#yaşam

KONSER SEYİRCİSİNİ NASIL BİR YAZ BEKLİYOR?

AYLİN ASLIM | 29 Mart 2016 #yaşam

Şu an insanlar burada toplu taşıma araçlarına binmeye dahi çekinirken yabancı müzisyenler Türkiye'ye gelmek isteyecek mi?

Karanlık bir sahnede 3 tane mikrofon

Birkaç yıldır Türkiye’de terör, doğal afet veya Soma gibi insan ihmaliyle gelen facialar söz konusu olduğunda müzisyenlerin konserlerini iptal edip etmemeleri gerektiği tartışılıyor. Can kayıplarıyla ülke derinden sarsılırken, biz basit halkın aklının ermeyeceği türlü karışık hesap ve sebeplerden ulusal yas ilan edilmedi, maçlar ve yarışma programları tam gaz devam etti. Sevgili halkımızın bir kısmı yas tutma görevinin sadece müzisyenlere devredilerek müzikal etkinliklerin iptal edilmesi gerektiğini savundu. Müzisyenler, teknisyenler, organizatörler ve konser/festival sektöründen geçim sağlayan birçok insan da haklı olarak herkes ertesi gün işine, okuluna, maçına giderken “Neden sadece biz hayatımızı durduruyoruz?” diye isyan etti. Birçok müzisyen gibi beni de asıl üzen şey, bu tuhaf tartışmanın altında yatan sebep: Herhangi bir üzücü durumda müzik susmalı çünkü “çoğunluk” için müzik, sadece neşe ve eğlence ortamlarında elleri kaldırmak ya da dans etmek için fonda çalan “bişey”. Dolayısıyla “Matem günlerinde eğlenmek ayıptır, o zaman müzik de ayıptır” diyor sevgili halkımız. Müzik, konser, sosyalleşme, birliktelik ve acıları paylaşmak üzerine bu konuyu derinleştirmeden diyeceğim ki, artık herkes “Konserler yapılsın” dese bile bambaşka bir sorun var karşımızda: Güvenlik.

İstanbul’un göbeğinde, giriş-çıkışların kontrollü olduğu bir stadyumda bir derbi maçı can güvenliği sebebiyle iptal ediliyorsa, konser ve festivallerde ne olacak? Önümüz yaz. Her yıl mayıs ayıyla beraber yerli konserler azalırken, daha çok yabancı grup ve müzisyenlerin yer aldığı konser ve festivaller başlar. Türkiye’de müzikseverler tüm yıl boyunca heyecanla beklediği birçok yabancı grubu normalde her yaz bu etkinliklerde izleme şansı bulur.

Peki şu an insanlar bırakın Beyoğlu’nu, İstiklal Caddesi’ni, onları herhangi bir yere götürecek toplu taşıma aracına binmeye dahi çekinirken yabancı müzisyenler Türkiye’ye gelmek isteyecek mi?

Bütün yıl özlemle ve heyecanla -bu konserleri- bekleyen seyirciyi nasıl bir yaz bekliyor?

Medeniyet ve kültürel refah göstergesi olan bu etkinliklerin artık yapılamadığı, uluslararası grupların turne rotalarından çıkarttığı, “İnşallah öyle olmayız” dediğimiz Ortadoğu ülkelerinden mi olacağız?

Daha da fenası, terör saldırılarının sıçradığı Avrupa’da da artık güvenlik sebebiyle konser ve festivallerin geleceği tehlikede mi?

Türkiye’de uzun yıllardır uluslararası müzisyenlerin yer aldığı konser ve festivaller organize etmiş, güvendiğim ve saygı duyduğum sektör insanlarına sordum, bunları anlattılar:

 

HAKAN ÖZDEMİRCİ (PROMOTER)*
“AVRUPA’YLA KIYASLAMAK YANLIŞ OLUR”

Son zamanlarda artan terör olayları ister istemez bu sektörü etkiledi. Hemen herkes şu sıralar “Grup veya sanatçıları nasıl ikna edebilirim, kontratlarına ne gibi ilave maddeler koyabilirim” veya “Bu ortamda nasıl bilet satabilirim” derdinde.

Oldukça zor bir süreç. Yıllık planlar yapıp gündelik kararlara kendimizi emanet etmek ticari açıdan çok riskli. Bildiğim kadarıyla özellikle mayıs ayı itibarıyla başlayacak olan sezon içerisinde buralara gelmek isteyen sanatçılar da var, istemeyen de. Bu arada sanatçıların gelip gelmemesi bir kenara, bu şartlarda festival veya konser yapmak gerçekten cesaret işi.

Meseleyi Avrupa'yla kıyaslamak yanlış olur. Bu coğrafyanın müzik, festival algısı, sektör insanlarının iş etiği ile Avrupa’nın disiplini ve dinamikleri 180 derece farklı. Oradaki terör buralardaki kadar etkilemez organizasyonları. Ancak çok yakın tarihli olanlar etkilenebilir.

Sonuç olarak bizler maalesef bir türlü düzelmeyen memleketin halet-i ruhiyesi ile doğru orantılı işler yapıyoruz. Spor müsabakaları,düğünler veya televizyonların eğlence programları bitmez ama müzik işleri bir şekilde yapılamaz olur. Bunu da kalkıp orada burada anlatsan muhalif olursun!

 

ERDEM ÇAPAR (PROMOTER)
“ŞU AN TÜRKİYE ORTA VE YÜKSEK RİSK BÖLGESİ OLARAK GÖZÜKÜYOR”

Son yaşanan olaylardan sonra turizm ve kültür-sanat sektörlerinin can çekiştiği doğru. Turizm çok büyük bir pazar olduğu için turizmdeki sorunları hepiniz görebiliyorsunuz ama kültür-sanat ve etkinlik sektöründeki durumu çoğunuz görmüyorsunuz. Şu an birçok uluslararası isim Türkiye'ye gelmek istemiyor. Tek açıklamaları da can güvenliği. Bu mevzu aramızda çok tartışılıyor: Paris'te Bataclan'da konsere gelen insanlar katledilmişken niye Türkiye'den korkuyorlar? Ankara’daki patlamada ölen yüzden fazla insanın stadyumda yuhalandığı bir ülkedeyiz. Siz bir Avrupalı olarak kendinizi güvende hisseder misiniz?

Hadi diyelim grup gelmek istedi, yanlarında getirecekleri teknisyenleri istemeyebilir. O teknisyenler olmadan sahneye çıkmak istemiyor gruplar. Hadi, teknisyenler de kabul etti, gruplar yanlarında çok pahalı malzemeler getiriyor ve gümrükte sıkıntı yaşamamak için özel gümrük evrakları hazırlıyorlar, sigorta da dahil. Şu an Avrupa'da birçok ülkenin dışişleri bakanlığı sitesine girin, Türkiye orta veya yüksek risk bölgesi olarak gözüküyor. Böyle olunca sigorta acenteleri Türkiye'ye gidecek ekipmanları çok yüksek primle sigortalıyor. Şu an sigorta primleri normalin 5-10 katı arası yükseldi; bu da etkinlik bütçesini zorluyor. Türkiye'de birçok konserin bileti (Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler hariç) bütün Avrupa ülkelerindeki biletlerden daha ucuz, ama ulaşım ve vergi maliyetleri daha fazla. Bu durumda firmalar ek maliyetlere girmek istemediğinden konserleri iptal ediyorlar.

Hadi sigortayı da çözdük, getirdik grubu, konser günü veya öncesinde yaşanacak bir terörist saldırı sonrasında konserin iptal olmayacağı ne malum? Hadi konser iptal olmadı diyelim, seyirci var mı? Eylül 2015'ten beri konserlere seyirci katılımı çok düşük. Mesela ben daha çok 700-800 kişilik kulüp konserleri yaparım. Eskiden “400 kişi gelir” dediğimiz grupların konser taleplerini geri çeviriyoruz, zira yarı yarıya düştü seyirci katılımı. 2013 yılında tek başına 400 kişiye unutulmaz bir konser veren bir grubun yanında başka bir grupla gelip 200 kişiye çalıp gittiğini gördüm birkaç ay önce. Bu az katılımın tek sebebi terör değil bence. Çünkü, insanlar terör saldırılarından sonra üç-dört gün evlere kapanıyorlar, sonrasında yine kalabalık ortamlara giriyorlar. Müzik zaten öncelik sıralamamızın en altlarındaydı, şimdi sanırım en dibine yerleşti. İnsanlar artık eskisi kadar kültür-sanat ile ilgilenmiyorlar. Bütün günümüz siyaset ve strateji uzmanlığı ile geçiyor. Sosyal medyayı çok kullanan bir insanım, son 6-7 yılda dinlemeye başladığım birçok grubu sosyal medya paylaşımları ile keşfettim. Son bir yıldır sosyal medyada bir arkadaşımın paylaşıp, benim de ondan görüp, beğenip, hayranı olduğum bir grup bile yok. Tanıdığım birkaç yazar, müzisyen olmasa kültürel bilgi edinemeyeceğim. Arada tweet atarak yalvarıyorum insanlara 'Müzik paylaşın' diye. Halbuki siyaseti bu kadar hayatımıza sokmasak, o da bu kadar aktif olup hayatımıza burnunu sokamaz. Eskiden etki var diye tepki olurdu, ama artık günümüzde tepki var olduğu için etki var.

