#yaşam

KIRDIN KALBİMİZİ KARA CUMA

RAHŞAN GÜLŞAN | 25 Kasım 2016 #yaşam

Yıllar yıllar önce bir cuma ama normal bir cuma değil, kara bir cuma günü ABD'deydim.

Dostlarımın evinde konaklıyordum ve aile o sabah çook erken uyandı. Hep beraber en kalın kıyafetlerimizi giyip mutfakta buluştuk.

Bir yandan Amerikan kahvaltımızı icra ederken bir yandan sanki çok gizli bir operasyonun parçasıymışız gibi evin annesi talimatlar yağdırıyordu. O kendini mutfak reyonuna adamıştı. Baba ile ben teknoloji reyonu müdürüydük. Çocuklar uyuyordu, hava ağarmadan bir an evvel Walmart'a doğru yola çıkmalıydık. Çünkü görev bizi bekliyordu ve bulunduğumuz küçük banliyödeki tüm minik evlerin mutfaklarından ışıklar sızıyordu.

Rakiplerimiz de hazırlanıyordu!

Hayatımda ilk kez, bir marketin kapısına sabah beşte dikiliş hikayem böyle başlamıştı.

Kapının önü ana baba günü gibiydi. Hedefe kilitlenmiştik. Yüzlerimizdeki kararlılık heyecanımızı gizliyordu!

Marketin kapılarının açılmasıyla, kendimi zombi saldırısı sonrası açlığın pençesine düşen Amerikan halkının maruz kaldığı zulmü anlatan, Hollywood yapımı düşük bütçeli bir filmin içinde gibi hissettim.

Yaşadıklarımız aşırı saçma geliyordu ve "Tüketim toplumunun geldiği bu acıklı noktada küresel güçler..." tadında cümleler kuruyordum.

Ta ki teknoloji reyonuna ulaşıp fiyatları görene kadar!

O yıllarda teknolojik son kullanıcı ürünlerine sahip olmak ülkemizde lüks sayılan bir durumdu.

Henüz markalar ülkemizde kendileri doğrudan satış yapmaya başlamamıştı ve ithalatçıların öngördüğü yüksek ve asla inmeyen fiyatlara mahkumduk.

İlk şok, HP marka hem de CD-Rom'lu (O yıllarda bir statü sembolüydü) dizüstü bilgisayarın fiyatının 1.000 dolardan 499'a inmiş olduğunu gördüğüm andı.

SONRASI...

Sonrası biraz flu. Görüntüler gidip gidip geliyor. Bir ara fiyatı 40 dolardan 10 dolara düşmüş olan yazılabilir CD'leri kucaklıyorum, bir ara 20 dolara düşmüş Sony spor kulaklıkları hiç tanımadığım bir Amerikalının elinden çekiştiriyorum.

İçinde bulunduğum film bir anda dev bütçeli, büyük stüdyo filmine dönüşmüştü!

Sonra, yıllar sonra teknoloji göreceli de olsa daha ulaşılabilir hale geldi.

Dev zincir mağazalar, taksit kampanyaları ve yurt dışı ile neredeyse aynı ürün fiyatları erişimi biraz daha kolaylaştırdı.

Ama bu sefer de ağır vergiler, sürekli oynayıp canımızdan bezdiren kur girdi aramıza.

Bugünlerde, yani yazıyı yazdığım esnada yine kur çıldırmış durumda.

Biliyorum, "Onca derdin arasına nedir ki?" diyeceksiniz. Ki haklısınız da ama memleketin de derdi bitmiyor ki kendimizi dünyevi dertlerin kollarına bırakalım.

Ama çok tatsız da olsa alıştık sanırım böyle yaşamaya.

Bir yandan Twitter'da akan ülke gündemini takip ediyorum bir yandan da takip ettiğim yabancı hesapların bambaşka gündemini.

"Adamların hayatına bak bir de bizimkine" klişesine düşmeyeceğim. Zaten aklımızdan geçtiği kadar geçiyor böyle şeyler.

Ama zaman akışımdan bir bir geçen "Black Friday" fırsatlarına daha da acıyla baktım bu yıl.

Biz böyle indirim görmeyi bırakın, malum nedenlerle sürekli artış yaşıyoruz.

Birkaç firmanın basit kar fedakarlıkları dışında böyle fırsatlara uzağız.

Kendi adıma, bir DJI Inspire 2 sahibi olma gerçekliğiyle aramın giderek açılmasına üzülürken "Black Friday" yarama tuz bastı.

Ha, "Derdin bu olsun" dediğinizi ve siteminizi duyar gibiyim.

Allah'tan bu konuda gönlümün "Multi tasking" kabiliyeti var. Birden fazla ve onlarca şeyi aynı anda dert edebiliyorum.

Lafımı da unutmadım: Ocağın batsın Black Friday!

YAZAR HAKKINDA

RAHŞAN GÜLŞAN