye başlamış; Sultanahmet civarındaki evlerde yaşayanların, evlerinin bodrumlarında açtıkları deliklerden yukarı su çektiklerini, hatta balık tuttuklarını duymuş.

Indiana Jones misali, geniş bir kuyu ağzından, elinde meşale, iple aşağı sarkmış; bir de ne görsün, yüzlerce süslü mermer sütun ormanı içerisinde sonsuz bir sarnıç...

Bu muhteşem Bizans sarnıcı karşısında dili tutulmaz mı?.. Rengarenk sütunları ile adeta bir mermer ormanı görüntüsü. Birkaç değişik tip süslü sütun başları ve kaideleri ile sarnıçtan çok, bir saraya benziyormuş. Bu sarnıcın yapımında, zamanın “çıkmacı”larından alınan malzemeler kullanılmış. Bir ihtimal “Pagan” (Hıristiyanlık öncesi) devrin mabet ve tapınaklarından sökülmüş malzemeler. Hangi tapınaktan alındığı bilinmeyen iki “Medusa” kafası da sütun kaidesi olmuş. Belki pejoratif (aşağılayıcı) bir anlayış ile birini baş aşağı, diğerini de yan kullanmış Bizanslı mimar. Kim bilir belki de bilerek. Şöyle ki; Yunan mitolojisine göre Medusa, yer altında yaşayan üç kız kardeşten biridir. Deniz tanrısı Poseidon ile yaşadığı yasak aşk nedeni ile Poseidon’un karısı tarafından cezalandırılır ve baştan çıkarıcı sarı saçlarının her bir lülesi birer yılana dönüşür, kan çanağı gözlerine kim bakarsa, taş kesilir...

İnanışa göre Medusa’nın gözüne bakanlar taş kesilirmiş. Bizanslı Mimar belki de bu bakışlardan kaçmak için yan ve baş aşağı kullanmış Medusa kafalarını?


Medusa’ya bakmamak için arkamı dönüyorum, neme lazım taş maş kesiliriz şimdi durup dururken...

Yerebatan Sarayı, MS 565 yılında İmparator Justinyanus tarafından yaptırılmış. 9 metre yüksekliğinde ve sadece beşer metre aralıkta 336 sütun, tuğla kemerli çatıyı taşıyor. Sarnıç, 140 m uzunluğunda, 70 m genişliğinde. 9.800 metrekare ve takribi 100.000 ton su tutuyor. Bu kadar su basıncına karşı su geçirmez Horasan Harcı ile kaplı duvarlar ise dört metre kalınlığında.

Yapımında 7.000 köle çalıştırılmış ve efsaneye göre bazı sütunlardaki gözyaşı şekilleri inşaatta ölen kölelere ithaf olunmuş.

Bence bu gözyaşları, maalesef (ve hala) dünyanın en güzel ve tüm güzeller gibi en talihsiz şehri, İstanbul için...

Şimdi biraz geriye gidelim 1200’lü yılların Konstantinopolis’ine:


Resimdeki gerçeğe yakın calışmayı kullanmak için tüm izinleri aldım. Hipodrom ve ona bağlı olarak denize, limana kadar inen meşhur Bizans sarayına dikkat. Görkemli Hipodrom bugün Sultanahmet Meydanı. Sol üst köşedeki yuvarlak ortasında şimdiki Çemberlitaş var.

1198’de Papa III. Innocentius, zamanın Akdeniz imparatoru Venedik ile bir anlaşma yapmış. Doğudaki zenginliği ballandıra ballandıra anlatan Venedikli tacirler Papa’yı kaba tabir ile “kafaya almışlar”. Kudüs’ü ele geçirmek ve Sultan Selahattin’i ortadan kaldırmak için Papa, Venedik’e 94.000 gümüş mark teklif etmiş (1 mark=227 gram), yani şimdiki para ile 15 milyon dolar. Buna karşılık Venedik 500 gemi donatacak ve 33.500 kişilik bir Haçlı ordusu taşıyacakmış. Haçlı orduları ceplerinde paraları ile Fransa’dan, Almanya’dan ve Macaristan’dan gelecekmiş. Bu hesap pek tutmamış ve 1202 yılında sadece 12.000 haçlı toplanmış ve beklenen 94.000 gümüş para yerine sadece 35.000 çıkarmışlar. Venedik, Roma’yı anlaşmadan çekilme ile tehdit edince bir 14.000 daha bulmuşlar ve üstünü de Kudüs ele geçirilince veya yoldaki diğer ganimetlerden tamamlamayı vadetmişler. 92 yaşındaki gözleri görmeyen Venedik Dükü Enrico Dandolo, bir teklifte bulunmuş: “Yolda Dalmaçya’nın Zara’sının (Zadar) yağmalanması ve elde edilecek ganimetlerle Venedik’e olan borcun bakiyesinin kapatılması”.

Zadar yağmalanıyor ve yakılıyor. Jacopo Tintoretto tablosu Venedik Dükü sarayı salonunda bulunuyor…

Zara yerle bir edilip yağmalanmış ve yakılmış ama para hala çıkışmamış. Gözleri kör ama uyanık Enrico Dandolo, aslında Zara’da çok önemli bir ganimet ele geçirmiş.

