#yaşam

5.920 METRELİK MİSTİ VOLKANI'NA TIRMANIŞ DENEMESİ

KERİMCAN AKDUMAN | 3 Kasım 2016 #yaşam

Dünyanın en kurak ve acımasız coğrafyalarından birinde zorlu bir yüksek irtifa macerası

İspanyol sömürgeciler tarafıdan kurulan ve bugün Peru’nun ikinci büyük kenti olan Arequipa’ya vardığımda aslında şehri dolaşmak dışında bir planım yok. Ancak gün batımını izlemek için çıktığım çatıdan Misti Volkanı’nın heybetli halini görünce fikrim değişiyor ve bir anda dağa tırmanmaya karar veriyorum.

Öncelikle tırmanışın ne kadar sürdüğü, tecrübe gerektirip gerektirmediği gibi konuları araştırmaya başlıyorum. Ardından iş güvenilir bir tur bulmaya geliyor. Zaten bir kaç günü Arequipa’da 2.300 metre rakımda yaşadığım için yüksekliğin çok sorun olmayacağını düşünüp ertesi gün yapılacak olan bir tırmanışa katılmak için kayıt yaptırıyorum.

Akşamüstü turun ofisine gidip gerekli teknik malzemeleri organize ediyoruz. Misti’nin zirvesi 5.920 metre. Tırmanış ve iniş süreci 2 gün. İlk gün 3.400 metreye kadar arazi araçlarıyla çıkılıyor ve 4.500 metredeki ana kampa tırmanılıyor. Akşamı irtifaya alışmak ve dinlenmek için ana kampta geçirdikten sonra gece 1’de bu sefer zirveye tırmanış başlıyor.

Ertesi sabah erkenden, içinde yiyecek, altışar litre su ve malzemelerin olduğu yaklaşık 20 kiloluk çantalar da arazi araçlarına doluşuyor. Şehirden çıktıktan kısa süre sonra asfalt yol bitip toprak yol başlıyor. Bir süre sonra toprak da kuma dönüyor. Dünyanın en kurak ve acımasız coğrafyalarından birindeyiz.

Tırmanışa başlayacağımız noktada rehberlerle son bir toplantı yapıyoruz. Ne aralıklarla mola vereceğimizi, yaşama ihtimalimiz olan sıkıntıları ve dikkat etmemiz gereken şeyleri tekrar konuşuyoruz. Çantaları sırtlanıp karşımızda bölüm sonu canavarı gibi duran volkanın zirvesine doğru 3.400 metreden yürüyüşe başlıyoruz.

Hala aktif olan ve en son 1985 yılında püsküren Misti’nin eteklerinde çalılar dışında pek bir bitki örtüsü yok. Arazi, dünyanın en kuru bölgesi olan Atakama Çölü’nün devamı olduğu için yaşam belirtisi çok az.

İlk birkaç saat yürüyüş tempomu koruyup sağa sola bakarak rahat bir şekilde tırmanmaya devam edebiliyorum. Ancak 4.200lerden sonra vücudum daha önce hiç karşılaşmadığım tepkiler vermeye başlıyor. Nefesim kesiliyor, başım dönüyor, denge sorunları yaşıyorum. Rehberle konuştuğumda “Kulübe hoşgeldin” diyor gülerek. “Sanırım bu belirtiler kulübe kabul töreni.” diyorum içimden.

Biraz dinlenip yola devam etmek istiyorum. Ancak rakım arttıkça belirtiler de artıyor. Ana kampa yaklaştıkça metreler kilometreye dönüşüyor. Volkanik kum olan zeminde mehter takımı gibi iki adım ileri gidip bir adım geri geliyorum. En son elimdeki batona kafamı dayayıp ayakta bir süre kestiriyorum.

Hayatımın en uzun birkaç metresini daha aşıp ana kampa vardığımda bitmiş durumdayım. Rehberlerin yardımıyla çadırımı kuruyorum. Dayanılmaz bir uyku bastırıyor. Hızlıca pirinç ve tavuktan oluşan yemeği mideye indirip çadıra girip uzanıyorum. Kalbim yerinden çıkacakmışçasına atıyor. Nabzımın hiç böyle attığını hatırlamıyorum. Biraz dinlendikten sonra çadırdan çıkıp rehbere gece başlayacak zirve tırmanışına katılmayacağımı belirtiyorum. Zifiri karanlıkta yapılacak olan tırmanışta yaşayacağım bir denge kaybıyla dik kayalarda telafi edilemeyecek bir hatayla yüzleşme fikri bunun en büyük nedeni oluyor.

Gece saat 1 civarı çadırın fermuarı açılıyor ve rehberler çadırı paylaştığım takım arkadaşımı uyandırıyor. Tüm geceyi tilki uykusunda geçirip düzgün dinlenemediğim ve halen yüksek irtifa hastalığı belirtilerini gösterdiğim için kararımı değiştirmiyorum.

Uyumaya devam ediyorum ve bir kaç saat sonra çadırın fermuarı yeniden açılıyor. Takım arkadaşım geri dönüyor. -15 derecelik hava sıcaklığı, aşırı rüzgar ve zorlu arazi koşullarından dolayı ekibin bir kısmının geri döndüğünü anlatıyor. Sabah saat 7 civarı uyanıyorum. 10 kişilik ekibimizden sadece 2 kişinin zirve yapabildiğini öğreniyorum. 8 kişilik ekip olarak inişe geçiyoruz. Saatler süren yol 1,5 saatte bitiyor. Bir gün önce nefret ettiğim volkanik kumlardan adeta sörf yaparak inerken aklımda Misti’ye gelecekte bir daha gelip, bu sefer zirveye ulaşmak var. Samuel Beckett’in dediği gibi belki de yeniden deneyip daha iyi yenilmek için.

PERU'NUN TUZ YAMAÇLARI

YAZAR HAKKINDA

KERİMCAN AKDUMAN

BENZER İÇERİKLER