#yaşam

MAÇİ PİÇU

KERİMCAN AKDUMAN | 23 Kasım 2016 #yaşam

"Hayalin gerçeği zihnimdekinden çok daha güzel"

Machu Picchu

Dünyada her kıtanın veya bölgenin sembolleri var. Avrupa Eyfel Kulesi, Kuzey Amerika Özgürlük Heykeli, Asya Çin Seddi, Okyanusya ise Sidney Opera Binası ile temsil ediliyor. Sıra Güney Amerika’ya geldiğinde ise akla ilk gelen yer Machu Picchu oluyor.

16. yüzyılda yaşanan kanlı ve korkunç bir İspanyol yıkımından terkedilmesi sayesinde kurtulan İnkalara ait şehir, deniz seviyesinden 2.430 metre yüksekte bulunuyor. Şehri ziyaret etmek için günlük 4.000 kişilik bir limit var.

Machu Picchu tüm gününüzü harcamanız gereken bir yapı. Bu nedenle sabah erken saatte giriş yapmak çok daha faydalı oluyor. Oldukça zor bir coğrafyaya kurulmuş olan şehri ziyaret etmek için çeşitli ulaşım yolları bulunuyor. En keyifli, konforlu ve maalesef en pahalısı trenle kentin bulunduğu dağın alt kısmındaki Aguas Calientes kasabasına gelip buradan otobüsle yukarı çıkmak. Üşenmezseniz otobüs yerine yürüyebilirsiniz de.

Machu Picchu

Şehre girer girmez neden buranın Güney Amerika kadar zengin kültüre sahip bir bölgeye sembol olduğunu anlıyorsunuz. Nefesinizi kesen aslında yükseklik değil şehrin güzelliği. Sabah dağların arasından süzülen güneş ışıkları şehrin taş duvarlarına vururken bir anda sanki zamanda yolculuk yapmaya başlıyorsunuz.

Machu Picchu

Taş duvar demişken, İnkaların en büyük uzmanlık alanlarından birinin duvarcılık olduğunu eklemek gerekiyor. Bir iddiaya göre Machu Picchu’nun duvarlarında kullanılan taşları birbirine o kadar otururmuş ki aralarına bir kağıt bile giremezmiş.

Machu Picchu

Machu Picchu’yu dolaşmaya İnka yürüyüş yolunun da şehre bağlandığı tepeden başlıyorum. Şehrin inşa edildiği alan o kadar dik ve heybetli ki insan kendini kuş gibi hissediyor. Şehrin arkasında yükselen Huayna Picchu tepesine ise sadece günde 400 kişinin çıkmasına izin verildiği ve biletleri aylar öncesinden önce bittiği için tırmanamıyorum. Bu tepe şehrin dini merkezini oluşturuyor. Acele etmeden önce şehir manzarasının keyfini çıkartıyorum.

Machu Picchu

Ardından şehri teraslardan başlayarak dolaşmaya başlıyorum. Teraslarda kocaman bir lama ailesine rastlıyorum. Ev sahibi oldukları için yol öncelikleri onların oluyor. Önümden sakin sakin yürüyüp şehrin meydanına otlamaya gidiyorlar. Ardından kraliyet ailesi için yapılmış binaların olduğu alanı ve Güneş Tapınağı’nı ziyaret ediyorum.

Geçtiğim sokaklarda arada gözlerimi kapatıp o dönemki yaşamın düşünü kurarken kendimi 3 Pencere Tapınağı ve Ana Tapınak’ın olduğu alanda buluyorum. Özellikle 3 Pencere Tapınağının inşasında kullanılan taşların yerleşimi muhteşem. Ağzım açık yürümeye devam edip ana meydana iniyorum. Lama ailesinin yavruları, çevrelerindeki turistleri umursamadan çayırda koşturuyor.

Machu Picchu

Buradan ilerleyip şehrin diğer ucunda bulunan kutsal taşa ulaşıyorum. Oturup bir de diğer taraftan şehri ve görkemli terasları izliyorum. Günün yarısından fazlası geçtiği için çantamdan çıkardığım sandviçleri mideye indiriyorum. Ardından Huayna Picchu’nun giriş kapısında “Ya bi’ bakıp çıkacağım.” tonunda görevlilere yaklaşıyorum ancak numaramı yemiyorlar.

Machu Picchu

Ufak adımlarla ve sokaklarda kaybolmaya çalışarak şehrin diğer tarafından çıkış kapısına ilerliyorum. Otobüse binip aşağı inerken çocukluğumdan beri hayalini kurduğum yeri görebilmiş olmanın mutluluğu var. Üstelik bu hayalin gerçeği zihnimdekinden çok daha güzel.

YAZAR HAKKINDA

KERİMCAN AKDUMAN

BENZER İÇERİKLER