IV. Alexius Angelus, kardeşi tarafından tahttan indirilip gözlerine mil çekilerek kör edilen Bizans İmparatoru II. Isaac Angelus’un sürgündeki oğludur. Alexius, sırf amcasını alaşağı edebilmek ve böylece hak ettiği Bizans tahtına sahip olabilmek için Dandolo’ya, Venedik’e olan 45.000’lik borcun üstüne 20.000 daha ödeyeceğine ve 10.000 asker ile tüm Bizans donanmasını da Kudüs’ün fethi için görevlendireceğine dair söz vermiş. Dandolo, genç Bizanslı prensi de yanına alarak 1203’te Bizans surlarına dayanmış. Bu zengin, dünyanın en kalabalık ve güzel şehri 5'inci asırdan beri ilk defa kuşatılıyormuş. Hikayeye göre genç prens surlara yanaşan gemiden, surlardaki 200 parça Venedik gemisini şüpheli gözlerle süzen Bizans halkına, “Kral benim, tahtıma oturmaya geldim, açın kapıları!’’ diye bağırmış. Amca III. Alexius kraliyet hazinesini yüklenip, mahiyeti ile birlikte tüymüş. IV. Alexius tahta oturmuş ama amca kasayı soyduğu için Venediklilere verdiği sözü tutamamış... Haçlılar şehri kuşatmış, tam bu sırada yeni bir Bizans oyunu sergilenmiş, genç IV. Alexius ile eski imparator olan kör babası devrilmiş ve öldürülmüş.


Kendine V. Alexius adını veren Alexis Dukas, kalın kaşlarından dolayı verilen “Murtzuphulus” (Kara surat) adı ile tahta oturmuş.

Nisan 1204’te Haçlılar zorla da olsa şehre girerler. Murtzuphulus mücevherler ile kaçarken yakalanır ve 30 metre yükseklikteki Teodosius Obeliski (Şimdiki Sultanahmet Meydanı’ndaki dikilitaş) önünde parçalanır. Öylesine bir yağma başlar ki o ana kadar yeryüzünde emsali görülmemiştir. Ne de olsa inanca göre tüm dünyanın, tüm zenginliklerinin üçte biri bu şehirdedir. Tüm kiliseler sökülür (Bugün Venedik’teki tüm kiliseler, Konstantinapolis kiliseleri objeleri ile doludur; kapı, pencere vs. dahil), rahibelere tecavüz edilir, heykeller eritilir (Başparmağının kalınlığının, bir insanın beli kadar olduğu söylenen dev Herkül heykeli dahil). Altın, gümüş ne varsa gemilere doldurulur, meşhur Bizans Kütüphanesi yakılır. Haçlı ordusu, üç gün boyunca şehri acımasızca yağmalar.

Bugün Venedik’te San Marco Meydanı’na gidiniz, gördüğünüz heykellerin çoğu bu yağmadan Venedik’e taşınanlardır.

San Marco meydanındaki meşhur atlar (teşhir edilenler replikaları, asılları ise müzede), evvelce, Konstantinopolis Hipodromu’nun ana kapısında dururlarmış.


Meşhur San Marco Bazilikası ana kapısı da İstanbul’dan yağma edilmiş. Kapılar bile yelkenli gemiler ile ta İstanbul’dan Venedik’e getirilmiş... Düşünün yağma hırsını...

Bizans İmparatoru Konstantin’in dört oğlu varmış. Bu meşhur heykellere ise “Kardeş Sevgisi” adı veriliyor ve “Tetrark” deniliyor. Venedik’teki San Marco Kilisesi ön cephesindeki Tetrark heykellerinin İstanbul’dan yağmalandığından eminiz artık, yukarıdaki resimde alçı olan sağ arka ayağı, İstanbul’daki kazıdan çıkan aşağı resimdeki parçanın ta kendisidir.


Solda: Bir üstteki fotoğrafta sağ arkadaki heykelin ayağı İstanbul’da bir kazıda bulundu (Şimdi İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde). Sağda: Tetrark’ların tahmin edilen orijinal yerlerinin temsili çizimi.

Bu yağmalar sayesinde Venedik, 11'inci ve 16'ncı asırlar arasında “Denizlerin Ustaları” adı ile anılıyormuş. Bu eski yılan balığı balıkçıları, bu sayede açılan kapılardan dünya ticaretini ele geçirmiş ve kolonileri ile denizlerin sahipleri olmuş. Dünyanın baharat, ipek, pamuk, yün, zeytin, şeker kamışı, turunçgil, incir, fil dişi, inci, kokular, demir, silah ve esir ticaretini yıllarca ellerinde tutmuş... Ta ki 1453’e kadar...


Oryantalist İtalyan ressam Fausto Zonaro (1854-1929) tablosu

Fatih Sultan Mehmet, çocukluğundan beri rüyalarının süsü olan dünyanın en güzel şehrine girince, gördüğü manzara karşısında çok üzülmüş. Yanaklarından iki damla yaş yuvarlanmış ve Farsça şu mısraları fısıldamış derler...

“İmparatorun sarayında örümcek perdedarlık ediyor, Efresiyap kulelerinde baykuş nevbet vuruyor.”

Ayhan Sicimoğlu, Şubat 2017

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.