#yaşam

NE ŞENLİKLER GÖRDÜK...

AYLİN ASLIM | 29 Nisan 2016 #yaşam

Bahar şenliklerinde son durumumuz: Sıfır, sıfır, sıfır!

Bahar şenliklerinde müzik yapan bir grup

Birkaç gündür üniversitelerimizde artık yapılamaz hale gelen bahar şenlikleriyle ilgili paylaşımlara rastlıyorum. Gazeteci Melis Alphan konuyu bir köşe yazısıyla gündeme getirmiş; iyi de etmiş. Geçen yıl bu zamanlarda bununla ilgili yazı yazmıştım yine bu blogda.

Köşe yazısını okuduktan sonra düşündüm: Geçen yıl durum epey kötüydü, şenliklerin sayısı çok azalmıştı. Peki geçen yıldan bu yana ne durumdayız? Ben söyleyeyim: Daha kötü. Bu yıl şenlik yapılan devlet üniversitesi sayısı kaç biliyor musunuz? Sıfır.

Evet.

Süregelen politikaların üniversiteler, genel olarak kültür-sanat, gençlerin sosyalleşmesi gibi konulara etkisini ya da baskısını burada yazmaya niyetim yok, gerek de yok. Ve hepimiz biliyoruz ki yıllardır sadece üniversiteler değil, herhangi bir ortamda insanların özgürce sosyalleşmesi bu ülkede istenmeyen, “mümkünse olmasın” bir şey. Bunu bir kenara koyalım.

Şenliklerin ODTÜ sayesinde bu ülkede otuz yıla yakın bir geçmişi var. Son yirmi yılına katılımcı müzisyen olarak şahit olduğumu söyleyebilirim. Ve bunun ilk on yılındaki şenliklerin içeriği/profiliyle sonraki on yılın arasında dağlar kadar fark olduğunu da.

Şu an ellerinden alınan şenlikler için pek de mücadele etmeyen üniversiteliler, uzun yıllar o harika şenliklerin gerçek sahibiydiler. Kültür ve spor kulüpleri organize olup bizlere ulaşır, cüzî de olsa bir bütçede anlaşır ve tüm prodüksiyonu bizzat kendileri, gönüllü öğrenci çalışanlar olarak üstlenirlerdi. Mutlulukla gider çalar, öncesi ya da sonrasında “Acaba çocuklar ne tür etkinlikler koymuş, nasıl standlar kurmuş?” diye merakla alanı gezerdik. Açıkhava tiyatro sahneleri, spor karşılaşmaları, sinema gösterimleri, şiir dinletileri, kermesler, kulüp ve STK stantları… Hepsini bizzat o okulun öğrencileri düzenliyor, başında duruyor olurdu. Rengârenk festival alanları olurdu kampüsler.

Sonra bir şey oldu şenliklere. Bütçeler arttı, “Allah Allah, e iyi bari” dedik başta. Ulaşım, konaklama, sahne ve teknik standartlarımız eskiye oranla ciddi iyileşmeye başladı; şaşırıyorduk. Sonra fark ettik ki, markalar var her yerde. Kampüsün her metrekaresinde “Branding”i olan, içecekten bisküvi markasına kadar ne ararsan. Standları var, bedava ürün dağıtıyorlar mesela, başında duran ruhsuz ve bezmiş marka çalışanları. Bu, tuhaf marka reklamlarının üzerinde olduğumuz tüm sahneyi kapladığı durumlara kadar vardı; tartıştık, reklamı indirdik, öyle çıktık sahneye vs.. “Ne oluyor yahu?” dedik, “Öğrenci kulüpleri nerede? Niye bu marka çalışanları festivalin ruhsuz sahipleri gibi dolanıyor ortalıkta? Tiyatrolar, şiirler, STK'lar nereye gitti?”

Şenlik dediğimiz, yıllarca hevesle gittiğimiz o mayıs tatlılığı, sponsor markaların kampüsleri ele geçirdiği “gençlerle buluşma” haftalarından ibaret hale geldi nihayetinde. Katılan öğrenci sayısı azaldı, renk ve çeşitlilik bitti, şenliklere çıkacak müzisyenleri bu bisküvi-gazoz markaları belirler oldu. Eli yüzü düzgün, mümkünse etliye sütlüye bulaşmayan, “temiz”, bir de ünlü olsunlar lütfen! Kimse kusura bakmasın, Mustafa Ceceli’yle Ajda Pekkan’ın üniversite şenliğinde ne işi var? Biri bana izah etsin. Üniversiteli dediğin sistemi sorgular, şüphe eder, yeni müzisyenleri, şairleri, yazarları takip eder ve geleceğin kültür sanat eğilimlerine yön verir. Di. Yılda bir hafta şenlik yapacak bu genç insanlar, ve okullarında en çok görmek istedikleri sistemin en göbeği, en popu, en yetişkini ya da en sıkıcı muhafazakârı mı yani?

Diğer etkinlikler nerede peki? Okuma günleri, yazarlarla buluşmalar, dağcılık-mağaracılık kulüpleri, kulüplerini tanıtmak için türlü yaratıcılıklarla stant kuran öğrenciler? Ama işte olay bir kere markalarla çalışan organizasyon şirketlerine teslim edilmiş. Her yer marka brandalarıyla donatılmış, havalı sahneler kurulmuş, en ünlüler gelmiş. Olay bitmiş.

Şimdi, “Şenlikler yapılmaya!” dendiğinde hangi öğrenci kulübü ayaklanacak, “Bir dakika” diyecek, “bu şenlikler bizim hakkımız, bunu elimizden alamazsınız!” Ya da kim diyecek ki “Biz şenliklerde A, B, C’yi değil, X, Y, Z grubunu istiyoruz, tiyatro, sinema günleri istiyoruz!” ???

Kaç öğrencinin kampüste yapılan konserlere bedava katılmaktan fazla bir aidiyet duygusu kalmış ki olaya “Benim şenliğim” desin? Geçen yıl da yazmıştım; “Şenliklerimiz nerede” diye ortalığı yırtan, ses çıkaran öğrenciler oldu mu ki? Olduysa da, o ses bize kadar gelmedi, çünkü o ses artık başka şeylerle oyalanıyor.

Bu konuda öğrenciyken yıllarca Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik Kulübü’nde şenlikler için aktif çalışmış, bu tecrübesiyle ilerleyen yıllarda CES Prodüksiyon adlı şirketiyle menajerlik ve organizatörlüğü meslek edinmiş Volkan Bozacı ile tekrar konuştum. “Bu hale nasıl geldi?”

“Eskiden bu etkinliklerin bütçesi her üniversitede Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’nca belirlenir ve dağıtılırdı. Bu etkinliklere her yıl bütçe ayırmaları zorunluydu. Sadece konser değil, yüzden fazla kültürel etkinlik için bu para bölüştürülür ve ortaya zengin katılımlı, renkli şenlikler çıkardı. Sonra tüzük değişti, rektörlükler bu bütçeleri ister hiç ayırmaz, ister üniversitede başka alanlara kaydırır oldu. Üniversite kulüplerine de ödenek neredeyse yok edilince, önce kulüpler zayıfladı ve etkinlik zenginliği yok oldu, sonra biz öğrenciler olarak şenliklerimize sponsor aramaya başladık. O zamanlar markaları bu işe dahil etmenin iyi bir çözüm olduğunu düşünüyorduk. Büyük markalara ulaşabilecek profesyonel organizatörler geldi, şenlik konserden ibaret hale geldi, zaman içinde de işi rektörlükle direkt çözüp öğrencileri devre dışı bıraktılar. Zaten devlet tarafından yıllardır bitirilmeye çalışılarak şenlik sayısı çok azalmıştı, bu yıl da yazılı olarak geçildi mi emin değilim ama, YÖK üniversitelere güvenlik sebebiyle hiçbir okulun şenlik yapmaması gerektiğini bildirmiş. Turnikeyle, güvenlikten geçilerek girilen kampüslerdeki şenlikleri, halka açık meydanlardaki belediye konserleriyle bir tuttular ve kampüslere de “güvenli değil” dediler. İnsanların morali bozuk ve kültüre, sanata ihtiyaçları var halbuki. Artık birkaç özel üniversitede var bahar şenliği, adı şenlik, onların da tadı yok.”

Durum bundan ibaret. Belki başka bahara…

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER