#yaşam

MÜZİKTE “ÜÇÜNCÜ YENİ” ZAMANI MI?

YEKTA KOPAN | 24 Kasım 2017 #yaşam

Müziği tanımlamalara sıkıştırmamak kimin elinde?

Geçtiğimiz günlerde Can Kazaz, Facebook hesabında bir paylaşımda bulundu. Önce Kazaz’ın neler söylediğini hatırlayalım:

Kendimce yaptığım müziğin “halk ozanı”, “kent ozanı”, “üçüncü yeni” gibi kalıplara oturtulmasına ayar oluyorum. Bu kalıplar içinde ismi anılan isimlerin bile birbiriyle çok az ilgisi varken, benim yaptığımın ikinci yeniyle ne alakası var? Bununla ilgili soruları, Akustikhane’de örneğini görebileceğiniz gibi “Bilmiyorum niye öyle demişler”, “Herhalde öncesi var” gibi sarkastik veya yok sayan bir kafayla cevaplarım. Anlamayan da ciddiye alır. İsim vereyim derken oksimoron kavramlar uyduranlar, numaralandırıp paketleyenler müziğe, sanata kötülük yapıyor. Paketlenirsek, yere düştüğümüzde tekmelemek kolay olacak. Bu hep böyle oldu. Bir süredir o paketleri yırtıp çıkmakla uğraşıyorum. Bugün canım ister arabesk yaparım, ertesi gün g-funk yaparım, aklıma eser, elektro-akustik müzik bestelerim, o paketine bir türlü sığmam. Yani geçelim artık şu altı boş etiketleri, baydım ben. Bu mevzular furya olmamışken de müzik yapıyorduk sonuçta. Yeni bir neslin vakti geldi diye eski paradigmayla cahilce kategorizasyonun alemi yok.

Can Kazaz’ın paylaşımı kısa sürede çok sayıda isim tarafından okundu, beğenildi, paylaşıldı. Bu görüşlere katılanlar da vardı, karşı çıkanlar da... Müzisyenler, müzik yazarları, radyo programcıları, Kazaz’ın sözlerini ciddiyetle ve içten bir üslupla yorumladılar. (SanatAtak’ın kurucusu Ayşegül Sönmez de bu isimlerden biriydi. Hatta SanatAtak bu konuda bir soruşturma dosyası da hazırladı. Mahmut Çınar, Harun İzer, Orçun Baştürk, Zafer Sernikli ve diğer isimlerin yazdıklarını okumak isteyenleri Can Kazaz’ın Facebook hesabına davet ediyorum)

Can Kazaz’ın eleştirisi ve karşı çıkışı “paketleme-çekmecelere tıkma-raf oluşturma-etiketleme” ve bunlar üstünden yeni bir “tüketim dili” oluşturmaya yönelikti. Ama tartışma dallanıp budaklandıkça, öne çıkan tartışma kavramı “Üçüncü Yeni” oldu. Dürüst olayım, daha önce duymamıştım bu kavramı. Burada, İkinci Yeni şiirinden, bir akım olarak niye-nasıl tanımlandığının falan üstünde duracak değilim. Can Kazaz’ın oldukça sarkastik bir dille “Herhalde öncesi var,” dediği Üçüncü Yeni kavramını bulanların ve yaygınlaştıran Spotify listesinin iyi niyetli olduğuna inandığım duruşlarına selam verip, yazının yoluna devam edeyim.

Yıllardır böyledir. Ya önceki kuşaklar ya da üretiminizin pazardaki sahipleri sizi bir tanımlamanın içine koyarlar. Eleştiride olduğu gibi söylersek, “paketlerler”. Edebiyattan sinemaya, müzikten tiyatroya çok örneği var. Bir anda kendinizi, alakasız isimlerle yan yana bulabilirsiniz. Ortak bir manifestoyla yola çıkmadığınız isimlerle, benzer (hatta aynı) amaca yürüyenlerden biri olarak anılabilirsiniz.

Can Kazaz’ın isyanının bu “tektipleştirici” bakışa karşı olduğuna inanıyorum. Müzik dinleyicisinin rahatça ulaşabilmesini sağlayan sistemin, bir süre sonra kolaya kaçan ve zarar veren yanına bir karşı çıkış olduğunu düşünüyorum.

Ama hemen diğer cepheden de konuşmak isterim. Bugüne kadar yaptığım yayınlarda, yazdığım yazılarda benzer “tektipleştirmeyi” ben de yapmışımdır. Üçüncü Yeni demedim ama “kent ozanı” demişimdir çoğu zaman. Bunu “paketlemek” değil, daha kısa yoldan “tanımlamak” hatta “tanıtmak” için yapmış olsam bile, Can Kazaz’ın eleştiri alanına ben de girmiş oluyorum. Tam bu noktada sözü yine Kazaz’a bırakmak gerekiyor: Benim itirazım; tutarsız, kavramsal olarak yanlış, çelişkili ve “hemen” isimlendirme yapılmasına. (...) Yoksa estetik birikim, dil geliştirme, dönemsel ruh gibi konulara itirazım yok. Kimse eş zamanlı yaşayan, içinde bulunan insanlar olarak bir isim takamaz şu anda üreten nesle.

Bu sözler önemli. Bir sanat ürününün tanımlanmasını yapmak, kalıcılığını değerlendirmek, önemini belirlemek için en önemli konunun ZAMAN olduğunu hatırlatıyor bize. Zaman ve o sanat ürünüyle ilişki kuran kişi. Yani DİNLEYİCİ, İZLEYİCİ, OKUR.

Bir sanat üretimi böyle güzel “konuşma alanları” yarattığında mutlu oluyorum. Arada bir beyinlerin tokatlanması iyidir. Diyeceksiniz ki; “Mutlu oluyorum falan deyip kaçma, sen hangi cephedesin bu tartışmada?”

İçimden gelen Can Kazaz gibi sarkastik bir cevap vermek ama buna kalkışmayacağım. Diyeceğim şudur; bu bitmek bilmez bir tahterevalli oyunu. Bir uçta müzisyen oturuyor, diğerinde piyasa. Müzisyen, üretiminin bir “pakete” sıkıştırılmasını istemeyebilir, buna karşı çıkabilir ve diyeceğini der. “Piyasa koşulları” buna aldırmaz ve satışını yapmak için istediği işi, istediği çekmeceye tıkar. Tahterevallinin dengede durduğu çok az an vardır ve biliriz ki o da hızla geçecektir. Önemli olan şu; tahterevallinin hangi ucunu takip edeceğimize kendi irademizle karar verebiliyor muyuz?

Ey dinleyici, müziği tanımlamalara sıkıştırmamak senin elinde.

Ben şimdi Spotify’ı açıp “Üçüncü Yeniler” adlı çalma listesini dinleyeceğim. Sizler de istediğiniz müziğin içinde kaybolun bence. Herkese çekmecelere tıkılmayacak kadar berrak zihinler dilerim.

Çalma Listesi: https://open.spotify.com/

YAZAR HAKKINDA

YEKTA KOPAN

1968 Ankara doğumlu Kopan, Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu yazar ve seslendirme sanatçısıdır. ''Yarın'' isimli şiir ile yazın hayatına başladı. Öykü türündeki ilk kitabı ''Fildişi Karası'' 2000 yılında yayımlandı. Sonrasında Fildişi Karası, Aşk Mutfağı'ndan Yalnızlık Tarifleri, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya ve Aile Çay Bahçesi kitapları ile yazarlığa devam etti.

Beyaz perdede ise Jim Carrey, Michael J. Fox gibi ünlü isimlerin ve çizgi film karakteri Sylvester'in seslendirmelerini yapmasıyla bilinir.

BENZER İÇERİKLER