#yaşam

KISACA BUDAPEŞTE

YEŞİM SEZER | 19 Eylül 2016 #yaşam

Küçücük ama bir o kadar romantik

Bundan bir ay kadar önce esas olarak Sziget Festivali için gittiğimiz Budapeşte için söylenebilecek çok şey varken benim aklıma ilk gelen şey; temiz. Ben hayatımda bu kadar temiz başka bir şehir görmedim. Zannedersin her gün şehrin tozunu alıyorlar, ya da bizim evlere yaptığımız bahar temizliğini yeni bitirmişler, o derece. Yoksa güzel binaları, Tuna Nehri üzerindeki köprüleri, gece ışıl ışıl hali ile küçük bir Paris kendisi.

Şehir aslında Buda ve Peşte adlı iki yakadan oluşuyor. Tuna Nehri'nin böldüğü bu iki yakadan tepelik olan ve halkın yaşadığı Buda, düzlük olan Peşte'de ise daha çok turistik alanlar yer alıyor.

Festivalden arta kalan zamanlarda gezebildiğimiz Budapeşte’nin bir yerlisini tanıyor olmak bize müthiş zaman kazandırdı. Hiçbir şeyi şansa bırakmadan doğru noktaları en kısa sürede gezme şansına sahip olduk. İlk gün parlamento binası ve Szent Istvan Bazilikası etrafında dolanıp hem yağmurdan kaçmak hem de ısınmak için güzel şarap butiklerinden birine daldık. Burayla kıyaslandığında çok uygun fiyatlara birbirinden güzel Macar şaraplarını tatma fırsatı yakalayabilirsiniz. Fiyat demişken, Macar Forint’i (HUF) bol sıfırıyla beni eski günlerimize götürdü. Binlikler havada uçuşuyor. İlk başta biraz karışık gelse de paradan 2 sıfır attığınızda tam TL karşılığını bulabiliyorsunuz.

İkinci gün Buda ve Peşte’yi birleştiren Zincirli Köprü’yü (Chain Bridge) geçip şehrin Buda tarafına, Kale Tepesi'ne geçiverdik. Şu anda müze olarak kullanılan Kraliyet Sarayı’nı, Matthias Kilisesi’ni, Balıkçı Burcu’nu ve etrafındaki eski şehri gördük. Eski şehirde içeri girdiğinizde bahçeli avluya açılan çok güzel restoranlar var, dışardan bakarak karar vermeyin, içlerine dalın, sürprizle karşılaşıyorsunuz.

Bana bu kadar müze gezmek yeter, ben biraz da alışveriş yapayım derseniz bizim İstiklal Caddesi havasında Vaci Utca Caddesi, bir de Champs-Élysées havasındaki Andrassy Ut Caddesi var. Andrassy Ut Caddesi’ne çok yakın Yahudi Mahallesi dedikleri bölge, restoranlar ve gece hayatı bakımından en hip bölge. Komünizm sonrası ortaya çıkan “Harabe Bar” konseptinin öncüsü “Szimpla Kert” adlı barları bu bölgede. Bu konseptte eski avlulu evleri hurdacıdan alınan objelerle, kullanılmayan eşyalarla donatıp gayet yaratıcı, bohem barlar yaratmışlar. Avlunun etrafındaki her oda da farklı dizaynda.

Bütün bunlardan bahsedip Budapeşte’nin termal havuzlarından bahsetmemek olmaz. Hoş siz gittiniz mi derseniz, yalan olmasın festivali bırakıp termal havuza gitmedik tabii ki ama özellikle soğuk havalarda dışarıdaki havuzlara girmenin keyifli olduğu söyleniyor, denemek lazım.

Üç günlük gayet hızlı ama efektif olan bu Budapeşte seyahatinden aklımda kalan, buranın küçücük ama bir o kadar romantik, tertemiz bir şehir olduğu...

YAZAR HAKKINDA

YEŞİM SEZER