 

SİNAN YAĞCI (PROMOTER)
“SANATÇILAR ESKİYE ORANLA DAHA CESUR”

Uzun yılardır bu sektörün içinde olanlar veya yaşı yetenler, müzik sektörünün sıklıkla ülke gündeminden veya global trendlerden olumsuz etkilendiğini hatırlayacaklardır. Ancak şu içinden geçmekte olduğumuz sürecin kendine has bir takım özellikleri olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, Gezi, Soma, geçen yılki üniversite şenlikleri krizi gibi 3-4 yıldır süren olumsuzluklardan ciddi etkilendiğimiz bir dönemin üstüne karabasan gibi geldi. Tabii bu kadar insan ölürken, bunun müzik sektörüne yansımalarını konuşuyor olmak da insana garip geliyor ama konuşmadan da olmuyor maalesef.

Terör tehditi ile olumsuz etkilendiğimiz çok dönem hatırlıyorum. Bu seferki en ciddi tehdit olmasına ve yerli piyasadaki iptallerle sektörü ciddi yaralamasına rağmen, yabancı gruplar açısından durum beklediğimden daha yumuşak görünüyor. Tabii henüz sürecin başındayız ve yoğun konserlerin olduğu, festival dönemi olan yaza henüz vakit var. Yabancı gruplar da böyle düşünüyor olsa gerek ki, şimdilik endişelerini dile getirmek, bizlerin görüşünü almak, ne tip güvenlik tedbirleri aldığımızı sorgulamakla yetiniyorlar.

Bundan on yıl önce İncirlik üssünde sarı alarm verildi diye konserini iptal eden sanatçılardan, ülkenin başkentinde arka arkaya bombaların patladığı ortamda, gelip konserini veren sanatçılar noktasına gelmiş olmamız, bu kez tehditin global olmasıyla ilgili olsa gerek. Tabii son dönemler çeşitli iptaller yaşadık ancak ben çok daha katı bir tutum içinde olmalarını beklerdim.

Önümüzdeki ayların terör bağlamında nasıl geçeceği, nasıl bir yaz geçireceğimizi belirleyecektir diye düşünüyorum. Tehditin bu ölçekte devam etmesi, tüm konser ve festivallerin iptali ile neticelenecektir ama terör durursa, bence yaz konser ve festivalleri yapılacaktır. Tabii aynı durum Avrupa festivalleri için de geçerli. Tahminen oralarda da çok ciddi güvenlik tedbirleri alınacak, yeterli tedbirin alınamadığına kanaat getirilirse, festivaller iptal edilecektir diye düşünüyorum. Ne yazık ki Bataclan ve Paris'teki restoran saldırıları, stadyumlara yönelik saldırı girişimleri konuyu başka bir boyuta taşıdı. Benim bildiğim ilk defa insanların toplu halde eğlendiği, sosyalleştiği, herhangi bir siyasi içerik barındırmayan, belli siyasi bir profili olmayan ortamlar hedef alındı. Bu da bizim sektörümüzü global olarak ciddi bir tehditin nesnesi haline getirdi. Dediğim gibi ben eskiye kıyasla, sanatçıları daha cesur görüyorum ancak sürecin daha çok başındayız. Önümüzdeki aylar hem yazı hem sektörün geleceğini belirleyecektir.

Benim gözlemim, yabancı sanatçılarda henüz ortak bir tavır olmadığı yönünde. Mesela eylül ayında henüz terör büyük şehirlere sıçramamışken Jessie J, Güneydoğu’daki asker ölümlerinden çekinmiş ve gelmemişti. Oysa mart başında Hozier, bizden birkaç kere güvenlik endişelerine tatmin edici cevaplar alınca ailesi ile birlikte gelip, İstanbul'da fazladan vakit bile geçirdi.

 

ELİF CEMAL (BOOKING)**
“BENCE HERKES BEKLİYOR”

Açıkçası sadece Türkiye’de değil, her yerde tedirginlik ve korku hakim. İleriyi görmek, bundan sonra ne olacağını şimdiden saptamak pek kolay değil.
Sanırım Paris'teki saldırılar hepimiz için bir dönüm noktası oldu. Belki de ilk kez hepimizin hayat tarzına bir tehdit niteliğindeydi. Paris'teki saldırıların hemen akabinde Babylon'da Fransız Kültür Derneği ile birlikte düzenlediğimiz XXF (Very Very French) Festivali başlıyordu; tamamı Fransa'da yaşayan grupların sahne alacağı, bir aya yayılan bir mini festivaldi. Bazı gruplar üzüntüleri sebebiyle genel turnelerini iptal ettiklerinden gelemedi, bazıları da İstanbul'a gelmekten korktuğu için... Bu başlı başına hayal kırıklığı yaratan bir durumdu, ancak yapacak bir şey yok. Maalesef Türkiye bu anlamda her zaman insanların gözünde en az güven veren coğrafyalardan birisi. Bu topraklarda ne zaman bir saldırı olsa veya bomba patlasa, bize çok doğal olarak soru yağmurları başlıyor: "Orası nasıl?” “Gelmek güvenli mi?” “Ne gibi güvenlik önlemleri almayı planlıyorsunuz?"

Bu soruların cevabını vermek çok kolay değil. Karşı tarafa ne kadar güven verirsek verelim, insanların hayatlarını garantilemek tabii ki imkansız, çünkü her an her şey olabilir. Ve her zaman fikirlerini değiştiremiyorsunuz... Bizim yapabileceğimiz tek şey güvenlik adına iyi bir geçmişimiz olduğunu ve sanatçıyı her şekilde rahat ettireceğimizi, turistik/merkezi yerlerden uzak duracağımızı, eğer tercih ederlerse yanlarına her zaman ekstra güvenlik görevlileri, en iyi rehberler vs. vererek kendilerini her daim güvende hissetmelerini sağlayacağımızı söylemek. Bir de konser mekanlarına seyirci girerken ekstra aramalar olacağını, mutlaka X-ray'den geçeceklerini söylemek ki, artık en çok bu soru geliyor. Özellikle mekânın ne kadar korunaklı olduğunu soruyorlar. Ama neresi %100 güvenli ki artık? O yüzden Paris saldırıları bir dönüm noktası diyorum.

Sektör dergilerinden birisinde Ocak ayında Paris saldırılarından sonra özellikle Fransa'daki canlı müzik sektörüne dair bir mini araştırma yayınlandı. Doğal olarak konserlere katılımlarda hemen sonraki iki ay büyük bir düşüş yaşanmış. Bunun üzerine özellikle küçük mekanlar güvenlik önlemlerini arttırabilsinler diye Fransız devleti çoğu mekana büyük finansal destek sağlayacağını açıkladı. Kasım ve aralık aylarında durgunlaşan canlı müzik sektörü ocak ayı itibariyle tekrar canlanmaya başlamış.

Henüz burada gözle görülür bir düşüş vs. saptamak, öngörmek, “böyle veya şöyle olacak” demek çok zor. Şu an için önümüzdeki beş ayda yapmayı planladığımız festival ve konser sanatçılarından yansıyan olumsuz herhangi bir durum yok. Bence herkes bekliyor. Bazıları baştan, daha teklif aşamasına gelmeden gelmekten korktuklarını söylüyorlar zaten. Genelde Amerikalılar daha korkak diyebilirim.

Şu anda tüm Avrupa'da sektörde en çok konuşulan şey terör ve terörden korkusundan dolayı olası iptaller/ertelemeler ve bunların organizatörlere finansal olarak nasıl yansıyacağı. Bu çoğu sanatçı/organizatör kontratlarına yeni bir madde olarak girmeye başladı. Biz de bildiğimiz ve sevdiğimiz şeyi yapmaya devam ediyoruz, etmek zorundayız. Mümkün olduğunca hem sanatçıya hem seyirciye güven vererek, hep birlikte göreceğiz...

 

*PROMOTER: Konser/festival organizatörü
**BOOKING: Yabancı grup ve müzisyenlerin istenen tarihlerde Türkiye’ye gelip konser vermesini sağlayan aracı-iletişimci, organizatör

Fotoğraf: Aron

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER