#yaşam

MİS GİBİ GRUP: VERA

AYLİN ASLIM | 22 Mart 2017 #yaşam

Vera

Onlarla bir telefon sayesinde tanıştım. Arayan Tarkan Gözübüyük'tü. “Genç bir grubun albümünü kaydediyoruz, bir şarkılarını seninle söylemeyi çok isterler.” dedi. Akabinde şarkının kaydı ve hikâyesini anlatan bir mail geldi. Demek hikâyeyi önemseyen çocuklar, bu güzel. Sözler çok iyi, çocuğun sesi de. Düet düşünülerek yazılmış, epey hüzünlü bir şarkı. Çok da güzel bir gitar riff'i var. Afife Jale'yle Selahattin Pınar'ın kırık aşk hikâyesinden bahsediyor mailde; “Elveda”yı bunu düşünerek yazmışlar. Kaldı mı böyle eski hikâyeleri önemseyen güzel çocuklar yahu? Kayda gidip bakmaya karar veriyorum, kimmiş bu Vera?

Aşağıda onlarla yaptığım mini söyleşi var. Ben Vera'yı çok sevdim, nadide şarkıları “Elveda”yı da. 6 Nisan Perşembe gecesi IF Performance Hall Ataşehir'de konserleri var. “Elveda”nın video klibine şu sıralar müzik TV'lerinde rastlayabilirsiniz. “TV'yle sohbeti kestim” derseniz, yazının sonunda da bulabilirsiniz.

- Vera kaç yıldır var? Bir çok kişi sizi bu albümle tanıdı ama bir de öncesi var bu işin. Nasıl bulaştınız bu belaya?

Arel Koray Nalbant: 2004 yılında kuruldu Vera, henüz lise öğrencileriydik. Daha da öncesinden tanışıyoruz tabii, hattâ Dünyacan ve ben bebeklikten beri arkadaşız. Birlikte boş arazilerde top oynadık, birlikte video oyunlarına sardık, liseye başlayınca da birlikte müzik yapmaya sıra geldi.

Canberk Karademir: En son ben katıldım Vera’ya, 2005’te. O zamana kadar Vera kendi şarkılarını yazan, kaydeden Denizli'deki tek lise grubuydu, seviyordum ben de epey. Benim katılmamın hemen ardından ÖSS süreci başladı, İstanbul’a geldik sonra. İstanbul'da internete koyduğumuz amatör kayıtlar, konserler derken devam etti hayat. 2011’de Babajim Stüdyoları'nın düzenlediği “Be The Band” Müzik Yarışması ile adımızı biraz daha duyurduk tabii, yarışmada ikincilik elde ettik.

Dünyacan Yılmaz: Be The Band'in hemen ardından yine Babajim Stüdyoları'nda 5 şarkılık ilk profesyonel çalışmamızı kaydettik, bu ilk EP 2012'de Babajim Records etiketiyle yayınlandı. Bir sonraki yıl bu beş şarkıya iki daha ekledik, Boş Zamanlar adını verdiğimiz yedi şarkılık bir akustik ara albüm daha yayınladık.

Arel: 2014'te de Bir Yangın Var'ın çalışmaları başladı.Tarkan Gözübüyük ve Cihan Barış prodüktörlüğünde müthiş keyifli ve öğretici bir yapım sürecinin, bir süre de endüstrinin ve Türkiye'nin durumuyla yüzleşmelerin ardından 2016'da bu çalışma yayınlandı.

Vera & Aylin Aslım

- Kimleri dinleyerek, kimler gibi olmayı hayal ederek büyüyüp müzisyen oldunuz?

Arel: Çok çok küçükken Michael Jackson ve Barış Manço hayranıymışım. Ben tabii hatırlamıyorum o yılları, kulaktan dolma bilgiler. Müzisyen olmayı hayal edip dinlediğim ilkler Metallica'nın Reload albümü, ki Dünyacan dinletmişti onu da. Bir de ilkokulda arkadaşımdan çektiğim Nirvana Unplugged kasedi. Gitarda ilk öğrendiğim şarkı da Polly olmuştu mesela.

