#yaşam

KİMSE SENİN GİBİ ŞARKI SÖYLEMİYOR ARTIK

AYLİN ASLIM | 20 Mayıs 2017 #yaşam

Chris Cornell

Özellikle gençliği 90’lara ve 2000’lerin başına denk gelen müzisyen ve müzikseverler için perşembe günü, 18 Mayıs sabahı kara bir sabahtı. Gelmiş geçmiş en iyi rock şarkıcı ve şarkı yazarlarından Chris Cornell çok erken bir vedayla aramızdan ayrıldı. Uzun süre, birçok kez yapılmış olan tatsız sosyal medya şakalarından biri çıksın istedik hepimiz; inanmak istemedik habere. Daha bir gece önce Soundgarden konserinde sahnede ne kadar mutlu olduğunu yazıyordu Cornell kendi sosyal medya hesaplarından. Annesine Anneler Günü notu vardı hemen öncesinde, eşine sevgi dolu başka bir not. “Ölmüş olamaz!” dedik hemen. Sağlam bir abiydi Chris Cornell çünkü, ayakları yere basan, üreten, sahnede hâlâ taş gibi söyleyen, müthiş karizmatik Seattlelı. En yakın arkadaşlarımla haberleştik hemen; grup arkadaşlarımla ağlamaklı aradık birbirimizi.

Kalbimiz çok fena kırıldı, çünkü gerçekten çok ender gelen bir ses ve yetenekti onunki. Fena kırıldık, çünkü Cornell demek, Soundgarden ve hatta Temple of the Dog demek; Seattle’dan çıkıp dünyamızın eksenini yerinden oynatmış Grunge demek. Sonrasında Audioslave faslı var, o da 90’lar idollerimizin bize bahşettiği bambaşka bir güzellikti.

Bu ölüm, gençliğimizin en büyük idollerinden biriyle birlikte geçmişimizden dev bir parça koptu gitti demek, işin aslı bu. Kurt Cobain’i ve maalesef onu takip eden muhteşem diğer solistlerin ölümlerini hatırlamak demek. Arkadaştan çekip, tükenmez kalemle kapağına parça isimlerini yazdığım Temple of the Dog kaseti, sonra bir on dört yaş takıntısı olarak o kaseti hiç ama hiçbir zaman yanımdan ayırmayışım, Walkman’in pili bitmesin diye kalemle sara sara kaseti bozuşum… Four Walled World’de anlattığı hapis hayatı yaşayan kızın ben olduğuma inanışım, Hunger Strike’ı Pearl Jam’in solisti Eddie Vedder’la birlikte söyleyişlerindeki müthiş abi-kardeşlik duygusuna sarılmak isteyişim… Şimdi bütün bu anıları biri siyah bir şişeye koyup suya bırakmış, arkasından bakakalmışım gibi.

Cornell’in iki şarkısını kaydetmek için stüdyoya giren Pearl Jam ve Soundgarden elemanlarının sadece on beş günde 90’ların başyapıtlarından biriyle, Temple of the Dog albümüyle çıkmaları konusunu konuşmak mesela, hâlâ heyecanlandırır bizleri. Yıllardır birlikte müzik yaptığım can dostumla sonunda Temple of the Dog çalınmayan bir çalışma gecemiz neredeyse hiç olmamıştır. Onları hayret ve hayranlıkla dinlemek, inançla dolup güzelce kapatmak gibi olur çünkü o geceyi. Bir tür ritüel gibi. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi hatırlar, “Hah tamam, şimdi oldu!” duygusuyla evlere dağılırız.

Chris Cornell

Kalbimiz fena kırıldı çünkü hayatımızın fon müziğini çalıp söyleyen bu gruplar zaten bir elin parmağını geçmeyecek kadarken, dünyadan erkenden ayrılan frontman’leri Kurt Cobain (Nirvana), Layne Staley (Alice in Chains), Scott Weiland (Stone Temple Pilots)’a Chris Cornell’in ekleneceğini sanırım hiçbirimiz beklemiyorduk. Hepsi birbirinden yetenekli ve ayağımızın altındaki toprağı sarsan bu adamlar, bizim ilk aşklarımızla kaset değiş tokuşu yaparken deli bir heyecanla şarkı sözlerini tartıştığımız, ilk aşk acımızı bu galakside yalnız kendimizin yaşadığını sandığımız yaşlarda müzikleriyle omzumuza dokunup “Ağlama bak, bu da geçecek.” diyen arkadaşlarımızdı. Asi, politik tavrı olan, derdini mızmızlanmadan takır takır, bağır çağır anlatan, anlatırken çıkardığı gürültüden bir gram çekinmeyen, sonuna kadar rock’n roll adamlardı. Bizlere hiç yabancı olmayan “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol.” mottosuyla Allah’ın Seattle’ından Türkiye’deki ergen odalarına kadar girmiş, milyonlarca gence inanacak çok sağlam ve gerçek bir müzik vermişlerdi.

Kalbimiz kırıldı çünkü onlardan çıkan müzik, duygu, tavır, dünya görüşü ve bize kattığı her ne varsa işte, gittikçe garipleşen ve kaypaklaşan, herkesin anbean telefon ekranlarında online ve canlı delirdiği bir dünyada elimizde kalan en “gerçek” şeylerden biri olduğunu içten içe biliyoruz. Kimse Chris gibi söylemiyor artık, biliyoruz.

“Times are gone for honest men, and sometimes far too long for snakes.” demiş Cornell 1994’te yazdığı Black Hole Sun’ın sözlerinde. Kafiyeyi bozma pahasına, “Dürüst adamların zamanı geçti, ve yılanların zamanı bazen gereğinden fazla uzun.” gibi çevirebilirim belki. Bu satırlar kendisine sorulduğunda şöyle söylemiş Cornell: “Bir insanın kendi hayatını ve özgürlüğünü gerçekleştirmesi gerçekten zor. Bu giderek daha da zorlaşacak, kızgın ve hayal kırıklığına uğramış insanlar giderek kaypak, istediğini elde etmek için yanındakini satmaya dünden razı insanlar haline gelecek. Bizim meslekte başkalarının sırtına basarak çıkma olayı o kadar çok ki. Biz ne şanslıyız ki hiçbir zaman buna ihtiyacımız olmadı. Kısmen şansımızdan, kısmen de direndiğimizden.”

*“…No one sings like you anymore (Kimse senin gibi şarkı söylemiyor artık)” Black Hole Sun, Superunknown/ Soundgarden, 1994

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER