#yaşam

LIVERPOOL'DAN ÇIKALIM YOLA

YEKTA KOPAN | 6 Haziran 2016 #yaşam

Hunter Davies’in The Beatles biyografisi nihayet Türkçede

Kendinize ait ilk müzik albümünü hatırlıyor musunuz?

Benim yaşımdakiler ‘ilk kasetim’ diye başlayacaklardır söze. ‘İlk plağım’ ya da ‘ilk CD’im’ diyenler de olacaktır elbette. Şimdiki zamanlardan konuşacak olursak ‘telefonuma indirdiğim ilk albüm’ deniyordur herhalde, bilemiyorum.

Benim ilk kasetim bir The Beatles kasetiydi: Best of The Beatles 1962-66

İlkokuldaydım ve bitmek bilmeyen ısrarlarıma dayanamayan ablam, yetmişli yılların müzik dükkanlarından birinde benim için ‘çektirmişti’ bu kaseti. 60’lık kasetin her iki yüzünün de son şarkıları yarım kalıyordu elbette. Yıllarca Yesterday ve Yellow Submarine’i yarım dinledim anlayacağınız.

Kasetimin açılış şarkısını kısa sürede ezberlemiştim: Love Me Do. Sözlerin kimi yerlerini duyduğum şekliyle yarım yamalak söylüyordum belki ama ağız mızıkası solosunu, mikrofona yanaşıp “Laav laav mi duuu” deme bölümlerini pek güzel yapıyordum doğrusu. Ablamın duvarında Paul McCartney posterleri vardı, ben kendimi –neden bilmiyorum- John Lennon’a daha yakın hissederdim. Sonuçta istediğim şarkıda istediğim Beatle olabiliyordum; bir gün George olup cetvelden gitarımla sololar atıyordum, bir gün Ringo olup saçlarımı sallaya sallaya yastıklardan davuluma yükleniyordum.

Elbette o zamanlar The Beatles’ın hikayesini, John Lennon-Paul McCartney ikilisinin o harika Love Me Do’yu bestelediklerinde 17-18 yaşlarında olduklarını bilmiyordum. Sadece o mu? Yıllarca pek çok kaynaktan The Beatles’a dair ulaşabildiğim ne varsa okumuş, kendimce öğrenebileceğim her şeyi öğrenmiştim. Daha doğrusu The Beatles’ın efsanevi ‘onaylanmış biyografi’sini okuyana kadar öyle sanıyordum.

İskoç gazeteci Hunter Davies’in kaleminden çıkan biyografinin şöhretinden haberdardım elbette. Ama bir türlü fırsat bulup okuyamamıştım. O fırsatı yıllar sonra müziğe dair her şeyin yayınevi olan Kara Plak Yayınları ve memleketin en değerli The Beatles uzmanlarından Doruk Yurdesin sayesinde yakaladım.

Hunter Davies’in The Beatles biyografisi ilk olarak 30 Eylül 1968’de yayımlanmış. Yani The Beatles’ın hem zirvede olduğu hem de hepimizin bildiği o sona doğru ilerlediği yıllarda. Biyografi için grup üyeleriyle ve yakınlarıyla uzun zamanlar geçirmiş Davies. O güne kadar yayımlanmış bütün kitaplardan, kimsenin ulaşamadığı belgelerden, eski üyelerin ve grupla çalışanların tanıklıklarından ve en önemlisi dörtlünün anlattıklarından yararlanmış. Sonunda da, hikayenin başından sonuna, neredeyse dakika dakika akan, okuyanı olay yerinde hissettiren bir kitap çıkmış ortaya. Kitabı kapattığımda The Beatles hakkında ne kadar az şey bildiğimi anlamış oldum.

“The Beatles’ın ıcığını cıcığını öğreneceğim de ne olacak?” diyenleri duyar gibiyim. Hemen müdahale etmeliyim bu konuya. Hanımefendiler, beyefendiler! Bu kitap bize sadece The Beatles’ı anlatmıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasının İngiltere ve Avrupa atmosferinin, o zamanların gençlerinin varoluş sorunlarının, İngiliz işçi sınıfının büyük resim içindeki yerlerinin, popüler kültürün ikon yaratmadaki davranış kalıplarının, müzik endüstrisinin ticari ayak oyunlarının, büyük şirketlerin pazarlama tekniklerinin, medyanın ve çok uluslu şirketlerin pop dünyasındaki rolünün, popüler kültürün bugün geldiği yerin ve çok daha fazlasının tanığı olacaksınız sayfaları çevirdikçe. Üstelik bunları parmak sallayan, üstten bakan bir şekilde değil, grup üyeleriyle omuz omuza yürür gibi, heyecanlı bir maceranın içinde okuyacaksınız.

Şimdi bir de “Ben zaten The Beatles sevmem, kendimi Rolling Stones’a daha yakın hissederim.” diyenlere ya da “Aman yahu, Batı kültürünün şımarık çocuklarını öğreneceğim de boyum mu uzayacak?” diye soranlara cevap vereyim. Bu biyografi, okurunu dar alanlara hapsetmeyen ve 20'nci yüzyıl ortasından sonlarına giden süreci anlamakta önemli anahtarlar veren bir biyografi. Bilmem anlatabildim mi?

Yeri gelmişken bir de Kara Plak Yayınları’ndan söz edeyim. Böyle nitelikli ve kararlı girişimleri severiz. Kara Plak, sadece müzik kitapları basmak için yola çıktı. Şimdilik raflarda The Beatles biyografisi ve Richard Skinner’ın Erik Satie’yi merkezine aldığı Kadife Bey isimli kurmaca kitabı ile boy gösteriyor. Sırada neler var neler: Lou Reed’den U2’ya, Bob Dylan’dan Erkan Oğur’a, Bruce Springsteen’den türkülerin dünyasına uzanacağız çıkacak kitaplarla. Merak edenler yayınevinin sayfasını ziyaret edebilir: karaplak.com

Sözü bağlamadan “Amma övdün kitabı kardeşim, alt tarafı biyografi!” diyenlere de cevap vereyim. Övdüğüm kadar gönlüme eksik geleni söylemeyi de bilirim. Kitabın orijinali nasıldı bilmiyorum ama Türkiye’deki baskısında daha fazla fotoğraf görmek isterdim. Bu tip kitaplarda, hele ki görsel kaynaklara ulaşma olanağı varsa daha çok fotoğraf istiyor insan. Yani o Astrid Kirchherr fotoğraflarından birkaç örnek yakışmaz mıydı? (Ah, bu fotoğraf bütçeleriyle şişen teliflerin gözü kör olsun!)

Peki Türkiye’de ne zaman böyle nitelikli müzik biyografileri okuyacağız? Arada tek tük çabalar, girişimler var ama daha da kapsamlısını istiyor insan. Fikret Kızılok’tan Cem Karaca’ya, Barış Manço’dan Selda Bağcan’a o kadar çok isim var ki... Neyse... Belki bir gün...

Şimdi izinizle kendimi Love Me Do ile başlayan bir The Beatles dinletisine bırakacağım. Hatta çok havaya girersem alır elime birkaç nota tıngırdatırım. Söylemeyi unuttum; çocukluğumdan bu yana bir tek o konuda değişiklik var. Artık cetvel yerine gerçek bir gitarla eşlik ediyorum Liverpoollu dörtlüye.

Keyifli dinlemeler...

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.