Dünyacan: Bravo Arel. Ben Limp Bizkit hayranıydım, halâ da öyleyim diyebilirim.

Canberk: Türkçe rock’'n aşırı yükseldiği dönemde lisedeydik tabii, o albümlerin mutlaka büyük etkisi oldu üzerimizde. Dünya Yalan Söylüyor ve Belki Alışman Lazım mesela, discman'lerden dinliyorduk, tokat gibiydi. 90'larda çıkan Türkçe albümleri o albümler sayesinde tekrar keşfettik. Tam da o albümler çıkmışken müzisyenlerin röportajlarını Blue Jean'den okumaya başladık, ara sıra Denizli'ye de uğrayan rock konserlerine gider olduk işte.

- Tarkan Gözübüyük ve Cihan Barış'ın prodüktörlüğünde bir albüm yapmak her genç rock grubunun hayaliyken, Vera bunu nasıl gerçeğe dönüştürdü?

Arel: Cahil cesareti demek en doğrusu olacak bence. İlk EP çıkmış, hemen bir yıl sonra bir de akustik versiyonları yayınlamıştık. Sonraki işimizde büyük hayranı olduğumuz Tarkan Gözübüyük'le çalışmak istedik. İstedik de, o bizle çalışmayı ister mi acaba diye bir an bile düşünmedik. O zamanki plak şirketimiz Babajim Records'a rica ettik tanıştırmaları için.

Aylin: Aferin size! Gençlik böyle bir şey işte. Bazı şeyleri fazla düşünmekten hareket edemez hale geliyor insan. Kafada kurmak yerine harekete geçmişsiniz, ne güzel!

Canberk: İlk buluşmanın ardından evde yeni şarkıların demolarını kaydettik, Tarkan Abi'ye yolladık. Bir ışık gördü galiba, bir süre sonra çalışmalarımız başladı.

Arel: Bir ışık gördüklerine çok şaşırdığımız anlar çok tabii. Düzenleme provaları ve kayıtlar esnasında Tarkan ve Cihan Abi'yle çalışırken çok defa birbirimize sorduğumuzu hatırlıyorum; ‘‘Bu insanlar nasıl olmuş da bizimle çalışmak istemişler acaba? Ne kadar şanslıymışız da farkında değilmişiz!’’ gibi cümleler…

- Elveda sayesindeki tanışıklığımız süresince ben de albümün çıkış macerasını takip ettim. Dürüst olmak gerekirse, zorlu bir süreç oldu bu. Siz kendi kelimelerinle nasıl anlatırsınız bu süreci? Yayınlanmasına kadar ve o günden bu zamana kadar bu süreç Vera'ya nasıl yansıdı? Neler öğrendiniz ve neler değişti içinizde?

Arel: Öncelikle Elveda için tekrar teşekkür ederim sana, lafı açılmışken. Kendi adıma, her sayfa atlandığında bambaşka bir insandım diyebilirim, açıkçası şu anda da öyle olduğumu hissediyorum. Sözleri yazarken hissettiğim kalp kırıklığı başkaydı, kaydederken enerjim başkaydı, yayınlanmasını beklerken şimdikinden çok başka bir hayatım vardı.

Albüm yayınlanalı yakında bir yıl olacak, üç video klip ve konserler geçti üzerinden. Bu kısa bir süre gibi gelebilir ama çalışmalar 2014'te başlamıştı. Öğrendiğimiz birçok şey var tabii bu süre zarfında ama en çok takıldığım konulardan biri bir şarkının aslında daha sıcağı sıcağına yayınlanabilir olması. Elbette iyi bir yapım için belli bir süre gerekli ama bunun yıllar sürmesi büyük zaman kaybı.

Dünyacan: Bundan sonra öyle olmaması için elimizden geleni yapacağız zaten. Bir Yangın Var'ın çıkışını ileri atan en önemli unsur işin “iş” kısmı olmuştu. Bağımsız çıkış yapmayı da düşünür gibi olduk bir ara, sonra bir anda DMC bünyesine katıldık. Sonrası zaten gayet hızlı, gayet verimli ilerledi. Bu yüzden artık bu konuda biraz daha iyi durumda olduğumuzu düşünüyorum açıkçası.

