#yaşam

"MEMLEKETİMDEN KONSER MANZARALARI"NA GELEN YORUMLARA CEVABEN

AYLİN ASLIM | 22 Ocak 2016 #yaşam

Memleketimden Konser Manzaraları” adlı bir önceki yazıma tahminimin çok ötesinde cevap ve yorum geldi. Son yıllarda kapalı alanlarda akustik ya da nispeten sakin müzik yapan müzisyenlerin konserlerinde izleyici olarak bulunmanın acı vericiliğinden bahsetmiştim; hiç durmadan ve yüksek sesle konuşan ve bunu kendine hak gören tuhaf izleyici güruhundan yola çıkarak. Bu yıllardır öyle kabullenilmiş ve alışılmış gibi görünen bir durumdu ki, yazının bu kadar okunmasını, paylaşılmasını, hatta ana akım medya gazetelerinde tartışılmasını filan hiç beklemiyordum. Konuda seyirci ve müzisyen olarak o kadar çok dertli insan varmış ki, herkes derdini döktü. Gittiği konserlerde bu durumdan ötürü bırakın dinleyememeyi, utanan o kadar çok insan varmış ki. Bunun bir tartışma konusu olduğuna bir yandan sevindim, bir yandan da üzüldüm. Üzüldüm, çünkü hem seyirci hem de müzisyen tarafından garabet yorumlar da aldım. Bu cevap yazısını da bu yüzden yazmak istedim.

Seyirci tarafından şu minvalde epey yorum geldi: “Demek ki müzisyenler kendilerini dinletmeyi bilemiyorlar ki, seyirci de onları dinlemiyor!”

Vay! Öyle bir benmerkezcilik ki bu, “sahnedeki müzisyen zincirinden boşanmaya hazır bir çene makinası olan bendenizi susturacak kadar ilginç bir şeyler yapmalı. Ha, yapamıyorsa da, diğer izleyenleri ve müzisyenleri rahatsız ederse etsin, konuşurum ben, sorry!” diyor yani. E ama siz tiyatroda da konuşuyorsunuz? Sinemada da, stand up’ta da? İki gün önce bir komedyenin stand up şovunda sağlı sollu iki masanın defalarca uyarılmaya rağmen konuşmaya devam ettiklerine, komedyenin artık şovu bırakıp bu masalarla sorunu çözmeye çalışmasına şahit oldum. Herkes kahkahalarla izlerken, bu iki masa kesinlikle dinlememek için bilet alıp gelmiş gibiydiler. Sinemaları ne yapacağız? “Evet, belli ki Tarantino ve Brad Pitt kendilerini izlettiremiyor, o zaman buyrun konuşun, biz izliyoruz ama bu film bunu hak etti” mi diyeceğiz? Her şeyi geçtim, bu işin âdâbına ne oldu? Acaba şu geçen on yıl içinde aileler çocuklarını sinemaya, tiyatroya hiç mi götürmediler ki, emek verilmiş bir performansı izlerken verilen emeğe, emekçisine, diğer izleyenlere saygıdan, sıkıcı da bulsan o işi sabote etmemeyi, ilgini çekmiyorsa mekânı terk etmeyi, yani kısaca bu işin âdâbını bu kadar bilemez oldu bazı insanlar? Ama zaten Patti Smith de dinletemiyor kendini size, Marianne Faithful da, Cat Power, Tindersticks, Tiger Lillies de.

Sorunu kabul edip bunu tartışan yazılar da okudum, fakat bahsettiğimiz sorun tamamen ülke sınırları içinde, iki-üçyüz kişilik, en büyüğü beşyüz kişilik bar ya da konser salonlarında yaşanıyor. Bunun yurt dışındaki yüz bin kişilik açık hava festivallerindeki seyirci uğultusuyla karşılaştırılmasına da anlam veremedim, “e ne yapalım, konsere sosyalleşmek, kız kesmek için de gidilir” yaklaşımına da. “O zaman siz çok yanlış gelmişsiniz”den başka diyecek bir şey bulamıyorum buna.

Bu kadar okunup tartışılınca, “Seyirciyi eleştirmek de ne demek? Kendinizi seyirciden üstün görmeyin” türü yorumlar da geldi. Öyle bir ülkedeyiz ki, hiçbir şey olmasa, hiçbir şey denmese de birilerini kendinden üstün, kendini birilerinden hep aşağı gören insanlarla dolu artık buralar. Öyle ki, eleştirilmek bile aşağılanmakla eşdeğer artık. “Artise bak artise, nasıl artislik yapıyor” tipi “artist” yani sanatçı düşmanlığı ise sanırım patentini alabileceğimiz milli bir değer. Sanatçı ne derse desin, “Sen kendini ne sanıyorsun, artis”e bağlanır iş.

Ama en ilginç birkaç yorum, birkaç müzisyenden geldi. “Seyirciye sevgiyle yaklaşmak lazım”, “Seyircini kendinden üstün görme. Seni dinlemiyorsa, saygısızsa, sen kendi içine dön bir bak. Sorun belki sendedir” gibi ilginç new age yorumlar. Arkadaşların bu notunu Patti ve Marianne'e iletmek için elimden geleni yapacağım. Yazıda da altını çizdiğim gibi, ben bu sorunu sahnede sıkıntı yaşayan müzisyen olarak ele almadım, çünkü ben o kadar sessiz sakin bir müzik yapmıyorum; hatta bu sebepten akustik setlerden kaçıyorum bir süredir. Ben bunu seyirci olarak gittiğim konserlerde başka müzisyenlerin yaşadığı berbat bir durum, benim gibi başka seyircilerin de yaşadığı ama çaresiz kaldığı utanç verici durum olarak dert ettim. Yazıda görüş belirten, hatta bıkıp usanmışlıktan görüş bile vermek istemeyen kimi müzisyenler, bu ülkenin neredeyse her şehrinde kimi on, kimi yirmi, kimi kırk yıldır konser veren insanlar. Yukarıdaki yorumu yapan genç müzisyen arkadaşlarıma diyeceğim şu ki, hayatını Türkiye’nin çoğunluğu iptidai sahnelerinde geçirmiş bu insanlar, emin olun ki seyircisini seven, ona nasıl yaklaşacağını, sahne âdâbını ve müzisyenlik raconunu çok iyi bilen insanlardır. Meslektaşlarının artık dile getirmek zorunda kaldığı ortak bir dertlerini anlamaya çalışmak varken, “müşteri ne derse haklıdır” gibi popülist, ucuz, sakil manevralar mesela, racona dahil değildir. Bunu tüm meslektaşlar bilir.

Öyle ya da böyle, bu konunun tartışılmasında fayda gördüm. Umut ediyorum ki, önümüzdeki konserlerde bundan mustarip olan kim varsa, gittiği konserde bunu artık kader ya da "burası Türkiye" diye kabul etmek yerine, en azından önündekini, arkasındakini, sağındaki solundakini susturma hakkını kendinde görür. Herkes kendi önündeki çalçeneyi sustursa belki bir güzel orman olur, iklim değişir, keyifle konser dinlediğimiz o güzel günlere geri döneriz.

etiketler

müzik konser

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER