#yaşam

ŞU “KÜÇÜK BİR SAHİL KASABASINA YERLEŞME” MESELESİ

AYLİN ASLIM | 19 Ekim 2017 #yaşam

İnsanlar ikiye ayrılır: Küçük bir sahil kasabasına yerleşenler, yerleşmeyenler. Ne var, ben de kendime göre ayırabilirim, illa Kızıldeniz'i mi ayıracağım? Yerleşmeyenler, ya zaten orada olanlar, sahilde değil de Anadolu'nun başka başka köşelerinde zaten yaşamakta olanlar ya da şehirlerde yaşayanlar. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlardan gelen tuhaf bir sarkazm görüyorum bu mevzuda bir süredir. Küçük bir sahil kasabasına bir süre önce yerleşmiş biri olarak bu benim sizden daha çok dikkatimi çekmiş olabilir, evet, var böyle bir trend: İstanbul'dan daha küçük yerlere yerleşen şehirlilere inceden bir gıcık olma durumu.

“Oralara gittiniz de, şehirli olmayı bırakabildiniz mi sanki? Doğa için n'apıyorsunuz? Organik tarım yapıyor musunuz? Sanki çok mu bırakabildiniz şehirli hayatınızı? Oraları da kirletiyorsunuz. Sadece kaçarak kendinizi kandırıyorsunuz!”

Haydaaaa. Ne yapalım? Pisliğinden, gürültüsünden, şiddetinden delirdiğimiz halde “Madem organik tarıma ve doğaya faydam olamayacak, Mecidiyeköy’deki ışıklarda slalom yapmaya devam edeyim” mi diyelim? Niye gıcık oluyorsunuz şehri terk edenlere? Tamam, biz burada birbirimize gıcık olmaya devam ediyoruz türlü sebeplerden de, siz niye bize gıcıksınız? İçten içe aslında yapmak istediğinizi gerçekten yaptığımız için mi? Sizi İstanbul’da yirmi milyonla baş başa bıraktığımız için mi?

Gerçekten ilginç bir durum bu: Şehri terk edebilmenin şartı organik çiftçiliğe gönül vermek midir? Doğayla bir olmanın tek yolu domates yetiştirmekten ya da permakültürden mi geçiyor? Sadece açık bir gökyüzüne bakmak ve her yere yürüyerek gidebilmek için gelmiş olamaz mıyız buraya misal? Bir tane bile tanıdık yüz görmeden, kimseyle konuşmadan on kilometre yürüyebilmek için? Ya da her gün aynı yalıçapkınıyla selamlaşmak ve sabaha karşı öten kuşla beraber uykuya yatmak için?

Bazısı kalabalık seviyor gerçekten, şehir seviyor. “Trafik sıkışınca kalbim atıyor, yaşadığımı hissediyorum.” diyen gördüm mesela, var böyle insanlar. “Kalabalık olsun, insanlar yürürken bana çarpsın istiyorum.” diyen de var. Olabilir. Şu hayatta her şey olabilir, niye sorgulayayım bu saatten sonra? Onların “Kışın sıkılmıyor musunuz?” sorusunu samimi bulurum da, trafikten tiksinip kendini üç kilometrekareye hapsetmiş olan sen mesela, seni samimi bulmam. Benim samimiyet ölçerim kimin umurunda bilmiyorum, benim bile umurumda değil de, sen ne yapıyorsun kışın mesela o kadar ilginç ve eğlenceli? Bir yerlerden mutlaka sızıp beynini delen matkap sesiyle uyanıp Americano’nu yudumladıktan sonra, binaların arasından görebildiğin kadarıyla bir hava tahmini yapıp ne giyeceğine karar verdikten sonra, hele bir de kadınsan “Ay yok, bu çok kısa, şimdi sokakta başıma iş alamam.” diye birkaç kez fikir değiştirip kendini sokağa attıktan sonra, sadece kendini düşünen sürücülerden ya da mayına basar gibi üstüne basar basmaz ucu kalkan taşlardan seken çamurlu suyla dans ederek gideceğin yere birkaç saatte ulaştıktan sonra sen ne yapıyorsun? En yakın arkadaşlarınla ne sıklıkla bire bir sohbete girebiliyorsun? Sekiz kilometreyi bir saat kırk dakikada kat ettikten sonra eve vardığında kendinle ya da kiminle ne yapmaya halin kalıyor? Hadi açık konuşalım, en son ne zaman kitap okudun? Yirmi milyon nüfuslu şehir mi olur yahu, manyak mısınız siz?

Ben tüm bunlardan dolayı ne seni suçluyorum ne yargılıyorum ne de gıcık oluyorum sana. Kendine göre vardır bir sebebin. Umarım vardır yani. Ama şunu sormadan da edemeyeceğim. Altı bin nüfuslu bu yere taşındığımda “...Ve sen! Küçük bir sahil kasabasına yerleşen sen, senden de bir halt olmaz!” diye bana kızan sen: Senden çok mu bir halt oldu? Kendi rüzgârına binip gitmek varken, gelişine yaşamaya tav olan sen, senden ne oldu acaba?

Ben şu yalıçapkınına bakmaya gidiyorum. Hadi eyvallah!

Fotoğraf: rj: photography

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.