#yaşam

KOLOMBİYA'DA ÜÇ GÜN

AYHAN SİCİMOĞLU | 28 Kasım 2016 #yaşam

THY TK800 sayılı seferi, biraz yaşlı olan Airbus 330-203'lerle yapılıyor. Çarşamba, cuma ve pazar günleri sabaha karşı 02.05'te kalkıyor ve aynı sabah 08.00'de Bogota’ya varıyor. Aradaki 8 saat, saat farkını da düşünürseniz 14 saatlik bir non-stop uçuş. Dönüş yine aynı günler, sabah 09.25'te Bogota’dan hareket, Panama’da yakıt ikmali ve ertesi gün sabah 10.45 İstanbul’a iniş. 8 saat daha ilerde olduğumuza göre 17 saat de “tek stop”lu geri dönüş... Değer mi ?? Değer...

Alfredo De La Fe, "latin müzik" dünyasının en önemli keman virtüözü. Küba doğumlu olan Alfredo, New York’ta büyümüş ama sonraları İtalya’da senelerce yaşamış, şu an ise en sevdiği ülke olan Kolombiya’ya, Bogota’ya yerleşmiş. Benim ise 20 senelik dostum.

Hatta, bir seferinde İzmir Caz Festivali’nde kapanış yapacaktım; İsviçre’de yaşayan dostum Rodrigo Rodriguez’i de davet ettim. Bunu duyan Alfredo, “Beni neden davet etmiyorsun? Air France New York genel müdürü kız arkadaşım, yıllık izni için dünyanın her tarafına biletimiz var.” dedi. Ben de buyur ettim ama açıkcası geleceğini hiç sanmıyordum. İzmir’e gittik, konser başladı. Bir süre sonra sahnenin yanında Afrika giysileri, rasta saçları ve elinde telsiz elektro kemanı ile Alfredo... Gözlerime inanamadım! Sahneye davet etmemi bekliyor... Çok şaşırdım. Sen kalk, taaaaaa Bogota-Miami-New York-Paris-Istanbul-İzmir gel ve sahneye atla... Onunla da yetinmedi, izleyicilerin arasına daldı. Telsizi ile tüm salona müthiş bir keman solo çaldı, hala düşündükçe tüylerim diken diken olur.

Alfredo De La Fe’nin Bogota evindeki uçak koltukları... Yerde Rodrigo Rodriguez

Rodrigo, Kolombiyalı eşsiz bir adam... Perküsyoncu ve şarkıcı ama Cartagena doğumlu. Bogota, ülkenin tam ortasında 2.650 metre yükseklikte ve yürümesi zor. Hayat “Slow Motion”. Cartagena ise (henüz müşerref olamadım, çok güzelmiş.) deniz kıyısında, araları 1.000 km.

GÜN 1

Alfredo ve Rodrigo, Medellin şehrinde konserdeler. Adamları bizi alanda karşıladı, minibüsümüze bindik ve otelimize gittik; tam öğle vakti gelip bizi alacaklar.

Bu seyahatte bize uçuş ve otellerimizi TAV Turizm ikram etti. İki kameramanım Hüseyin ve Aladar, ayrıca fotoğrafçım Erdem ile dört kişiyiz.

Öğleden sonra gideceğimiz yere, geleceğimiz önceden haber verilmiş. “Andres Carne de Res” lokantasına turnikeden para vermeden geçtik. Doğru yazdım, turnikeden. Lokantaya giriş için bilet kesiliyor. Lokantadan başka her şeye benziyor; öyle ki, insanlar sadece gezip görmek için akın etmeye başlayınca, yemek yeseniz de yemeseniz de giriş parası verip turnikelerden geçme şartı konmuş. Biz torpilli gittiğimiz için kapıda karşılanıp hemen içeri alındık. Kameralara derhal çekim izni verildi. Burası 1.000 kişilik bir et lokantası. Tıka basa insan dolu, yürümek zor, “İlerleyelim beyler” kalabalığı var. Bir kez görmek yeter.

GÜN 2

Sabah Alfredo, hanımı Magally Yenge ve Rodrigo ile sarmaş dolaştan sonra yola koyulduk. İlk durağımız Bogota’nın ilk kurulduğu mekan “La Candeleria”. Kolonyalist İspanyol evleri, müzeleri, rengarenk boyalı duvarları ile şehrin çekirdek mahallesi.

Soldan sağa: Alfredo De La Fe, Magally Sanchez, ben ve Rodrigo Rodriguez

Kolombiya fatihi ve kurucusu “Gonzalo Ximenez de Quseda y Rivera”nın rezidansı ve Bogota’nın çekirdeği 1539.

Yolun sonunda ana meydana varıyoruz.

