#yaşam

Nİ Nİ Nİ Nİ NİSPET ŞOV!

AYLİN ASLIM | 5 Aralık 2017 #yaşam

Herkesin hayatı başkasına güzel...

Sosyal medya bize yaramadı. Dünyaya yaramadı aslında, ama en çok bize yaramadı sanki, Türkiye’ye. Bence Türk insanı ilginç, güzel ya da komik bir şeyleri paylaşmaktan ziyade sanki kötülük için elimize geçmiş masum görünümlü müthiş bir silah gibi gördü sosyal medyayı. ”Nasıl bir kötülük?” derseniz, dereceleri var. Trollükle birini toplu lince maruz bırakmaktan, ince nispetle sinir gevşetmeye kadar gidiyor iş. Nedir nispet? “Bende var, sende yok, çatla patla” gibi bir şeydir, değil mi? Tosun Paşa’da çok güldüğümüz hamam sahnesidir mesela ama film olduğu için tatlıdır. Daha gerçeği, Televole’lerde ayı karat yüzüğünü gösteren ünlüdür, cipiyle haberi yokmuş gibi sabahın dördünde “İyi akşamlar arkadaşlar” çeken popçudur misal.

Özellikle görsellerin paylaşıldığı sosyal medya ortamlarında buna çok benzer bir durum var bence, sadece dalga geçip stolk’ladığımız ünlülerde değil, kendi arkadaş gruplarımızda bile var bu görgüsüzlük, kusura bakmayın. Lafı dolandırmayayım, yaşadığı güzelliği bir güzellik olarak paylaşma motivasyonundan çok, “Düşmanlarımız çatır çatır çatlasın. Ne kadar cool, ne kadar havalı olduğumuzu herkes bilsin anadın mı!” güdüsüyle çekilmiş fotolarınızı, videolarınızı inanın, yemeyen insanlar da var. Kabak gibi ortada niyetiniz. Ve bu ne gereksiz? Yarın unutuyoruz ki biz hepsini. Sadece aklımızda bir yerlerde o tuhaf, samimiyetsiz halleriniz kalıyor. Biz biliyoruz ki sizin ne kadar cool ve acayip olduğunuzu, niye zorluyorsunuz?

Ben bir süredir insanların belki bir hafta tatil yapmak için bir yıl para biriktirdiği küçük bir yerde yaşıyorum. Mutluyum çok şükür; güzellikleri var, zorlukları var, her neyse. Burada da bu sosyal medya nispetiyle ilgili bazı ufak gözlemlerim oldu. İki tip insan var bahsedeceğim. İlki, işte o bütün yıl çalışıp, geldiğinde belki de işverenine olan hıncını çıkaramamaktan ya da belki Televole’yle büyümüş olmaktan, kim bilir, o bir haftayı “Ma Ma Ma Maksimum Nispet Şov”la geçiren insanlar. Gittiği her mekânı, yediği tostu, içtiği her sıvıyı, giydiği her kıyafeti mutlaka ama mutlaka dünyanın en mutlu ve (pardon) “qeyifli” insanıymışcasına belgelemeye çalışmaktan, tatilini yaşayamayan insanlar. Sayıları çok fazla. Normal ya da nötr bir yüz ifadesiyle otururken, telefon kamerasının kendilerine dönmesiyle bir anda tuhaf, çalışılmış Türk TV dizisi mimiği gibi bir gülümsemeyle poz veren insanlar. “Biraz önce sıkılıyordun, ne ara bu kadar coştun?” dedirtirler. Önemli olan onların eğlenmesi değil ki; önemli olan, o fotolara bakacak kimselerin o kişinin çok eğlendiğini, olağanüstü bir vakit geçirdiğini düşünmesi. Hatta önemli olan, mümkünse, o fotolara bakanların “Ah ulan, ben niye bu kadar eğlenemedim!” diye hayıflanması. Önemli olan, Nispet Şov.

Burada yaşamaya başladığımdan beri gözlemlediğim başka bir tipleme de, benim gibi öyle ya da böyle şehir hayatını bırakmış, burada daha farklı bir hayat kurmuş insan modeli. Şehirden tiksinmiş, doğada, sessizlikte huzur arayan insan modeli. Ama gel gör ki, bu insan geride bıraktığı şehirli eş-dostuna kendini kötü hissettirmeyi adeta görev edinmiş. Hadi bir-iki kez espri yapılır senede de, sürekli olarak “İşte benim pazartesi sendromum.” diye deniz manzarası paylaşmayı, kusura bakmayın ama ben biraz görgüsüzce ve kötü niyetli buluyorum. Evet, alternatif bir hayat kurmuş insanlar olarak şehirli arkadaşlarımıza “Bakın, oluyor, siz de yapabilirsiniz.” demektense, "Hahhahayt, siz daha ofislerde çürüyün!" tonunda yazarsanız, bence kötü niyetlisiniz. Sevdiklerinizi başka bir hayata geçmek için yüreklendirmek isteyebilirsiniz, harika bence. Ama iş sürekli dönüp dolaşıp “Bakın ben ne kadar muhteşem hayat yaşıyorum. Siz daha plazalarda debelenin.” noktasına geliyorsa, bence orada ciddi bir sorun var. Orada, “Fakirler ölsün, Porsche'den selamlar!” diyen kızla aynı sorun var. Kamyonunun arkasına “Hayal ettiğiniz hayatı yaşamakla meşgulüm...” yazan kamyoncu abi var. Yahu biz beslenme kutusuna bırakın salamı, muz koyması yasaklanmış bir nesildik. Sucuk reklamı çıktığında utanırdım çünkü sucuk alamayacağını bildiğim sınıf arkadaşlarım gelirdi aklıma. Yediğiyle, içtiğiyle, yaptığıyla, ettiğiyle başkasına kötü hissettirmek ne zamandan beri iyi hissettir oldu?

Nispet kötü bir şey; sen kendince tasarlarken o anın geçer, tutamazsın. Tadına varmak, yaşamak varken... Telefonun ekranı kadar yaşayabiliyorsun yoksa hayatını, o da o ekrandan gelip geçiyor işte.

YAZAR HAKKINDA

AYLİN ASLIM

Şarkıcı ve şarkı yazarı Aylin Aslım, 2000 yılında yayınladığı ilk solo albümü Gelgit'ten bu yana Gülyabani, Canını Seven Kaçsın ve Zümrüdüanka adında dört solo albüm yayınlamış, birçok tribute albümünde usta sanatçıların eserlerini yorumlamıştır. Kadın hakları alanında aktif çalışmalarda bulunmuş, 2005'te Güldünya adlı şarkısı Aile İçi Şiddete Son kampanyaları dahilinde Güldünya Şarkıları adlı albüm ve konser projelerine yön vermiştir. 1996'dan bu yana aktif sahne hayatına devam etmektedir. Adana İşi, Şarkı Söyleyen Kadınlar gibi sinema filmlerinde ve Son isimli televizyon dizisinde oyunculuk yapmıştır. 2015 yılında Adım Adım Uyku adında Türkiye'den ve dünyadan çocuk şarkıları ve ninnilerden oluşan bir albüm yayınlamıştır. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

BENZER İÇERİKLER