Canberk: Bu arada geçen bu zaman diliminde sadece müzikle, piyasayla ilgili şeyler tecrübe etmedik. Dünya gittikçe daha garip bir yer olmaya başladı; İstanbul'daki hayattan Türkiye'de olanlara, takip ettiğimiz dünya gündemine kadar her şeyin bizi bambaşka adamlar haline getirdiğini düşünüyorum.

Vera

- 2017 Türkiye’sinde genç bir rock grubu olmak nasıl bir şey? Sizce bir önceki kuşaktan neler farklı yeni nesil müzisyenlerde?

Dünyacan: Hem kolay hem zor. Yani sadece duyduğumuz şeylerle, önceki zamanlara dair okuduğumuz şeylerle atıp tutmak pek doğru değil, yaşamadık neticede. Ama önceki kuşaklara göre istediğimiz kaynaklara daha kolay erişebilmemiz, daha konforlu prova alabilmemiz, kayıt teknolojisinin bile koca stüdyolardan bazen bir bilgisayara kadar indirgenmiş olması, mobilleşmesi işin kolay ve güzel kısımları. Ama özellikle kayıt ve yayındaki bu rahatlık yeni müzisyenleri bireyselliğe itiyor biraz, bu konuda da güzellik tartışmalı bir hâl alıyor…

Canberk: Tabii bu kadar mobilleştiği için artık herkes müzisyen, YouTube sayesinde herkes “yayınlanmış” sanatçı. Buna iyi ya da kötü diyemeyiz bence, şartların değişmesi sadece. Ama o meşhur “çıkış yaptı” cümlesi anlamını yitirdi sanki biraz, kafayı yukarı uzatmaya çabalayacağınız derinlik arttı. Yine de iyi müzik her zaman yerini bulur diye düşünüyorum.

- Peki dinleyici? Sizce bundan 10-15 yıl öncesine göre ne değişti dinleyicide? Değişen beklenti ve talepleri karşılamak ne kadar umurunuzda? Ya da ne kadarı müzisyenlikle ilgili talepler bunların?

Canberk: Bir arz-talep durumu, PR'a ihtiyaç duyan her meslekte olduğu gibi müzikte de PR kısmının bir bölümü müzisyenin omuzlarına yüklenmiş artık. Örneğin ben çocukken dergi karıştırırdım röportajlara bakayım diye ya da forumlara girer orada yazan bütün efsanelere de inanırdım, Mike Portnoy duvarda bozuk parayı bagetle sektirerek tutabiliyordu mesela ben çocukken. Şimdi Twitter'dan bir iki mention, Instagram'da sevdiğin şarkıcıya bir takip, birkaç yorum derken ulaşabiliyorsun, herhangi bir konuda sevgini, saygını, saygısızlığını iletebiliyorsun. Dilin kemiği hiç bu kadar yok olmamıştı.

Arel: Dinleyicilerin beklenti ve taleplerinde sert değişiklikler olduğunu düşünmüyorum ama ulaşmak kolaylaştı tabii. İnsanlar halâ müzik dinlemek, etkilenmek istiyorlar, onları etkileyen müzisyenlerin hayatlarına, düşüncelerine da ilgi duyuyorlar bir yandan, merak ediyorlar, Instagram hikayelerine göz gezdiriyorlar… 21. yüzyılın getirdiği gerekler, gereçler diyelim.

Dünyacan: Bir dinleyici davranışı değil de müzikal talepler olarak düşünürsek, biz o kısmı pek düşünmemeyi tercih ediyoruz. Yani tabii ki başarı yakalayan iyi şarkılar, gruplar bizim de ilgimizi çekiyor, bu anlamda müzikal taleplerden tamamen soyutlanmak mümkün değil. Ama talepleri, kuralları odağa koyarsak da elimizden gelenin en iyisini yapmamış, limitlemiş oluruz. Müzisyenin kendini en içine sinen şekilde ifade edebilmesi müzisyen için de, dinleyici için de en güzeli.

- Müzisyenden beklenen -nefret ettiğim- “multi-tasking” olayına bakışınız nedir? Sizce insan aynı zamanda hem şair hem şarkı yazarı hem de sosyal medya uzmanı olabilir mi? Olmaya çalışmalı mı? Ya da zaten bunun içine doğan yeni nesiller için bu doğal bir beceri mi?

Arel: Multitasking olayı bir doğal seçilim gibi içine itildiğimiz bir şey. Yapamıyorsak bugün yokuz zaten. Ama şunun ayrımını da yapmam lazım; ben zaten her zaman hem şair hem şarkı yazarı hem gitarist hem şarkıcı olmak istedim, halâ da iyisinden olabilmek için çabalıyorum.

Tüm bunların yanına bir de temel sosyal medya bilgisi koymak bu çağın rengi, tartışılmıyor. Ve bunun içine doğan neslin biraz daha kabiliyetli büyüdüğüne inanıyorum evet. Üstelik sadece pazarlama da değil, basit video prodüksiyonu olsun, Photoshop kullanımı olsun… Bir video yıldızı olmak için ihtiyacımız olan her şeyin bir bilgisayarda, bir akıllı telefonda toplandığı yıllardayız. PewDiePie'ı South Park'tan öğrenmiş bir gençle, YouTube'da hasta gibi takip etmiş çocuğun kendini geliştirdiği ‘‘task’’lar elbette biraz farklı oluyor. Belki çok iyi bir şair ve şarkı yazarı olmak istemeyebiliyor o çocuk, daha çok like alacak cover'ı yapmak istiyor.

Canberk: Yapıyor da.

Vera

- Diyelim ki zaman makineniz var ama yine müzisyensiniz: Hangi yılda dünyanın neresinde müzik yapmak isterdiniz? Niye?

Canberk: O zaman makinesiyle 20 yıl ileriye gidip, dünyadaki müziğin değişimini görmek isterdim. Sebebi merak.

Dünyacan: 1990'larda Los Angeles'ta müzik yapmak isterdim.

Arel: 60'larda çocuk olup The Beatles dinlemek, 70'lerde de müzik yapmak isterdim. O yaşta The Beatles'ın elini attığı hangi janrdan daha çok etkilenirdim bilemiyorum, duruma göre Los Angeles ya da Londra olabilir 70'ler için. Madem hayal kuruyoruz, hadi Paris'te de bir evim olsun, tam olsun.

-Ders gibi çalıştığınız, hayran olduğunuz şarkı yazarları kimler?

Arel: Çok var, ama şu an ilk aklıma gelen ikili İngilizce'yi söktüğümden beri hayranı olduğum Brian Molko ve tabii ki onun da hayranı olduğu David Bowie. Şarkılarda hikayeler anlatan, karakterler yaratan yazarlara fazladan bir ilgim var sanırım. Bir de tarihsel bağlar, damarlar var elbette, Yıl 2017 de olsa, rock'la da ilgilensen kaybolmuyor. Örneğin Ederlezi'den daha hüzünlü bir melodi duymadım daha.

Dünyacan: Queen'in her üyesine bu konuda hayranım diyebilirim. Ortaya çıkardıkları şeyin her saniyesi, müziğinden düzenlemesine etüd edilmeli bence.

- Vera'nın 2017'ye dair planları ve hayalleri nedir?

Dünyacan: Bir Yangın Var’dan bir klip daha çıkarmayı planlıyoruz yakın gelecekte, peşinden de birkaç akustik video gelecek. Ve enseyi karartmadan “Daha çok konser verelim!’” isteğini de korumaktayız.

Canberk: Yeni Vera şarkılarına da başladık, epey de ilerledik hattâ. Onları 2017'nin sonlarına doğru paylaşmak niyetindeyiz, zaman ne gösterir bilinmez tabii...

VİDEO

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.