“Plaza de Bolivar" şehrin merkezi; parlamento binası, 1985'te teröristler tarafından rehineli olarak işgal edilen ve ordunun pazarlık etmeyip tanklar ile girmesinin ardından yanıp kül olan Adalet Bakanlığı, valilik binası Lievano Sarayı ve ana kilise bu meydanın önemli binaları. Tam ortasında Simon Bolivar heykeli. Meydan çok kalabalık, binbir çeşit insan; sokak göstericileri, satıcılar ve tabii ki bol bol kapkaççı.

Lafı geçmiş iken, Simon Bolivar kimdir?

Simon Bolivar: 1783-1830 Güney Amerikalı devrimci lider. Aslen Venezuelalı, zengin ve aristokrat bir ailenin oğlu. Tahsilini İspanya’da tamamladıktan sonra topraklarına dönerek Venezuela'nın bağımsızlığını ilan etti. Sürgün gittiği Kolombiya’da ordu başına geçip Bogota’yı İspanyol idaresinden kurtardı. Bir süre sonra ise tüm Güney Amerikalı entelektüellerin hala rüyası olan şimdiki Venezuela, Ekvador, Panama, Peru ve Kolombiya’nın dahil olduğu “Büyük Kolombiya”yı İspanyol sömürgesinden kurtardı. Sonraları generaller arasındaki çıkar çatışması ve dış güçlerin kışkırtması nedeniyle iç savaş çıktı ve ülke bölündü. Bugünkü Bolivya’ya adını verdi. Sonunda verem hastalığına yenildi...

Alfredo kulağıma fısıldıyor. “Şimdi daha dikkatli olmamız lazım, çembere aldılar bizi, acil buradan ayrılmamız gerekiyor. Acele etmeyelim, altın müzesine doğru yürüyelim, orası daha güvenli.” Kolombiya’da biraz düzelmiş olduğu söylenen güvenlik hala tam sağlanamamış. Ev sahiplerimiz bizden daha çok endişeli, devamlı korumalar ve şoförler ile yürüdük. Kapkaççılar buralarda daha ciddiymiş, bıçakları da varmış ama bize bir şey olmadı; kapı gibi kameramanlarım Aladar ve Hüseyin aynı zamanda korumalarım.

Altın müzesi dünyada tek ve en büyük. Pre-Columbian altınlar teşhirde...

Altın müzesini gezdikçe, okudukça ve rehberlerden dinledikçe anlıyoruz ki bu Pre-Kolombiyan insanlar, “Muisca”lar uzaktan bizimle kuzen. Şaman bir toplum. Doğa ile iç içe, çevreci, barışçıl, vejetaryen, çiftçi bir topluluk. İmparatorluk falan değil, yüzlerce irili ufaklı kabile kendi aralarında barış içinde ticaret yapıyor. Altın, zümrüt, seramik ve bilhassa dokumaları çok ünlü. Nitekim sömürgeci İspanyolların, geldikleri zaman gördükleri zenginlik karşısında gözleri yuvalarından fırlamış. 1500'lerden itibaren ilk önceleri çiçek hastalığı sonraları kılıçlar ile Muisca’lar yok edilmiş. Sayıları 3-5 milyonu bulan bu kuzenlerden bugün çoğu saf kan olmasada dağlarda 14-15 bin kişi kalmış olabileceği söyleniyor.

GÜN 3

Bu gün teleferik ile Monserrate’ye çıkacağız. Alfredo bütün gün stüdyosunda bir TV dizisi için müzik hazırlıyormuş, Magally Yenge ise bizi yalnız bırakmıyor.

Teleferik ile 3.152 metre yükseğe çıkıyoruz. Sonra da nefes nefese, az oksijen ile tırmanacağımız merdivenler var. Aslında bu kiliseye gelenler Bogota’dan itibaren yürüyerek İsa peygamber ve Meryem Ana’ya borç ödermiş. 1630'larda “Vera Cruz” kardeşliği bu tepeyi dini merasimler için kullanırmış. 1650'de bir kilise inşa edilmiş ve Azize Monserrat şehrin koruyucu azizesi olmuş.

Azize Monserrat biraz değişik, kara derili. Sanırım Katalunya'dan miras bir Afrika kökenli azize. Heykeli nefis, biraz takıldım kaldım ve bu arada oksijenimi de toparladım.

Akşam şerefimize bir parti var. Alfredo yemek yapacak, sonra çalıp oynayacağız. Önce marketten alışveriş yapıyoruz. Bilmediğimiz bir sürü tropikal meyve.

Alfredo “Pollo al Barbaro” ve “Yuca con Mojo” yaptı. Tavukları pişirirken keman çaldı, yemeğe müzik dolsun diye. Pollo al Barbaro soya sosunda düdüklüde pişti. Yuca kökleri haşlandı, üzerlerine kızgın zeytinyağı, sarımsak ve misket limonu suyu eklendi.

Yemekten sonra canlı müzik başladı, geç saatlerine kadar Kolombiya gecelerinde “Tavukları pişirmişem, hacıyı da çarşıya göndermişem” adlı parçayı çığırdık...

Kasım 2016

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.

BENZER İÇERİKLER